önce

listen to the pronunciation of önce
Türkçe - İngilizce
ago

He went to Paris two years ago. - O, Paris'e iki yıl önce gitti.

There was a castle here many years ago. - Yıllar önce orada bir kale vardı.

first

Tom divorced his first wife more than fifteen years ago. - Tom on beş yıldan daha önce ilk eşinden boşandı.

We'll go to Hong Kong first, and then we'll go to Singapore. - Önce Hong Kong'a gideceğiz ve sonra Singapura gideceğiz.

before

Before going to study in Paris, I must brush up on my French. - Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemeliyim.

Anime director Satoshi Kon died of pancreatic cancer on August 24, 2010, shortly before his 47th birthday. - Anime yönetmeni Satoshi Kon, kırk yedinci doğum gününden kısa süre önce 24 Ağustos 2010 tarihinde pankreas kanserinden öldü.

first, at first, firstly, initially; before; ago
firstly

Firstly, we mustn't be selfish. - Her şeyden önce bencil olmamalıyız.

Firstly, happiness is related to money. - Öncelikle, mutluluk para ile ilgilidir.

before time
epi-
for one thing

For one thing, I don't have any money. For another, I don't have the time. - Öncelikle, hiç param yok. ikinci olarak, zamanım yok.

For one thing, I'm penniless; for another, I don't have the time. - Öncelikle, beş parasızım, ayrıca, zamanım yok.

to start with

To start with, who is that man? - Her şeyden önce, o adam kim?

To start with, I must thank you for your help. - Öncelikle yardımınız için size teşekkür etmeliyim.

initially
beforehand

Let's get things ready beforehand. - İşleri önceden hazırlayalım.

We prepared snacks beforehand. - Biz önceden aperatifleri hazırladık.

pre-

He bought the pre-cut pork loin. - O önceden kesilmiş domuz filetosu aldı.

What's your pre-tax income? - Senin vergi öncesi gelirin nedir?

before, ago
back

He came back before eight. - Sekizden önce geri döndü.

By the time you came back, I'd already left. - Sen gelmeden önce ben zaten çıkmıştım.

ere

That building was erected five years ago, I think. - O bina sanırım beş yıl önce inşa edildi.

This building was erected 300 years ago. - Bu bina 300 yıl önce inşa edildi.

prior

Parents have a prior right to choose the kind of education that shall be given to their children. - Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler.

Freshness is our top priority. - Tazelik bizim önceliğimizdir.

first, at first
the preceding period of time; the past
pre

It would be to your advantage to prepare questions in advance. - Soruları önceden hazırlamak senin yararına olur.

He arrived two days previously. - O iki gün önceden vardı.

ante

Tom connected the TV to the antenna that the previous owner of his house had mounted on the roof. - Tom TV'yi evin önceki sahibinin çatıya monte ettiği antene bağladı.

The conquest of İstanbul antedates the discovery of America. - İstanbul'un fethi, Amerika'nın keşfinden önce gelir.

afore
pro

Check the enemy's progress before they reach the town. - Düşman kasabaya ulaşmadan önce, onların ilerlemesini durdurun.

The student has already solved all the problems. - Öğrenci tüm problemleri daha önce çözdü.

above

Above all, I want to be healthy. - Her şeyden önce sağlıklı olmak istiyorum.

Above all, you must help each other. - Her şeyden önce, birbirinize yardım etmelisiniz.

before ...: tatilden önce before the vacation
early

Tom doesn't always get up early, but he always gets up before Mary does. - Tom her zaman erken kalkmaz fakat her zaman Mary'den önce kalkar.

Could you tell Tom to come to work an hour early tomorrow? - Tom'a yarın bir saat önce işe gelmesini söyleyebilir misin?

prior to

I need it by the morning of April 5, so it can be reviewed by other members prior to the meeting. - 5 Nisan sabahına kadar ona ihtiyacım var, bu yüzden toplantıdan önce diğer üyeler tarafından gözden geçirilebilir.

All the arrangements should be made prior to our departure. - Tüm düzenlemeler bizim kalkmadan önce yapılmalıdır.

in advance

You may as well say it to him in advance. - Siz de ona önceden diyebilirsiniz.

You may as well say it to him in advance. - Siz de ona önceden söyleyebilirsiniz.

at first

No one believed me at first. - İlk önce kimse bana inanmıyordu.

At first I thought I liked the plan, but on second thought I decided to oppose it. - Önce plandan hoşlandığımı düşündüm fakat ikinci düşünüşümde ona karşı çıkmaya karar verdim.

a priori

Tell him it's a priority. - Ona bunun bir öncelik olduğunu söyle.

Tell her it's a priority. - Ona bunun bir öncelik olduğunu söyle.

epi
ilk önce
first of all

First of all, I'm very worried about my daughter's health. - İlk önce ben kızımın sağlığı hakkında çok kaygılıyım.

ilk önce
firstly
önce gelen
antecedent
önce gelme
precedence
önce gelmek
come before
önce olmak
anticipate
önce davranmak
anticipate
önce gelen
(Ticaret) predecessor
önce gelen
(Bilgisayar) leading
önce gelerek
preceding
önce gelme
preceding
önce gelmek
predate
önce gelen
(Hukuk) preceding
önce can sonra canan
(Atasözü) Charity begins at home
önce davranmak
take precedence of
önce değerbiç
(Bilgisayar) evaluate first
önce doğmuş çocuk
premature baby
önce düşün, sonra söyle
(Atasözü) Think before you speak
önce gelen iş
preoccupation
önce gelen kimse
progenitor
önce gelme
(Hukuk) figure prominently
önce gelmek
precede
önce gelmek
forego
önce gelmek
take precedence of
önce gelmek
antedate
önce gelmek
to precede
önce güvenlik
safety first
önce iğneyi kendine batır, sonra çuvaldızı ele
(Atasözü) Before you do or say something unpleasant to someone else, think of how you'd feel if something similar were done or said to you
önce kapmak
preoccupy
önce kapmak
beat smb. to it
önce okuyun
(Bilgisayar) read this first
önce olma
precedence
önce olmak
have the precedence
önce para
(Konuşma Dili) cash on the barrelhead
önce satın alma hakkı
pre emption
önce sayfa sonu
(Bilgisayar) page break before
önce siz
after you!
önce tartılmak
weigh in

Boxers have to weigh in before a fight. - Boksörler bir maçtan önce tartılmak zorundalar.

önce uzun kenar
(Bilgisayar) long edge first
önce yapmak
beat smb. to it
önce ölmek
predecease
önce ölmüş
(Kanun) predeceased
daha önce
previously

In which house did you live previously? - Daha önce hangi evde yaşıyordun?

There were a lot of teachers from Australia and New Zealand at the English conversation school I went to previously. - Daha önce gittim İngilizce konuşma okulunda Avustralya ve Yeni Zelanda'dan birçok öğretmen vardı.

az önce
just

I've seen just now that the ambassador of Saudi Arabia has resigned. - Suudi Arabistan büyük elçisinin istifa ettiğini az önce gördüm.

When one lucky spirit abandons you another picks you up. I just passed an exam for a job. - Şanslı bir ruh seni terk ettiği zaman, bir başkası seni alır.Ben az önce bir iş sınavını geçtim.

-meden önce
before
herşeyden önce
first of all
biraz önce
just now
biraz önce
a little while ago

I just started using this site a little while ago. - Bu siteyi biraz önce kullanmaya başladım.

bundan önce
heretofore
den önce
no later than
önce gel
come before

If you can't come before lunch, how about 4 o'clock in the afternoon? - Öğle yemeğinden önce gelemiyorsanız, öğleden sonra saat 4'e ne dersiniz?

Duty should come before anything else. - Görev başka her şeyden önce gelmeli.

-meden önce
by the time
-den önce
preparatory to
-den önce
(Ticaret) prior
-den önce gelmek
precede
-den önce olan
antecedent to
az önce
deja
az önce
a short time ago
bir an önce
forthwith
bir an önce
right away

Why did you put the chicken in such a difficult place to get when you knew that I wanted to use it right away? - Bir an önce onu kullanmak istediğimi bildiğin halde niçin tavuğu böyle alması zor bir yere koydun?

Tom says he wants to get married right away. - Tom bir an önce evlenmek istediğini söylüyor.

bir hafta önce
a week ago
bir hafta önce
one week ago
bir süre önce
a while ago
biraz önce
just

Forget what I have just told you. - Biraz önce sana söylediklerimi unut.

Forget what I have just told you. - Biraz önce sana söylediğimi unut.

birinden önce ölmek
predecease
birkaç gün önce
the other day
birkaç yıl önce
a few years ago
bitişten önce
(Bilgisayar) before end
daha önce
afore
daha önce
already

Tom has already signed up for that class. - Tom o sınıfa daha önce kaydoldu.

I have already eaten lunch. - Daha önce öğle yemeği yedim.

daha önce
before

Have you made a speech in English before? - Daha önce İngilizce bir konuşma yaptın mı?

I turned off the TV because I had seen the movie before. - Filmi daha önce gördüğüm için televizyonu kapattım.

den önce gelmek
precede
deneyden önce
a priori
doğumdan önce
(Tıp) prenatal
en önce
(deyim) first things first
en önce
in the first place
gün önce
days ago
hafta önce
weeks ago
haftalar önce
weeks ago
hepsinden önce
first of all
her şeyden önce
(deyim) first things first
her şeyden önce
before hand
her şeyden önce
start with
her şeyden önce
in the first place
her şeyden önce
above all things
her şeyden önce
primarily
herşeyden önce
firstly
herşeyden önce
last
iki ay önce
two months ago
iki hafta önce
two weeks ago
iki yıl önce
two years ago
ilk önce
first and foremost
ilk önce
transmitting
ilk önce
begin with
ilk önce
at first

I hated Tom at first. - Tom'dan ilk önce nefret ettim.

At first, I thought he was a teacher, but he wasn't. - İlk önce öğretmen olduğunu sanmıştım ama değilmiş.

ilk önce
in the first place

How did you hear about Tatoeba in the first place? - Tatoeba'yı ilk önce ne zaman duydun?

Tom should've told Mary the truth in the first place. - Tom gerçeği ilk önce Mary'ye söylemeliydi.

ilk önce
at the outset
ilk önce
before hand
isadan önce
a/c
kısa süre önce
recently
olaydan önce
(Latin) a priori
savaştan önce
ante-bellum
sayfadan önce
(Bilgisayar) before sheet
seneler önce
years ago
tarihinden önce
(Bilgisayar) before
uzun zaman önce
(Bilgisayar) long time ago
vaktinden önce
early
yatmadan önce
ante noctem
yıllar önce
years ago

Whenever we have such lovely rain, I recall the two of us, several years ago. - Her nezaman böyle güzel bir yağmurumuz olsa, ben yıllar öncesini, ikimizi hatırlıyorum.

Many years ago, I visited the center of Hiroshima. - Yıllar önce, ben Hiroşima'nın merkezini ziyaret ettim.

yıllar önce
ages ago
zamanından önce
precipitate
zamanından önce
untimely
zamanından önce
preterm
çok zaman önce
a long time ago
çok önce
long before
öğleden önce
am
öğleden önce
(Ticaret) ante-meridiem a.m
öğleden önce
a/m
öğleden önce
ante-meridiem (a.m.)
üç saat önce
three hours ago
zamanından önce
prematurely
önce gel
precede

The flash of lightning precedes the sound of thunder. - Şimşeğin ışığı gök gürültüsünün sesinden önce gelir.

In English the verb precedes the object. - İngilizcede yüklem nesneden önce gelir.

önce gel
{f} preceding
önce gelme
primacy
zamanından önce
early
-den önce
Afore
az zaman önce
less time before
biran önce
as soon as possible
kısa bir süre önce
A short while ago
önce gelen
from before
-den önce gelen
preceded
Spartan (Spartan füzesi: Daha önce Safeguard balistik savunma silah sistem füzes
(Askeri) Spartan
ateşlemeden önce kilitleme
(Askeri) lock-on before launch
aynı anı daha önce de yaşadığını hissetme
deja-vu
az önce
a short time ago, just now
az önce
only just

I have only just begun. - Daha az önce başladım.

I only just left Tom. - Az önce Tom'u terk ettim.

az önce
shortly before
az önce
just now

He left the office just now. - O, az önce ofisten ayrıldı.

Paul telephoned just now. - Paul az önce telefon etti.

ben gitmeden önce
before i go
beşten önce
before five
bir an evvel/önce
as soon as possible
bir an önce
as soon as possible, right away
bir an önce
as soon as possible

You should tell Tom as soon as possible. - Bir an önce Tom'a söylemelisin.

bir an önce
in no time

You'll be there in no time. - Bir an önce orada olacaksın.

bir an önce
anon
bir ayak evvel/önce immediately
at once
bir gün önce
the day before

I found the book which I had lost the day before. - Bir gün önce kaybettiğim kitabı buldum.

I had rented it the day before. - Ben onu bir gün önce kiralamıştım.

biraz önce
shortly before
birden önce
before one

Zero comes before one. - Sıfır birden önce gelir.

Zero is what comes before one. - Sıfır birden önce gelen şeydir.

birinden önce davranmak
(deyim) get the jump on one
biz gitmeden önce
before we go
borcu vadesinden önce ödeme
(Ticaret) prepayment
bu hastalığı daha önce hiç geçirmedim
I've never had this disease before
bundan önce
previously
bundan önce
ere this
bundan önce
before this
bundan önce
before now
bundan önce
ere now
bundan önce
erewhile
daha önce
before; earlier
daha önce belirtilen
aforementioned
daha önce belirtilen
aforesaid
daha önce kapma
preoccupancy
daha önce savaşan taraflar
(Askeri) former warring factions
daha önce söylenen
(Hukuk) foregoing
daha önce var olmak
pre exist
daha önce ölmek
predecease
daha önce ülser tedavisi görmüştüm
I have previously received treatment for an ulcer
den önce
afore
den önce değil
not until
diğerlerinden önce
in advance of the others
dokunmadan önce boyanmış
dyed in the wool
dokunmadan önce boyanmış
wool dyed
en önce
in first place
en önce
first of all
epey zaman önce
a long while ago
gün batımından önce
day before
günümüzden önce
before present day
haberi önce yayınlama
(gazete) beat
hemen önce
shortly before

A man was seen acting suspiciously shortly before the explosion. - Patlamadan hemen önce, şüpheli bir biçimde davranan bir adam görüldü.

Tom left to go fishing shortly before dawn. - Tom şafaktan hemen önce balık tutmaya gitmek için ayrıldı.

her şeyden önce
to start with, above all, first and foremost
herkesten önce
in advance of the others
ilaçlı röntgen çekilmeden önce alınan sıvı
opaque meal
ilk önce
first of all, first; to begin with; at first, initially, in the beginning, at the outset
kazıya başlamadan önce kazılan tünel
sump
maçtan önce tartmak
weigh in
maçtan önce tartılmak
weigh in

Boxers have to weigh in before a fight. - Boksörler bir maçtan önce tartılmak zorundalar.

meden önce
not until
metinden önce
(Bilgisayar) before text
milattan önce
B.C., before Christ
Türkçe - Türkçe
Baştaki, geçmişteki bölüm, geçmiş zaman
İlk olarak, başlangıçta: "Önce hep birlikte basın suçunu tarif edelim."- B. Felek
Şu kadar zamanın geçmiş bulunduğunu anlatır
İlk olarak, başlangıçta
Baştaki, geçmişteki bölüm, geçmiş zaman: "Demin söyledikleri bana sadece daha önce olup bitenleri düşündürdü."- T. Buğra
evvel
evvelce
tanan
önce bilim
bakınız: ön bilim
bir an önce
Hemen, olabildiği kadar ivedi
ilk önce
Önce, en önce, en başta
milattan önce
Milâdî tarih başlangıcından geriye doğru sayılan yıllara göre belirtilen tarih (kısaltılmış biçimde: M. Ö.)
Önce gelme
takaddüm
önce