acısız

listen to the pronunciation of acısız
Türkçe - İngilizce
lacking in peppery seasoning, not hot, mild
(something) that is free of worries, carefree
causing no pain; painless
painless; (yiyecek) mild, not hot, without pepper
not hurting
without seasoning
not spicy
without pain; mild
mild
pain free
painless

Your death will be painless. - Ölümün acısız olacak.

I'll try to make this as painless as possible. - Bunu mümkün olduğu kadar acısız yapmaya çalışacağım.

indolent
acı
{s} bitter

The discussions were long and sometimes bitter. - Tartışmalar uzun ve bazen acıydı.

She shed bitter tears. - O acı gözyaşları döktü.

acı
{s} hot

Tom put too much hot sauce on his pizza. - Tom pizzasına çok fazla acı sos koydu.

I want to eat something that's not hot and spicy. - Acı ve baharatlı olmayan bir şey yemek istiyorum.

acı
{i} pain

I can't stand this pain. - Bu acıya dayanamıyorum.

I cannot bear this pain. - Bu acıya dayanamıyorum.

acı
{i} ache

He used to suffer from stomach aches. - O, mide ağrılarından dolayı acı çekerdi.

acısız ölüm
painless death
acısız ölüm
euthanasia
acı
{i} hurt

The soap hurt my eyes. - Sabun gözlerimi acıttı.

Ow! Yukiko! That hurts! Quit hitting me with your fists! - Ooo! Yukiko! O acıtıyor! Bana yumruklarınla vurmaktan vazgeç!

acı
sting

A bee sting can be very painful. - Arı sokması çok acı verici olabilir.

A bee sting is a painful thing. - Arı sokması, acı bir şeydir.

acı
distress

That is a distressing story. - Bu acıklı bir hikaye.

acı
{s} sad

The movie was so sad that everybody cried. - Film öyle acıklı idi ki herkes ağladı.

We are faced with a very sad situation. - Çok acıklı bir durumla karşı karşıyayız.

acı
incisive
acı
sorrow

His heart is filled with sorrow. - Onun kalbi acıyla doludur.

The happiness and sorrow of others is happiness and sorrow of our own. - Başkalarının acı ve mutluluğu, bizim kendi acı ve mutluluğumuzdur.

acı
acrimonious
acı
peppery
acı
sorry

Tom said he felt sorry for Mary. - Tom Mary'ye acıdığını söyledi.

I'm sorry for all the pain I caused you. - Sana verdiğim tüm acı için üzgünüm.

acı
{s} acrid
acı
{i} worry

Don't worry, cutting your hair doesn't hurt. - Merak etmeyin, saçınızı kesmek acı vermez.

acı
{s} lamentable
acı
sardonic
acı
{s} harsh

Fadil wanted to save the delicate Layla from a harsh world. - Fadıl, zarif Leyla'yı acımasız bir dünyadan kurtarmak istedi.

Teenagers must adapt to today's harsh realities. - Gençler bugünün acımasız gerçeklerine uymalılar.

acı
severe

Tom was in severe pain. - Tom şiddetli acı içindeydi.

He used to suffer from severe nasal congestion. - O şiddetli burun tıkanıklığından dolayı acı çekti.

acı
suffering

He is suffering from an aggravated disease. - O, ağır bir hastalıktan acı çekiyor.

Why is life so full of suffering? - Hayat niçin o kadar acı dolu?

acı
grief

War doesn't bring on peace; on the contrary, it brings pains and grief on both sides. - Savaş, barış getirmez. Tam tersine, o acı ve keder getirir.

Everybody deals with grief differently. - Herkes acıyla farklı şekilde baş eder.

acı
sorrowful
acı
severest
acı
inflict

A sadist likes inflicting pain; a masochist, receiving it. - Bir sadist acı vermekten; bir mazoşist onu almaktan hoşlanır.

acı
gripes
acı
bitting
acı
bite

The tetanus shot hurt more than the dog bite. - Tetanoz aşısı köpek ısırmasından daha çok acıttı.

Tom had to bite the bullet. - Tom acıya göğüs germek zorunda kaldı.

acı
sharp

He felt a sharp pain. - O, keskin bir acı hissetti.

She felt a sharp pain in the chest. - Göğsünde keskin bir acı hissetti.

acı
cruel

It's a perfect example of cruel fate. - Bu acımasız kaderin güzel bir örneği.

He was very hurt by her cruel words. - Onun acımasız sözleriyle çok yaralandı.

acı
rank
acı
mercy

There is no mercy here, Pinocchio. I have spared you. Harlequin must burn in your place. I am hungry and my dinner must be cooked. - Burada merhamet yok, Pinokyo. Senin canını bağışlıyorum. Harlequin senin yerine yanmalı. Ben acıktım ve akşam yemeğim pişirilmeli.

You just have to have mercy on my poor wife. - Sadece zavallı karıma acımalısın.

acı
tart
acı
severly
acı
agony

Tom seems to be in agony. - Tom acı çekiyor gibi görünüyor.

She screamed in agony. - O, acı içinde çığlık attı.

acı
brackish
acı
trenchant
acı
commiserate with
acı
poignant
acı
acid
acı
anguish

Sami's family waited in anguish. - Sami'nin ailesi acı içinde bekliyordu.

He hid his anguish with a smile. - O bir tebessümle acısını sakladı.

acı
gnawing
acı
feel for

I really feel for you. - Gerçekten sana acıyorum.

acı
heartache
acı
agitation
acı
nippy
acı
piercing
acı
cutting

Don't worry, cutting your hair doesn't hurt. - Merak etmeyin, saçınızı kesmek acı vermez.

Never rub your eyes after cutting a hot pepper. - Bir acı biber kestikten sonra asla gözlerini ovma.

acı
deplore
acı
heartbreak
acı
poignancy
acı
astringent
Acı
bittering
acı
very warm; bitter
acı
grievous
acı
the sting
acı
suffer of
acı
a pain
acı
{s} painful

He was painfully thin. - O, acı verecek şekilde zayıftı.

She was painfully skinny. - O, acı verecek şekilde zayıftı.

acı
{s} biting
acı
splitting
acı
bitterness, sharpness
acı
{i} affliction
acı
wry
acı
{s} shrill
acı
{i} pang

Tom felt the pangs of hunger. - Tom açlığın acısını hissetti.

acı
smart
acı
biting; painful
acı
nipping
acı
{s} tragic

It was a tragic accident. - Bu acıklı bir kazaydı.

acı
(biber) hot; (kahve, bira vb.) bitter; (yağ) rancid; (koku/tat) acrid, sharp, biting, pungent; (söz) hurtful, cutting, tart, harsh, caustic, pungent, biting; (bağırış) sharp, shrill, piercing;(üzücü) grievous, poignant, tragic, pitiful; pain, ache, pang
acı
mental pain, anguish, suffering, sorrow
acı
pain, ache
acı
pain; ache
acı
misery

Misery and sorrow accompany war. - Acı ve üzüntü savaşa eşlik eder.

Her misery was only for show. - Onun acısı yalnızca gösteriş içindi.

acı
acerb
acı
scathing

The army were scathingly beaten. - Ordu acımasızca yenildi.

acı
{s} vitriolic
acı
grief, sorrow (at someone's death): Allah bu acıyı unutturmasın! May God spare you more grief!
acı
twinge
acı
{s} pungent
acı
vitriol
acı
{s} keen
İngilizce - İngilizce

acısız teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

ACI
adjacent channel interference
Türkçe - Türkçe
Tadı acı olmayan
Ağrı, sızı duyulmayan
Üzüntü, sıkıntı olmayan, kedersiz
bibersiz
acı
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
Acı
ıstırap
Acı
(Osmanlı Dönemi) MÜRR
Acı
çorak
Acı
BiBERLi
acı
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, korkunç
acı
Keskin, hoşa gitmeyen, şiddetli
acı
Tadı bu nitelikte olan
acı
Ağrı, sancı
acı
Tat alma organında bazı maddelerin bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
acı
Koyu (renk)
acı
Dışarıdan gelen bir etki ile dış organlarda birdenbire oluşan ve o etkilerin kalkması ile duyulan rahatsızlık, ıstırap: "Omuzlarına kadar vücudun derisini haşlayan bayıltıcı yanma acısı ve dehşeti çok sürmedi."- P. Safa
acı
Keskin, hoşa gitmeyen, şiddetli: "Acı poyraz kuvvetle esiyordu."- O. Kemal
acı
Tadı bu nitelikte olan: "Acı kahvesini yudumluyordu."- T. Buğra
acı
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, korkunç: "Acı söz insanı dininden çıkarır."- Atasözü. Ölüm, yangın, deprem gibi olayların yarattığı üzüntü, keder, elem: "İnsan, ölümün acısını en çok günün iki uzak saatinde hissetmektedir."- Y. Z. Ortaç
acı
Ölüm, yangın, deprem gibi olayların yarattığı üzüntü, keder, elem
acı
Koyu (renk): "Sıcak iklimlerde bu mevsim, tek renktedir, sadece acı yeşildir."- R. H. Karay
acı
Bir etki sonucu vücutta duyulan ağrı, sancı: "Belli bir yerinde kırık çıkık acısı yoktu."- M. Yesarî
acı
Dışarıdan gelen bir etki ile dış organlarda birdenbire oluşan ve o etkilerin kalkması ile duyulan rahatsızlık, ıstırap
İngilizce - Türkçe

acısız teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

ACI
(Askeri) çağrı engeli tahsisi (assign call inhibit)
acısız