acısını

listen to the pronunciation of acısını
Türkisch - Englisch
salve
acı
{s} bitter

This seasoning has a bitter taste. - Bu baharatın acı bir tadı var.

The discussions were long and sometimes bitter. - Tartışmalar uzun ve bazen acıydı.

acı
{s} hot

Tom put too much hot sauce on his pizza. - Tom pizzasına çok fazla acı sos koydu.

Never rub your eyes after cutting a hot pepper. - Bir acı biber kestikten sonra asla gözlerini ovma.

acı
{i} pain

I cannot bear this pain. - Bu acıya dayanamıyorum.

His face is distorted by pain. - Onun yüzü acıdan şekil değiştirmişti.

acı
{i} ache

He used to suffer from stomach aches. - O, mide ağrılarından dolayı acı çekerdi.

acısını çekmek
suffer
acısını azaltmak
reduce pain
acısını almak
1. to take the hot, bitter, or biting taste out of (a food). 2. to stop the pain in (a wound or hurt). 3. to assuage, soothe (a sorrow)
acısını bağrına basmak/içine gömmek
to hide one's distress or sorrow
acısını görmek
to suffer the death of (someone one loves)
acısını paylaşma
sympathy
acısını paylaşmak
condole
acısını paylaşmak
to commiserate (with sb)
acısını çekmek
to pay the penalty (of an action), to suffer for it
acısını çekmek
to pay the penalty of, pay for, suffer for
acısını çıkarma
revenge
acısını çıkarmak
take revenge for
acısını çıkarmak
serve smb. out
acısını çıkarmak
1. to take away the hot, bitter, or biting taste of (a food). 2. to make up for, compensate for. 3. to make (someone) suffer for, make (someone) pay for (a wrong)
acısını çıkarmak
have one's revenge
acısını çıkarmak
compensate oneself for
acısını çıkarmak
be revenged
acısını çıkarmak
avenge
acısını çıkarmak
get even with
acısını çıkarmak
pay back
acısını çıkarmak
pay off
acısını çıkarmak
pay out
acısını çıkarmak
to be/get even (with sb), to vent sth on sb/sth, to have/get one's own back on
acısını çıkarmak
requite
acısını çıkarmak
reciprocate
acı
{i} hurt

My legs hurt because I walked a lot today. - Bacaklarım acıyor çünkü bugün çok yürüdüm.

My shoes hurt. I'm in agony. - Ayakkabım zarar gördü. Acı içindeyim.

acı
sting

A bee sting can be very painful. - Arı sokması çok acı verici olabilir.

Whose sting is more painful: a bee's or a wasp's? - Hangisinin sokması daha acılıdır: Bir arının mı yoksa bir yaban arısının mı?

acı
distress

That is a distressing story. - Bu acıklı bir hikaye.

acı
{s} sad

We are faced with a very sad situation. - Çok acıklı bir durumla karşı karşıyayız.

Listening to sad music makes me happy. - Acılı şarkıları dinlemek beni mutlu eder.

acı
sorrow

We all felt great sorrow for him. - Onun için hepimiz büyük acı duyduk.

No words can express her deep sorrow. - Kelimeler acısını ifade etmede yetersiz kalır.

acı
incisive
acı
acrimonious
acı
peppery
acı
{s} acrid
acı
{s} lamentable
acı
{s} harsh

I think Tom is harsh. - Tom'un acımasız olduğunu düşünüyorum.

Teenagers must adapt to today's harsh realities. - Gençler bugünün acımasız gerçeklerine uymalılar.

acı
{i} worry

Don't worry, cutting your hair doesn't hurt. - Merak etmeyin, saçınızı kesmek acı vermez.

acı
sorry

I'm sorry for all the pain I caused you. - Sana verdiğim tüm acı için üzgünüm.

I'm very sorry for the pain I caused. - Neden olduğum acı için çok üzgünüm.

acı
severe

He used to suffer from severe nasal congestion. - O şiddetli burun tıkanıklığından dolayı acı çekti.

Tom was in severe pain. - Tom şiddetli acı içindeydi.

acı
sardonic
acı
suffering

He is suffering from a headache. - O, baş ağrısından acı çekiyor.

My wife is suffering from pneumonia. - Eşim zatürreden dolayı acı çekiyor.

acı
grief

Grief is one of the worst sufferings. - Keder en kötü acılardan biridir.

Everybody deals with grief differently. - Herkes acıyla farklı şekilde baş eder.

acı
sorrowful
acı
inflict

A sadist likes inflicting pain; a masochist, receiving it. - Bir sadist acı vermekten; bir mazoşist onu almaktan hoşlanır.

acı
cruel

I never thought he was capable of doing something so cruel. - Onun o kadar acımasız bir şey yapma yeteneğine sahip olduğunu hiç düşünmemiştim.

It was an extremely cruel war. - Bu son derece acımasız bir savaştı.

acı
bitting
acı
severly
acı
bite

Tom had to bite the bullet. - Tom acıya göğüs germek zorunda kaldı.

The tetanus shot hurt more than the dog bite. - Tetanoz aşısı köpek ısırmasından daha çok acıttı.

acı
agony

She screamed in agony. - O, acı içinde çığlık attı.

My shoes hurt. I'm in agony. - Ayakkabım zarar gördü. Acı içindeyim.

acı
sharp

She felt a sharp pain in the chest. - Göğsünde keskin bir acı hissetti.

He felt a sharp pain. - O, keskin bir acı hissetti.

acı
gripes
acı
severest
acı
rank
acı
mercy

There is no mercy here, Pinocchio. I have spared you. Harlequin must burn in your place. I am hungry and my dinner must be cooked. - Burada merhamet yok, Pinokyo. Senin canını bağışlıyorum. Harlequin senin yerine yanmalı. Ben acıktım ve akşam yemeğim pişirilmeli.

You just have to have mercy on my poor wife. - Sadece zavallı karıma acımalısın.

acı
tart
acı
brackish
acı
feel for

I really feel for you. - Gerçekten sana acıyorum.

acı
trenchant
acı
piercing
acı
commiserate with
acı
astringent
acı
heartache
acı
anguish

Sami's family waited in anguish. - Sami'nin ailesi acı içinde bekliyordu.

He hid his anguish with a smile. - O bir tebessümle acısını sakladı.

acı
deplore
acı
poignant
acı
agitation
acı
cutting

Never rub your eyes after cutting a hot pepper. - Bir acı biber kestikten sonra asla gözlerini ovma.

Don't worry, cutting your hair doesn't hurt. - Merak etmeyin, saçınızı kesmek acı vermez.

acı
heartbreak
acı
poignancy
acı
nippy
acı
acid
acı
gnawing
Acı
bittering
acı
grievous
acı
very warm; bitter
acı
suffer of
acı
a pain
acı
the sting
Allah (acısını) unutturmasın
May God spare you from a greater sorrow (said when one is subjected to a great loss or grief)
acı
{s} splitting
acı
smart
acı
{s} painful

He was painfully skinny. - O, acı verecek şekilde zayıftı.

He was painfully thin. - O, acı verecek şekilde zayıftı.

acı
{s} shrill
acı
{s} pungent
acı
{i} pang

Tom felt the pangs of hunger. - Tom açlığın acısını hissetti.

acı
pain; ache
acı
tragic

It was a tragic accident. - Bu acıklı bir kazaydı.

acı
biting; painful
acı
affliction
acı
mental pain, anguish, suffering, sorrow
acı
pain, ache
acı
misery

Tom shot the injured horse to put it out of its misery. - Tom acısına son vermek için yaralı atı vurdu.

Misery and sorrow accompany war. - Acı ve üzüntü savaşa eşlik eder.

acı
scathing

The army were scathingly beaten. - Ordu acımasızca yenildi.

acı
grief, sorrow (at someone's death): Allah bu acıyı unutturmasın! May God spare you more grief!
acı
bitterness, sharpness
acı
(biber) hot; (kahve, bira vb.) bitter; (yağ) rancid; (koku/tat) acrid, sharp, biting, pungent; (söz) hurtful, cutting, tart, harsh, caustic, pungent, biting; (bağırış) sharp, shrill, piercing;(üzücü) grievous, poignant, tragic, pitiful; pain, ache, pang
acı
wry
acı
{s} biting
acı
nipping
acı
{s} keen
acı
vitriol
acı
acerb
acı
twinge
acı
{s} vitriolic
kuyruk acısını çıkarmak
to square accounts (with)
Englisch - Englisch

Definition von acısını im Englisch Englisch wörterbuch

ACI
adjacent channel interference
Türkisch - Türkisch

Definition von acısını im Türkisch Türkisch wörterbuch

acı
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
Acı
ıstırap
Acı
(Osmanlı Dönemi) MÜRR
Acı
çorak
Acı
BiBERLi
acı
Dışarıdan gelen bir etki ile dış organlarda birdenbire oluşan ve o etkilerin kalkması ile duyulan rahatsızlık, ıstırap
acı
Keskin, hoşa gitmeyen, şiddetli
acı
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, korkunç
acı
Ağrı, sancı
acı
Tadı bu nitelikte olan
acı
Koyu (renk)
acı
Tat alma organında bazı maddelerin bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
acı
Keskin, hoşa gitmeyen, şiddetli: "Acı poyraz kuvvetle esiyordu."- O. Kemal
acı
Tadı bu nitelikte olan: "Acı kahvesini yudumluyordu."- T. Buğra
acı
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, korkunç: "Acı söz insanı dininden çıkarır."- Atasözü. Ölüm, yangın, deprem gibi olayların yarattığı üzüntü, keder, elem: "İnsan, ölümün acısını en çok günün iki uzak saatinde hissetmektedir."- Y. Z. Ortaç
acı
Ölüm, yangın, deprem gibi olayların yarattığı üzüntü, keder, elem
acı
Koyu (renk): "Sıcak iklimlerde bu mevsim, tek renktedir, sadece acı yeşildir."- R. H. Karay
acı
Bir etki sonucu vücutta duyulan ağrı, sancı: "Belli bir yerinde kırık çıkık acısı yoktu."- M. Yesarî
acı
Dışarıdan gelen bir etki ile dış organlarda birdenbire oluşan ve o etkilerin kalkması ile duyulan rahatsızlık, ıstırap: "Omuzlarına kadar vücudun derisini haşlayan bayıltıcı yanma acısı ve dehşeti çok sürmedi."- P. Safa
Englisch - Türkisch

Definition von acısını im Englisch Türkisch wörterbuch

ACI
(Askeri) çağrı engeli tahsisi (assign call inhibit)
acısını
Favoriten