bütünleştirme

listen to the pronunciation of bütünleştirme
Türkisch - Englisch
integration
(Ticaret) aggregation
aggregate
bütün
entire

They spent the entire day on the beach. - Onlar bütün günü sahilde geçirdiler.

This is my favorite track on the entire disc. - Bu, bütün diskteki favori parçam.

bütün
all

All the flowers in the garden are yellow. - Bahçedeki bütün çiçekler sarı.

Motherhood and childhood are entitled to special care and assistance. All children, whether born in or out of wedlock, shall enjoy the same social protection. - Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.

bütün
{s} whole

Will he eat the whole cake? - Bütün pastayı yiyecek mi?

I spent the whole afternoon chatting with friends. - Bütün öğleden sonrayı arkadaşlarla sohbet ederek geçirdim.

bütün
{s} complete

This isn't completely wrong. - O bütünüyle yanlış değil.

Prime numbers are like life; they are completely logical, but impossible to find the rules for, even if you spend all your time thinking about it. - Asal sayılar hayata benzerler, onlar tamamıyla mantıklıdır ama bütün zamanınızı bu konuyu düşünerek harcasanız dahi belirli bir kural bulmak imkansızdır.

bütün
utter
bütün
{i} gross

You saved all your baby teeth in this matchbox? That's gross! - Bütün bebek dişlerini bu kibrit kutusunda biriktirdin mi? Bu iğrenç!

You saved all your baby teeth in this matchbox? That's gross! - Bütün çocukluk dişlerini bu kibrit kutusunda mı biriktirdin? Bu iğrenç!

bütün
the total
bütün
pan

The whole city is in panic. - Bütün şehir panik içinde.

bütün
intact
bütün
every

All countries have a responsibility to preserve the ancestral relics of every people group within their borders, and to pass these on to the coming generations. - Bütün ülkeler, tüm sınırları içindeki insan grupların ecdat yadigar eserlerini koruma ve gelecek nesillere aktarma sorumluluğu var.

Everyone in the class is here today. - Bugün bütün sınıf burada.

bütün
sum total
bütün
integral
bütün
entirely

Sami is still not entirely satisfied. - Sami hâlâ bütünüyle tatmin olmuş değil.

You're not entirely wrong. - Sen bütünüyle hatalı değilsin.

bütün
all-out
bütün
full

All the hotels in town are full. - Şehirdeki bütün oteller dolu.

He addressed my full attention to the landscape outside. - Bütün dikkatimi dışarıdaki manzaraya yöneltti.

bütün
thorough
bütün
out-and-out
bütün
integrate
bütün
continuum
bütün
monolith
bütün
grand

Tom has been staying with his grandmother all summer. - Tom bütün yaz büyükannesi ile birlikte kalıyor.

Grandmother died, leaving the whole family stunned. - Büyükanne bütün aileyi buz kesilmiş bırakarak öldü.

bütün
overall
bütün
omni-
bütün
aggregate
bütün
all the
bütün
holo-
bütün
entirety

Examine the question in its entirety. - Soruyu bütünü ile inceleyin.

We need to view this in its entirety. - Bütünüyle bunu incelememiz gerekiyor.

bütün
total

I'm totally not exaggerating. - Bütünüyle abartmıyorum.

Have you been totally honest with me? - Bana karşı bütünüyle dürüst müydün?

bütünleştirmek
unify

We need a new director to unify our company. - Şirketimizi bütünleştirmek için yeni bir müdüre ihtiyacımız var.

Bütünleştirmek
defragment
bütün
the whole

Karam is the best student in the whole school. - Karam, bütün okuldaki en iyi öğrencidir.

I spent the whole afternoon chatting with friends. - Bütün öğleden sonrayı arkadaşlarla sohbet ederek geçirdim.

bütün
aipha
bütün
teetotal
bütün
{s} clear
bütün
undivided
bütün
solid
bütün
round

It is very cold here all the year round. - Bütün yıl boyunca burada hava çok soğuk.

It is warm there all the year round. - Orada hava bütün yıl boyu sıcak.

bütün
holo
bütün
unbroken
bütün
integer
bütün
monolithic
bütün
(before plural form) all
bütün
{i} complement
bütün
{i} ensemble
bütün
whole, entire, total; all
bütün
all out
bütün
total, sum
bütün
(a) whole, (a) totality
bütün
totality
bütün
out and out
bütün
outright
bütün
omni
bütün
large (bill, money)
bütün
unbroken, undivided
bütün
all over the

There was peace all over the world. - Bütün dünyada barış vardı.

English has spread all over the country. - İngilizce bütün ülkede yayıldı.

bütün
whole, entire, total, complete
bütün
one and only
bütün
allout
bütün
{s} sheer
Türkisch - Türkisch

Definition von bütünleştirme im Türkisch Türkisch wörterbuch

Bütün
pan
bütün
Eksiksiz, tam; parçalanmamış
bütün
Çok sayıdaki varlık ve nesnelerin hepsi, bütünü
bütün
Birlik, tamlık: "Şiirde bir bütünün lüzumuna inananlar bile mısralar arasında birtakım aralıklar kabul eder."- O. V. Kanık
bütün
Birlik, tamlık
bütün
Parçalanmamış
bütün
Eksiksiz, tam: "Güller bütün güller bu sabah / Bir ağızdan şarkı söyler gibi açıyor her bahçede."- N. Cumalı. Çok sayıdaki varlık ve nesnelerin hepsi: "Bütün civar köylerde onu sevmeyen yoktu."- Y. K. Karaosmanoğlu
bütün
Ufaklık, bozukluk olmayan (para)
bütünleştirme
Favoriten