vermemek

listen to the pronunciation of vermemek
Türkçe - İngilizce
keep back
(neg. form of vermek ) not to withhold
{f} withhold
withold
yeterince değer vermemek
underrate
aman vermemek
clamp down
ver
give

I will give you this book. - Bu kitabı sana vereceğim.

Give me something to do. - Bana yapacak bir şey ver.

imkan vermemek
rule out
izin vermemek
have none of
meydan vermemek
prevent
meydan vermemek
not to allow
meydan vermemek
avoid
meydan vermemek
preclude
meydan vermemek
avert
olanak vermemek
incapacitate
rahat vermemek
persecute
rahat vermemek
pester
rahat vermemek
harass
sır vermemek
button
sır vermemek
keep dark
ver
(Bilgisayar) export

Our negotiations to lower export taxes suffered a big setback. - İhracaat vergilerini düşürme müzakerelerimiz büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı..

The export of arms was not allowed. - Silah ihracatına izin verilmedi.

ver
(Bilgisayar) issue

I can't answer this question. I don't know anything about those issues. - Ben bu soruya cevap veremem. Bu konular hakkında hiçbir şey bilmiyorum.

One of the big issues in the campaign was taxes. - Kampanyadaki en büyük konulardan birisi vergiydi.

ver
(Bilgisayar) export as
yeteri kadar vermemek
stint
önem vermemek
disregard
önem vermemek
set at naught
önem vermemek
make nothing of
ver
bestow

The manager bestowed a trophy on him. - Müdür ona bir kupa verdi.

The college bestowed an honorary degree on him. - Üniversite ona fahri doktora unvanı verdi.

ver
{f} given

Parents have a prior right to choose the kind of education that shall be given to their children. - Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler.

We tried to figure out the problem our professor had given us, but it seemed confusing. - Profesörün bize verdiği problemi çözmeye çalıştık fakat karışık görünüyordu.

ver
{f} rendering
ver
render

I cannot render a judgment on that. - Bu konuda bir karar veremiyorum.

ver
{f} giving

Television is a very important medium for giving information. - Televizyon bilgi vermek için çok önemli bir araçtır.

Recently, they have not been giving her her paycheck on time. - Son zamanlarda, ona maaş çekini zamanında vermiyorlar.

ver
gave

She gave him a clock. - O, ona bir saat verdi.

My uncle gave me a present. - Amcam bana bir hediye verdi.

ver
brought forth
ver
{f} grant

Lincoln granted liberty to slaves. - Lincoln kölelere özgürlük verdi.

We were granted the privilege of fishing in this bay. - Bize bu koyda özel balık tutma izni verildi.

ver
mete out
ver
favour with
ver
bring forth
değer vermemek
no value
ver
granted

He'll be granted American citizenship. - Ona Amerikan vatandaşlığı verilecek.

We were granted the privilege of fishing in this bay. - Bize bu koyda özel balık tutma izni verildi.

vermeme
not given
önem vermemek, yok saymak
ignore, ignore
şüpheye mahal vermemek
Leave no doubt about something

In Arabic,"90" is frequently confused with "70", but the photograph of the inscription leaves no doubt about the reading "90".

aman vermemek
1. not to give (someone) a chance. 2. to kill (someone) without compunction
aman vermemek
to give no quarter
aman zaman vermemek
to beat (someone) without mercy
açık vermemek
close the ranks
ağız dil vermemek
to be too sick to talk
bilgi vermemek
hold out on smb
bozuntuya vermemek
to act as if nothing has happened, not to bat an eyelid
bozuntuya vermemek
to hide one's displeasure, to put a bold face on it
cevap vermemek
be irresponsive to
destek vermemek
fink out
ele vermemek
close the ranks
fayda vermemek
to be useless, not to help
fırsat vermemek
outmatch
gerekli miktarda vermemek
shortchange
gösterip de vermemek
tantalize
hareket izni vermemek
ground
huzur vermemek
not to give (someone) any peace, to bother
isimleri vermemek
name no names
istenen sonucu vermemek
go wrong
izin vermemek
not to let

We'll always have to be careful not to let this happen again. - Bunun tekrar olmasına izin vermemek için her zaman dikkatli olmalıyız.

Layla has found a new man and she's determined not to let him go. - Leyla yeni bir adam buldu ve onun gitmesine izin vermemekte kararlı.

izin vermemek
refuse
mahal vermemek
not to give rise to, not to occasion
metelik vermemek
to regard (someone, something) as not worth a damn; not to give a fig about, not to give a damn about
metelik vermemek
not to care a fig
meydan vermemek
to prevent, not to allow, to avert, to clamp down on sth
olanak vermemek
prohibit
olanak vermemek
forbid
olanak vermemek
make impossible
oy vermemek
abstain from voting
rahat bırakmamak/- vermemek
not to leave (someone) in peace, pester, badger, devil
rahat vermemek
bother
rahat vermemek
beset
rahat vermemek
beleaguer
rahat vermemek
badger
rahat vermemek
to bother, to pester, to badger, to harass, to persecute
rahat vermemek
disturb
renk vermemek
not to show one's colours
renk vermemek/ini belli etmemek
1. to keep one's true thoughts and feelings to oneself, not to show one's true colors. 2. to act as if one is unaware of something, feign ignorance
rolün hakkını vermemek
underplay
sayı vermemek
shut out
ses vermemek
not to answer, not to reply
sofra kurallarına uymayana bira vermemek
sconce
sonuç vermemek
give no result
sonuç vermemek
yield no result
sır vermemek
to keep dark
taviz vermemek
make no concessions
taviz vermemek
make no compromises
taviz vermemek
not give an inch
taviz vermemek
non-compromise
tenezzül edip cevap vermemek
vouchsafe smb. no answer
tepki vermemek
(deyim) not bat an eye
tepki vermemek
(deyim) not bat an eyelid
umutlandırıp vermemek
tantalize
ver
seise
ver
favourwith
ver
reach

The people crowded round the injured man, but they made way for the doctor when he reached the scene of the accident. - İnsanlar yaralı adamın etrafına toplandılar fakat doktor olay yerine yaklaştığında ona yol verdiler.

She did not decide to be a singer until she reached the age of twenty. - O yirmi yaşına ulaşıncaya kadar bir şarkıcı olmaya karar vermedi.

ver
cede
vicdanı el vermemek
to scruple
yeterli gıdayı vermemek
underfeed
yüz vermemek
discountenance
yüz vermemek
to keep sb at arm's length, to keep sb at a distance, to give sb the cold shoulder
önem vermemek
to ignore, to discount
önem vermemek
make light of
Türkçe - Türkçe

vermemek teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

VER
(Osmanlı Dönemi) f. "Sahib, mâlik; anlamlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dâniş-ver $ : Âlim. Suhan-ver $ : Edip, şâir
VER
(Osmanlı Dönemi) (-) f. "Sahib, mâlik; anlamlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dâniş-ver Âlim. Suhan-ver Edip, şâir
İngilizce - Türkçe

vermemek teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

ver
(Bilgisayar) sürüm

Ben az önce bu MP3 çaların en son sürümünü satın aldım. - I just bought the latest version of this MP3 player.

Eski sürümleri kontrol edin. - Check for old versions.

kulak vermemek
(deyim) Turn a deaf ear, be deaf to something, turn a deaf ear (to sb/sth), fling to the winds
vermemek