Have you already booked our seats on a plane?
- Uçakta önceden yerlerinizi ayırttınız mı?
Tom and Mary booked a room with two beds, but when they arrived at the hotel, there was only one bed.
- Tom ve Mary iki yataklı bir oda ayırttı fakat otele vardıklarında sadece bir yatak vardı.
The twins look so much alike it's next to impossible to distinguish one from the other.
- İkizler o kadar benziyorlar ki birini diğerinden ayırt etmek neredeyse imkansız.
They are easy to distinguish from each other.
- Onları birbirinden ayırt etmek kolaydır.
It's barely recognizable.
- Bu zar zor ayırt edilebilir.
The twins were so alike that it was difficult to tell them apart.
- İkizler o kadar benziyorlardı ki birbirinden ayırt etmek zordu.
It is sometimes hard to tell right from wrong.
- Bazen doğruyu yanlıştan ayırt etmek zordur.
Allocate a room for research purposes.
- Araştırma amaçları için bir oda ayırın.
We must be able to differentiate between objects and situations.
- Nesneler ve durumlar arasında ayırım yapabilmeliyiz.
What separates Guangdong from Guangxi?
- Guangdong'u Guangxi'den ne ayırıyor?
We must separate politics from religion.
- Siyaseti dinden ayırmalıyız.
I'm not disconnecting their printers.
- Onların yazıcılarını ayırmıyorum.
After ten years as business partners, they decided to part ways.
- İş ortakları olarak on yıl sonra, yollarını ayırmaya karar verdiler.
I will love you for better for worse till death us do part.
- Ölüm bizi ayırana kadar iyi ve kötü günde seni seveceğim.
I didn't detach them.
- Ben onları ayırmadım.
The seats were reserved for the party.
- Parti için sandalyeler ayırtıldı.
We have reserved a lot of food for emergencies.
- Acil durumlar için bir sürü yiyecek ayırdık.
Would you mind sparing me thirty minutes of the day?
- Bana günün otuz dakikasını ayırır mısın?
I removed her number after severing our friendship.
- Dostluğumuzu kestikten sonra onun numarasını ayırdım.
Dan disconnected Linda from her respirator.
- Dan, Linda'yı solunum cihazından ayırdı.
I'm not disconnecting their printers.
- Onların yazıcılarını ayırmıyorum.
It's faster to reserve a taxi.
- Bir taksi ayırtmak daha hızlıdır.
I'd like to reserve a table for two.
- İki kişilik bir masa ayırtmak istiyorum.
Subtle differences in tone discriminate the original from the copy.
- Tondaki ince farklar orijinali fotokopiden ayırt eder.
Because they had no time to spare, they hurried back to town.
- Ayıracak zamanları olmadığından dolayı aceleyle kasabaya geri döndüler.
Is there any room to spare in your car?
- Arabanızda ayıracak yer var mı?
English is one language separating two nations.
- İngilizce iki ulusu ayıran bir dildir.
Why is politics separating us, when we ourselves know who is good and who isn't?
- Kimin iyi olduğunu ve kimin olmadığını biz kendimiz bildiğimizde politika neden bizi ayırıyor?
Our teacher separated us into two groups.
- Öğretmen bizi iki gruba ayırdı.
The mother separated the fighting children.
- Anne dövüşen çocukları ayırdı.
Dan disconnected Linda from her respirator.
- Dan, Linda'yı solunum cihazından ayırdı.
Let's decide what needs to be decided, then let's split into two teams, OK?
- Neye karar verilmesi gerektiğine karar verelim, sonra iki takıma ayıralım.
They earmarked enough money for research work.
- Araştırma çalışması için yeterli para ayırdılar.
We dissected a frog to examine its internal organs.
- Bir kurbağayı, iç organlarını incelemek için kesip parçalara ayırdık.
The original and the copy are easily distinguished.
- Orijinal ve kopya kolayca ayırt edilirler.
These machines are distinguished by particularly high-quality workmanship.
- Bu makineler, özellikle yüksek kaliteli işçilik ile ayırt edilir.