aceleyle

listen to the pronunciation of aceleyle
Türkisch - Englisch
quickly

At any rate, Ozawa hurriedly took off his raincoat and quickly put it on the naked girl's shoulders. - Her neyse, Ozawa aceleyle yağmurluğunu çıkardı ve hızlı bir şekilde çıplak kızın omuzlarına koydu.

speedily; hurriedly
in haste, quickly
hastily

Tom hastily packed his suitcase. - Tom aceleyle valizini hazırladı.

Tom hastily packed his bags. - Tom aceleyle bavulunu topladı.

precipitately
urgently
cursorily
pell mell
helter-skelter
headlong
with haste
summarily
helterskelter
hotheadedly
precipitous
acele
haste

I had breakfast in haste in order to be in time for the first bus. - Ben ilk otobüse zamanında yetişmek için aceleyle kahvaltı yaptım.

She hastened to deny the story. - O, hikayeyi yalanlamak için acele etti.

acele
hurry

Hurry up. You'll be late for school. - Acele et. Okula geç kalacaksın.

Hurry up, or you will be late for the last train. - Acele et, yoksa son treni kaçıracaksın.

acele
rush

Five fire engines rushed to the scene of the fire. - Beş itfaiye aracı yangın mahalline aceleyle gitti.

There's no need to rush. - Acele etmeye gerek yok.

aceleyle götürmek
hurry
aceleyle giyinmek
huddle
aceleyle inşaa etmek
throw up
aceleyle sınava hazırlanan öğrenci
crammer
aceleyle yapmak
throw together
aceleyle çevirmek
shuffle cards; turn pages quickly
aceleyle çevirmek
riffle
aceleyle çevirmek
leaf through
aceleyle çıkmak
flee
acele
{s} urgent

Hurry! Tom says it's urgent. - Acele et! Tom onun acil olduğunu söylüyor.

An urgent telegram brought her hurrying back to Tokyo. - Acil bir telgraf onu Tokyo'ya aceleyle geri getirdi.

acele
hasty

I was too hasty in concluding that he was lying. - Onun yalan söylediği sonucuna varmada çok aceleci davrandım.

I had a hasty breakfast and left home. - Acele bir kahvaltı yaptım ve evden ayrıldım.

acele
pressing
acele
{s} hurried

Because they had no time to spare, they hurried back to town. - Ayıracak zamanları olmadığından dolayı aceleyle kasabaya geri döndüler.

We hurried to the station only to miss the train. - Sadece trene yetişmek için istasyona aceleyle gittik.

acele
by return post
acele
quickly

I have come to realize that China is developing quickly but the Chinese people live a relatively leisurely life. - Çin'in hızla geliştiğini anlamak için geldim ancak Çin halkı nispeten acelesiz bir hayat yaşıyor.

We will all die, some quickly, others will take their time. - Biz hepimiz öleceğiz, bazılarımız çabucak, diğerleri acele etmeyecek.

acele
instancy
acele
post
acele
precipitousness
acele
hurry-up
acele
express

You must hurry up, or you will miss the express. - Acele etmelisin yoksa ekspresi kaçıracaksın.

Tom watched them hurry through the doors, a disagreeable expression on his face. - Tom, yüzünde tatsız bir ifade, onların kapılardan acele ile girişini izledi.

acele
precipitation
acele
brusque
acele
precipitate
acele
cursory
acele
extemporaneous
acele
dispatch
acele
hurriedness
acele
crash
acele
nippy
acele
urgency
acele
hustle

Come on, we need to hustle. - Haydi, acele etmeliyiz.

acele
abruptness
acele
precipitateness
acele
hurry-scurry
acele
hurry to
acele
turmoils
acele
hurry of
acele
immediate

We ate a hasty meal and left immediately. - Acele bir yemek yedik ve hemen ayrıldık.

acele
{i} bustle
acele
hurryup
acele
hurriedly

The composition has been written hurriedly, so it's probably full of errors. - Kompozisyon aceleyle yazılmış, bu nedenle o muhtemelen hatalarla doludur.

Tom left the room hurriedly. - Tom aceleyle odayı terk etti.

acele
hurry, haste, undue haste
acele
hurried, hasty (action)
acele
hotfoot
acele
summary
acele
precipitancy
acele
in a hurry, hastily; urgently
acele
haste, hurry, rush, precipitation, urgent, hasty, hurried, precipitate, pressing, immediate,hastily, in a hurry
acele
precipitance
acele
in haste

This textbook, having been printed in haste, has a lot of printing mistakes. - Bu ders kitabının, aceleyle basıldığı için, bir sürü hatası var.

I had breakfast in haste in order to be in time for the first bus. - Ben ilk otobüse zamanında yetişmek için aceleyle kahvaltı yaptım.

acele
hastily

His daughter hastily hid behind the yellow house. - Kızı aceleyle sarı evin arkasında saklandı.

Fadil hastily married. - Fadıl aceleyle evlendi.

acele
too previous
acele
slapdash
acele
{i} whirl
acele
discomposedly
acele
{i} press
acele
in a hurry

He went to the airport in a hurry. - Aceleyle havaalanına gitti.

I could not stop by to greet you because I was in a hurry. - Seni kutlamak için uğrayamadım, çünkü acelem vardı.

acele
scurry
acele
{s} early

You needn't have hurried; you've arrived too early. - Acele etmene gerek yoktu; çok erken vardın.

You needn't have hurried. You've arrived too early. - Acele etmene gerek yoktu. Çok erken geldin.

acele
precipitous
acele
{s} flying
acele
tantivy
Türkisch - Türkisch

Definition von aceleyle im Türkisch Türkisch wörterbuch

ACELE
(Osmanlı Dönemi) Çabuk, çabukluk. Bir işi çabuk yapmaya ve çabuk bitirmeye çalışma, ivedilik
Acele
ivedi
Acele
(Osmanlı Dönemi) ALZ
Acele
(Osmanlı Dönemi) ŞESASA
Acele
(Osmanlı Dönemi) NEZK $
Acele
(Osmanlı Dönemi) ZEMEYAN
acele
Vakit geçirmeden, tez olarak
acele
Tez davranma gerekliliği
acele
Vakit geçirmeden, tez olarak: "Acele bir karar vermek ihtiyacındayım."- P. Safa
acele
Çabuk davranma, ivecenlik
acele
İvedi
acele
Hızlı yapılan, çabuk, tez, ivedi: "Acele işe şeytan karışır."- Atasözü. Çabuk davranma, ivecenlik
Englisch - Türkisch
aceleyle
Favoriten