A long time ago, there was a bridge here.
- Uzun zaman önce, burada bir köprü vardı.
There was a castle here many years ago.
- Yıllar önce orada bir kale vardı.
Tom divorced his first wife more than fifteen years ago.
- Tom on beş yıldan daha önce ilk eşinden boşandı.
We'll go to Hong Kong first, and then we'll go to Singapore.
- Önce Hong Kong'a gideceğiz ve sonra Singapura gideceğiz.
Before going to study in Paris, I must brush up on my French.
- Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemeliyim.
I showered before breakfast.
- Kahvaltıdan önce duş aldım.
Firstly, we mustn't be selfish.
- Her şeyden önce bencil olmamalıyız.
Firstly, happiness is related to money.
- Öncelikle, mutluluk para ile ilgilidir.
He bought the pre-cut pork loin.
- O önceden kesilmiş domuz filetosu aldı.
The pre-Islamic Arabs were nomads.
- İslam öncesi Araplar göçebeydiler.
Let's get things ready beforehand.
- İşleri önceden hazırlayalım.
I know better than to climb mountains in winter without making all necessary preparations beforehand.
- Önceden gerekli tüm hazırlıkları yapmadan kışın dağlara tırmanmamam gerektiğini biliyorum.
To start with, who is that man?
- Her şeyden önce, o adam kim?
To start with, I must thank you for your help.
- Öncelikle yardımınız için size teşekkür etmeliyim.
For one thing, I'm penniless; for another, I don't have the time.
- Öncelikle, beş parasızım, ayrıca, zamanım yok.
For one thing, I don't have any money. For another, I don't have the time.
- Öncelikle, hiç param yok. ikinci olarak, zamanım yok.
The conquest of İstanbul antedates the discovery of America.
- İstanbul'un fethi, Amerika'nın keşfinden önce gelir.
Tom connected the TV to the antenna that the previous owner of his house had mounted on the roof.
- Tom TV'yi evin önceki sahibinin çatıya monte ettiği antene bağladı.
This building was erected 300 years ago.
- Bu yapı 300 yıl önce dikildi.
This statue was erected ten years ago.
- Bu anıt on yıl önce dikildi.
I'm sorry, but I have a prior engagement.
- Üzgünüm, fakat önceden verilmiş sözüm var.
Not being able to decide what the priority should be is the biggest problem.
- Önceliğin ne olması gerektiğine karar verememek en büyük sorundur.
Tom doesn't always get up early, but he always gets up before Mary does.
- Tom her zaman erken kalkmaz fakat her zaman Mary'den önce kalkar.
He came home early in order to see the children before they went to bed.
- Onlar yatmadan önce çocukları görmek için eve erken geldi.
The student has already solved all the problems.
- Öğrenci tüm problemleri daha önce çözdü.
Check the enemy's progress before they reach the town.
- Düşman kasabaya ulaşmadan önce, onların ilerlemesini durdurun.
I need it by the morning of April 5, so it can be reviewed by other members prior to the meeting.
- 5 Nisan sabahına kadar ona ihtiyacım var, bu yüzden toplantıdan önce diğer üyeler tarafından gözden geçirilebilir.
Prior to your arrival, he left for London.
- Senin varışından önce, o, Londra'ya gitti.
You may as well say it to him in advance.
- Siz de ona önceden diyebilirsiniz.
It would be to your advantage to prepare questions in advance.
- Soruları önceden hazırlamak senin yararına olur.
Above all, be patient.
- Her şeyden önce, sabırlı olun.
Above all, I want to be healthy.
- Her şeyden önce sağlıklı olmak istiyorum.
I've got to take my library books back before January 25th.
- 25 Ocaktan önce kütüphane kitaplarımı geri götürmek zorundayım.
He came back before eight.
- Sekizden önce geri döndü.
Has your neck thickened during the previous year?
- Boynun bir önceki yılda kalınlaştı mı?
My water broke on the evening of the predicted birth date.
- Önceden belirlenen doğum tarihinin akşamında suyum kesildi..
No one believed me at first.
- İlk önce kimse bana inanmıyordu.
At first I thought I liked the plan, but on second thought I decided to oppose it.
- Önce plandan hoşlandığımı düşündüm fakat ikinci düşünüşümde ona karşı çıkmaya karar verdim.
Tell him it's a priority.
- Ona bunun bir öncelik olduğunu söyle.
Tell her it's a priority.
- Ona bunun bir öncelik olduğunu söyle.
First of all, I'm very worried about my daughter's health.
- İlk önce ben kızımın sağlığı hakkında çok kaygılıyım.
Boxers have to weigh in before a fight.
- Boksörler bir maçtan önce tartılmak zorundalar.
There were a lot of teachers from Australia and New Zealand at the English conversation school I went to previously.
- Daha önce gittim İngilizce konuşma okulunda Avustralya ve Yeni Zelanda'dan birçok öğretmen vardı.
This sentence has not previously been added to the Tatoeba project.
- Bu cümle daha önce Tatoeba projesine eklenmedi.
I've seen just now that the ambassador of Saudi Arabia has resigned.
- Suudi Arabistan büyük elçisinin istifa ettiğini az önce gördüm.
The bullet just shaved his cheek.
- Az önce,kurşun onun yanağını sıyırarak geçti.
I just started using this site a little while ago.
- Bu siteyi biraz önce kullanmaya başladım.
Betty will be able to come before noon.
- Betty öğleden önce gelebilecek.
Your family should come before your career.
- Ailen kariyerinden önce gelmeli.
Why did you put the chicken in such a difficult place to get when you knew that I wanted to use it right away?
- Bir an önce onu kullanmak istediğimi bildiğin halde niçin tavuğu böyle alması zor bir yere koydun?
Tom says he wants to get married right away.
- Tom bir an önce evlenmek istediğini söylüyor.
Forget what I have just told you.
- Biraz önce sana söylediğimi unut.
The sun just went down.
- Güneş biraz önce battı.
The student has already solved all the problems.
- Öğrenci tüm problemleri daha önce çözdü.
I have already eaten lunch.
- Daha önce öğle yemeği yedim.
Have you made a speech in English before?
- Daha önce İngilizce bir konuşma yaptın mı?
I turned off the TV because I had seen the movie before.
- Filmi daha önce gördüğüm için televizyonu kapattım.
He didn't believe it at first.
- O, ona ilk önce inanmadı.
She didn't like the horse at first.
- O, ilk önce atı beğenmedi.
How did you hear about Tatoeba in the first place?
- Tatoeba'yı ilk önce ne zaman duydun?
I didn't want to do this in the first place.
- Ben ilk önce bunu yapmak istemedim.
There was a castle here many years ago.
- Yıllar önce orada bir kale vardı.
Whenever we have such lovely rain, I recall the two of us, several years ago.
- Her nezaman böyle güzel bir yağmurumuz olsa, ben yıllar öncesini, ikimizi hatırlıyorum.
In English the verb precedes the object.
- İngilizcede yüklem nesneden önce gelir.
Lightning precedes thunder.
- Şimşek gök gürültüsünden önce gelir.
Paul telephoned just now.
- Paul az önce telefon etti.
It began raining just now.
- Az önce yağmur yağmaya başladı.
I have only just arrived.
- Sadece az önce geldim.
I have only just begun.
- Daha az önce başladım.
You'll be there in no time.
- Bir an önce orada olacaksın.
You should tell Tom as soon as possible.
- Bir an önce Tom'a söylemelisin.
I lost the watch I had bought the day before.
- Bir gün önce aldığım saati kaybettim.
I met him the day before.
- Ben bir gün önce onunla tanıştım.
Zero comes before one.
- Sıfır birden önce gelir.
Zero is what comes before one.
- Sıfır birden önce gelen şeydir.
A man was seen acting suspiciously shortly before the explosion.
- Patlamadan hemen önce, şüpheli bir biçimde davranan bir adam görüldü.
He reached home shortly before five o'clock.
- Saat beşten hemen önce eve vardı.
Boxers have to weigh in before a fight.
- Boksörler bir maçtan önce tartılmak zorundalar.