unusually

listen to the pronunciation of unusually
İngilizce - Türkçe
(zarf) olağandışı olarak
nadiren
ender olarak
çok
aşırı derecede

Bugün aşırı derecede sıcak. - It's unusually warm today.

Buradaki oteller aşırı derecede temiz tutulur. - The hotels here are kept unusually clean.

alışılmamış bir biçimde
olağandışı bir şekilde

Olağandışı bir şekilde ılıman bir kıştı. - It was an unusually mild winter.

olağandışı olarak

O, olağandışı olarak tutkun olmayan bir kişi olarak tanımlandı. - He was described as an unusually passionless person.

unusually acute vision
Alışılmadık akut vizyon
unusually brave and daring action
alışılmışın dışında cesur ve cüretkâr eylemi
unusually excellent memory
Alışılmadık mükemmel hafıza
unusual
nadir

Biz kaza nedeniyle nadir bir durumla karşılaştık. - We were faced with an unusual situation because of the accident.

unusual
tuhaf

Konuşman için tuhaf bir konu ileri sürmek zorunda değilsin. - You don't have to come up with an unusual topic for your speech.

Onun tuhaf davranışı şüphelenmemize neden oldu. - Her unusual behavior caused our suspicions.

unusual
(Dilbilim) yabanıl
unusual
anormal

Leyla kendini biraz anormal hissediyordu. - Layla was feeling a bit unusual.

Tom'un geç kalması anormal değil. - It's not unusual for Tom to be late.

unusual
alışılmamış

Konuşman için alışılmamış bir konu ileri sürmek zorunda değilsin. - You don't have to come up with an unusual topic for your speech.

unusual
görülmemiş
unusual
orijinal
unusual
farklı

Çocuklarını yetiştirme tarzları oldukça farklı. - Their manner of bringing up their children is extremely unusual.

Hava bu yıl farklıydı. - The weather has been unusual this year.

unusual
olağan dışı

Sanırım o olağan dışı. - I take it that's unusual.

Bu olağan dışı bir hava. - This is unusual weather.

unusual
tip
unusual
değişik
unusual
{s} alışılmadık

Senin böyle bir şey yapman alışılmadık bir durum. - It's unusual for you to do something like that.

Tom bu gece alışılmadık biçimde geveze. - Tom is unusually talkative tonight.

unusual
görülmedik
unusual
olağan olmayan
unusual
garip

Sami kendini biraz garip hissediyordu. - Sami was feeling a bit unusual.

unusual
gayritabii
unusual
{s} olağandışı

Tom'un bazı çok olağandışı deneyimleri vardı. - Tom had some very unusual experiences.

Olağandışı düşük ısılar bu yıl düşük kaliteli pirinç hasatından sorumlu tutulmaktadır. - Unusually low temperatures account for the poor rice crop this year.

unusual
ender
unusual
{s} olağanüstü, fevkalade
unusual
acayip
unusual
garabet
unusual
azrak
unusual
ayrıksı
unusual
seyrekçe
unusual
(Tekstil) anormal ( olağanüstü )
unusual
fevkaladelik
İngilizce - İngilizce
{a} uncommonly, rarely
to a remarkably degree or extent; "she was unusually tall
uncommonly, irregularly; extraordinarily, exceptionally
to a remarkably degree or extent; "she was unusually tall"
emphasis You use unusually to emphasize that someone or something has more of a particular quality than is usual. He was an unusually complex man. this year's unusually harsh winter
You can use unusually to suggest that something is not what normally happens. Unusually among British prime ministers, he was not a man of natural authority
In an unusual manner
unusual
More than usual
unusual
extraordinary
unusual
{a} uncommon, rare
Unusual
inusitate
Unusual
unique
unusual
Not usual; uncommon; rare; as, an unusual season; a person of unusual grace or erudition
unusual
not usual or common or ordinary; "a scene of unusual beauty"; "a man of unusual ability"; "cruel and unusual punishment"; "an unusual meteorite"
unusual
If you describe someone as unusual, you think that they are interesting and different from other people. He was an unusual man with great business talents. different from what is usual or normal
unusual
{s} uncommon, irregular
unusual
Unlike what is expected; differing in some way from the norm
unusual
not usual or common or ordinary; "a scene of unusual beauty"; "a man of unusual ability"; "cruel and unusual punishment"; "an unusual meteorite
unusual
not commonly encountered; "two-career families are no longer unusual"
unusual
not commonly encountered; "two-career families are no longer unusual" not usual or common or ordinary; "a scene of unusual beauty"; "a man of unusual ability"; "cruel and unusual punishment"; "an unusual meteorite
unusual
being definitely out of the ordinary and unexpected; slightly odd or even a bit weird; "a strange exaltation that was indefinable"; "a strange fantastical mind"; "what a strange sense of humor she has"
unusual
If something is unusual, it does not happen very often or you do not see it or hear it very often. They have replanted many areas with rare and unusual plants To be appreciated as a parent is quite unusual
unusual
mystifying
Türkçe - İngilizce

unusually teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

unusual
alışılmamış
unusually