acımak

listen to the pronunciation of acımak
Türkisch - Englisch
hurt
have mercy
ache
relent
pity
smart
be sorry for
pity smb
to be unable to give up (something); to feel sorrow for (the loss or waste of something), regret
commiserate
feel pity for
rue
sympathize
to hurt, give pain, feel sore, ache
(for butter, oil) to become bitter, turn rancid
have compassion
to hurt, to smart, to sting, to ache; to be/feel sorry for sb, to have/take pity on sb; to relent, to show mercy
ache; feel sorry for
feel for smb
to pity, feel compassion for
feel sorry for
clemency
take a pity on
feel sorry for somebody
pity somebody
take pity on
sting
have a pity on
feel sorry
bleed
feel for
have pity on
{f} bite
urticate
{f} deplore
acı
{s} bitter

The discussions were long and sometimes bitter. - Tartışmalar uzun ve bazen acıydı.

I can't stand arugula or any bitter greens. - Roka ve diğer acı şeylere katlanamam.

acı
{s} hot

I want to eat some Korean food that isn't hot and spicy. - Biraz baharatsız ve acısız Kore yemeği yemek istiyorum.

Tom put too much hot sauce on his pizza. - Tom pizzasına çok fazla acı sos koydu.

acı
{i} pain

Do you feel any pain in your stomach? - Karnında herhangi bir acı hissediyor musun?

I can't stand this pain. - Bu acıya dayanamıyorum.

acı
{i} ache

He used to suffer from stomach aches. - O, mide ağrılarından dolayı acı çekerdi.

acı
{i} hurt

Ow! Yukiko! That hurts! Quit hitting me with your fists! - Ooo! Yukiko! O acıtıyor! Bana yumruklarınla vurmaktan vazgeç!

One of my teeth hurts. - Benim dişlerimden biri acıyor.

acı
sting

A bee sting is a painful thing. - Arı sokması, acı bir şeydir.

A bee sting can be very painful. - Arı sokması çok acı verici olabilir.

acı
distress

That is a distressing story. - Bu acıklı bir hikaye.

acıma
{i} feeling
acı
{s} sad

We are faced with a very sad situation. - Çok acıklı bir durumla karşı karşıyayız.

A sadist likes inflicting pain; a masochist, receiving it. - Bir sadist acı vermekten; bir mazoşist onu almaktan hoşlanır.

acı
incisive
acı
sorrow

The happiness and sorrow of others is happiness and sorrow of our own. - Başkalarının acı ve mutluluğu, bizim kendi acı ve mutluluğumuzdur.

We all felt great sorrow for him. - Onun için hepimiz büyük acı duyduk.

acı
acrimonious
acı
peppery
acı
{i} worry

Don't worry, cutting your hair doesn't hurt. - Merak etmeyin, saçınızı kesmek acı vermez.

acı
{s} acrid
acı
{s} harsh

Fadil wanted to save the delicate Layla from a harsh world. - Fadıl, zarif Leyla'yı acımasız bir dünyadan kurtarmak istedi.

Teenagers must adapt to today's harsh realities. - Gençler bugünün acımasız gerçeklerine uymalılar.

acı
sorry

I'm very sorry for the pain I caused. - Neden olduğum acı için çok üzgünüm.

Tom said he felt sorry for Mary. - Tom Mary'ye acıdığını söyledi.

acı
{s} lamentable
acı
severe

Tom was in severe pain. - Tom şiddetli acı içindeydi.

He used to suffer from severe nasal congestion. - O şiddetli burun tıkanıklığından dolayı acı çekti.

acı
sardonic
acı
suffering

To some life is pleasure, to others suffering. - Bazılarına göre hayat zevktir, diğerlerine göre acı çekmektir.

Why is life so full of suffering? - Hayat niçin o kadar acı dolu?

acı
grief

Everybody deals with grief differently. - Herkes acıyla farklı şekilde baş eder.

War doesn't bring on peace; on the contrary, it brings pains and grief on both sides. - Savaş, barış getirmez. Tam tersine, o acı ve keder getirir.

acıma
pity

Tom's face was full of pity. - Tom'un yüzü acıma doluydu.

I could only feel pity for what they were enduring. - Katlandıkları şey için sadece acıma hissedebilirim.

acıma
compassion

Tom's lack of compassion surprised Mary. - Tom'un acımasız olması Mary'yi şaşırttı.

acı
sorrowful
acı
severest
acı
agony

He lay in agony until the doctor arrived. - Doktor gelinceye kadar acı içinde yattı.

My shoes hurt. I'm in agony. - Ayakkabım zarar gördü. Acı içindeyim.

acı
mercy

You just have to have mercy on my poor wife. - Sadece zavallı karıma acımalısın.

There is no mercy here, Pinocchio. I have spared you. Harlequin must burn in your place. I am hungry and my dinner must be cooked. - Burada merhamet yok, Pinokyo. Senin canını bağışlıyorum. Harlequin senin yerine yanmalı. Ben acıktım ve akşam yemeğim pişirilmeli.

acı
bite

The tetanus shot hurt more than the dog bite. - Tetanoz aşısı köpek ısırmasından daha çok acıttı.

Tom had to bite the bullet. - Tom acıya göğüs germek zorunda kaldı.

acı
sharp

She felt a sharp pain in the chest. - Göğsünde keskin bir acı hissetti.

He felt a sharp pain. - O, keskin bir acı hissetti.

acı
bitting
acı
tart
acı
gripes
acı
severly
acı
rank
acı
cruel

It's a perfect example of cruel fate. - Bu acımasız kaderin güzel bir örneği.

He was very hurt by her cruel words. - Onun acımasız sözleriyle çok yaralandı.

acı
inflict

A sadist likes inflicting pain; a masochist, receiving it. - Bir sadist acı vermekten; bir mazoşist onu almaktan hoşlanır.

acıma
charity
acıma
smart
acıma
suffering
acı
brackish
acı
agitation
acı
trenchant
acı
heartache
acı
anguish

He hid his anguish with a smile. - O bir tebessümle acısını sakladı.

Sami's family waited in anguish. - Sami'nin ailesi acı içinde bekliyordu.

acı
piercing
acı
feel for

I really feel for you. - Gerçekten sana acıyorum.

acı
poignant
acı
commiserate with
acı
acid
acı
astringent
acı
deplore
acı
gnawing
acı
nippy
acı
heartbreak
acı
cutting

Never rub your eyes after cutting a hot pepper. - Bir acı biber kestikten sonra asla gözlerini ovma.

Don't worry, cutting your hair doesn't hurt. - Merak etmeyin, saçınızı kesmek acı vermez.

acı
poignancy
acıma
mercy

You just have to have mercy on my poor wife. - Sadece zavallı karıma acımalısın.

acıma
ruth

He's greedy and ruthless. - O, açgözlü ve acımasız.

Dan was a ruthless killer. - Dan acımasız bir katildi.

acıma
{i} sympathy
acıma
clemency
Acı
bittering
acı
a pain
acı
the sting
acı
suffer of
acı
very warm; bitter
acı
grievous
acı
shrill
acı
smart
acı
biting; painful
acı
{s} splitting
acı
affliction
acı
tragic

It was a tragic accident. - Bu acıklı bir kazaydı.

acı
(biber) hot; (kahve, bira vb.) bitter; (yağ) rancid; (koku/tat) acrid, sharp, biting, pungent; (söz) hurtful, cutting, tart, harsh, caustic, pungent, biting; (bağırış) sharp, shrill, piercing;(üzücü) grievous, poignant, tragic, pitiful; pain, ache, pang
acı
bitterness, sharpness
acı
pang

Tom felt the pangs of hunger. - Tom açlığın acısını hissetti.

acı
{s} painful

He was painfully skinny. - O, acı verecek şekilde zayıftı.

She was painfully skinny. - O, acı verecek şekilde zayıftı.

acı
acerb
acı
{s} scathing

The army were scathingly beaten. - Ordu acımasızca yenildi.

acı
vitriol
acı
{s} vitriolic
acı
{s} keen
acı
{i} misery

Tom shot the injured horse to put it out of its misery. - Tom acısına son vermek için yaralı atı vurdu.

Misery and sorrow accompany war. - Acı ve üzüntü savaşa eşlik eder.

acı
grief, sorrow (at someone's death): Allah bu acıyı unutturmasın! May God spare you more grief!
acı
twinge
acı
{s} pungent
acı
nipping
acı
{s} biting
acı
wry
acı
pain; ache
acı
pain, ache
acı
mental pain, anguish, suffering, sorrow
acıma
pathos
acıma
pity, mercy, compassion, clemency " merhamet; commiseration
acıma
pity, compassion
acıma
{i} commiseration
acıma
aching
acıma
ache, aching, painfulness
bacağı acımak
shin oneself
canı acımak
to feel pain
Englisch - Englisch

Definition von acımak im Englisch Englisch wörterbuch

ACI
adjacent channel interference
Türkisch - Türkisch
Başkasının acısına ortak olmak veya durumundan üzüntü duymak: "Bu boş localar, boş sandalyeler karşısında yorulan sanatkârlara acıyordum."- M. Ş. Esendal
Acılı, ağrılı olmak
Başkasının acısına ortak olmak veya durumundan üzüntü duymak
Tadı acı duruma gelmek, acılaşmak
Acılı, ağrılı olmak: "Şaşkınlığından bir kestane yığınına çarptı, canı acıyordu."- S. F. Abasıyanık
Başkasının uğradığı veya uğrayacağı kötü bir duruma üzülmek: "Yarını ne olacak dünyamızın / Biz yaşımızı başımızı aldık / Allah çocuklarımıza acısın."- C. S. Tarancı
Merhamet etmek
Başkasının uğradığı veya uğrayacağı kötü bir duruma üzülmek
acı
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
acıma
Acımak işi
acıma
Başka bir kimsenin veya canlının mutsuzluğuna karşı duyulan üzüntü, merhamet: "Sizin zerre kadar acımanız yok mu?"- H. R. Gürpınar
Acı
ıstırap
Acı
(Osmanlı Dönemi) MÜRR
Acı
çorak
Acı
BiBERLi
acı
Tat alma organında bazı maddelerin bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
acı
Keskin, hoşa gitmeyen, şiddetli
acı
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, korkunç
acı
Ağrı, sancı
acı
Dışarıdan gelen bir etki ile dış organlarda birdenbire oluşan ve o etkilerin kalkması ile duyulan rahatsızlık, ıstırap
acı
Koyu (renk)
acı
Dışarıdan gelen bir etki ile dış organlarda birdenbire oluşan ve o etkilerin kalkması ile duyulan rahatsızlık, ıstırap: "Omuzlarına kadar vücudun derisini haşlayan bayıltıcı yanma acısı ve dehşeti çok sürmedi."- P. Safa
acı
Keskin, hoşa gitmeyen, şiddetli: "Acı poyraz kuvvetle esiyordu."- O. Kemal
acı
Tadı bu nitelikte olan: "Acı kahvesini yudumluyordu."- T. Buğra
acı
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, korkunç: "Acı söz insanı dininden çıkarır."- Atasözü. Ölüm, yangın, deprem gibi olayların yarattığı üzüntü, keder, elem: "İnsan, ölümün acısını en çok günün iki uzak saatinde hissetmektedir."- Y. Z. Ortaç
acı
Ölüm, yangın, deprem gibi olayların yarattığı üzüntü, keder, elem
acı
Koyu (renk): "Sıcak iklimlerde bu mevsim, tek renktedir, sadece acı yeşildir."- R. H. Karay
acı
Bir etki sonucu vücutta duyulan ağrı, sancı: "Belli bir yerinde kırık çıkık acısı yoktu."- M. Yesarî
acı
Tadı bu nitelikte olan
acıma
Başka bir kimsenin veya canlının mutsuzluğuna karşı duyulan üzüntü, merhamet
Englisch - Türkisch

Definition von acımak im Englisch Türkisch wörterbuch

ACI
(Askeri) çağrı engeli tahsisi (assign call inhibit)
acımak
Favoriten