paralı

listen to the pronunciation of paralı
Türkçe - İngilizce
{s} paid
wealthy
well heeled
coin operated
rich, in the money
rich
heeled
mercenary
(something) which isn't available free of charge, which costs money; (school) which charges tuition
flush
loaded
paying
moneyed
rich, moneyed; fee-paying
coin op
para
money

He has lots of money. - O aşırı para harcıyor.

How much money do you want? - Ne kadar para istiyorsun?

paralı asker
soldier of fortune
paralı köprü
toll bridge
paralı asker
freelance
paralı asker
mercenary
paralı geçit
turnpike
paralı geçit görevlisi
pikeman
paralı geçiş yeri
toll bar
paralı geçiş yeri
toll gate
paralı hastane yatağı
pay bed
paralı köle
Myrmidon
paralı müzik kutusu
jukebox

Tom and Mary are sitting at a table over near the jukebox. - Tom ve Mary Paralı müzik kutusunun yanında bir masada oturuyorlar.

paralı müzik kutusu
record machine
paralı otoyol
turnpike
paralı pullu
rich, wealthy
paralı televizyon
pay television
paralı televizyon yayını
pay per view
paralı tip
moneybags
paralı yayın yapan televizyon
pay as you see
paralı yol
turnpike road
paralı yol
tollway
paralı yol
toll road, turnpike, turnpike road
paralı yol
turnpike
paralı yol
pike
paralı yol gişesi
tollhouse
paralı çamaşırhane
washeteria [Brit.]
para
{i} cash

Tom caught Mary stealing money from the cash register. - Tom Mary'yi yazar kasadan para çalarken yakaladı.

Tom caught Mary stealing his money from the cash register. - Tom Mary'yi yazarkasadan parasını çalarken yakaladı.

para
means

They live beyond their means. - Onlar kazandıklarından çok para harcıyorlar.

Success means much money, doesn't it? - Başarı çok para anlamına gelir, değil mi?

para
dough

That dude is rolling in dough. - Şu arkadaş para içinde yüzüyor.

He's rolling in dough. - O, çok para kazanıyor.

para
currency

The former Italian currency was the lira and its symbol was ₤. It's not related to the Turkish lira. - Daha önceki İtalyan para birimi liradır.ve onun sembolü £ dır.O Türk lirasıyla ilgili değildir.

The former Argentine currency was Austral. Its symbol was ₳. - Arjantin'in eski para birimi Austral'di. Sembolü ₳ idi.

para
shiners
para
{i} coin

I got these old coins from her. - Bu eski madeni paraları ondan aldım.

Eric who was a weak prince issued a bad coinage which excited great discontent among the Danes. - Güçsüz bir prens olan Eric Danimarkalılar arasında büyük hoşnutsuzluğa sebep olan kötü bir para sistemi çıkardı.

para
(Ticaret) allowance
para
the wherewithal
para
(Argo) dead prez
para
gelt (yiddish)
para
(Pisikoloji, Ruhbilim) para
para
(Argo) benjamins
para
(Argo) wonga
para
iron
para
fund

When do you think his funds will run out? - Onun parasının ne zaman biteceğini düşünüyorsun?

The governor took the money out of a slush fund. - Vali, örtülü ödenekteki parayı aldı.

para
(Argo) ruff
para
(Argo) dosh
para
kail
para
(Argo) ends
para
{i} tin
para
finances

A household is a group that shares the same living space and finances. - Ev halkı, aynı yaşam alanını ve parayı paylaşan bir gruptur.

para
banknote
para
(Argo) dead presidents
para
leeway
para
obverse
para
filthy lucre
para
lucre
para
take

It takes a lot of money to keep up such a big house. - Böylesine büyük bir evi geçindirmek için çok para gerekir.

Jane went to the bank to take out some money. - Jane biraz para çekmek için bankaya gitti.

para
pelf
para
wealth
para
oof
para
moolah
para
capital

You worship money because you believe in capitalism. - Kapitalizme inandığın için paraya tapıyorsun.

Mr. Morita started a business by using borrowed money as capital. - Bay Morita sermaye olarak borç para kullanarak bir işe başladı.

para
{i} chip

We all chipped in to buy our teacher a birthday present. - Hepimiz öğretmenimize bir doğum günü hediyesi almak için para verdik.

para
rich

He is rolling in riches. - O para içinde yüzüyor.

How can Bill Gates be the the world's richest man if he gave away all of his money? - Bill Gates parasının hepsini bağışladıysa nasıl dünyanın en zengin adamı olabilir?

bol paralı
remunerative
para
{i} Chink
para
kickback
para
{i} dust
para
{i} green

Green is the color of money. - Yeşil, paranın rengidir.

para
{s} monetary

Monetary value is the dominant value in American society. - Parasal değer Amerikan toplumunda egemen değerdir.

Monetary donations are also welcome. - Parasal bağışlara da açığız.

para
{i} funds

The telethon is a French TV program organized every year to collect funds in order to finance medical research. - Teleton tıbbi araştırmaları finanse etmek amacıyla para toplamak için her yıl düzenlenen bir Fransız televizyon programıdır.

We exhausted our funds. - Biz para kaynağını tükettik.

para
loot
para
coffers
para
(a) para (one fortieth of a kuruş)
para
Jack

Jack can't afford a new bicycle. - Jack'in yeni bir bisiklete parası yetemez.

My jacket has a secret pocket where I can hide money or other valuables. - Ceketimin para veya başka şeyler saklayabileceğim gizli bir cebi var.

para
(Hukuk) money, cash
para
pay dirt
para
shekels

If you want to go to Israel, you need many shekels. Water costs only 0,50 ₪. - İsrail'e gitmek istiyorsan çok paraya ihtiyacın var. Su sadece 0,50 ₪.

para
pecuniary
para
boodle
para
purse

I put my money in a purse. - Paramı bir cüzdana koydum.

Tom stole some money from his mother's purse. - Tom annesinin çantasından biraz para çaldı.

para
ducat
para
sugar
para
money, cash, dough; (kâğıt) banknote; (madeni) coin; pecuniary
para
kale
para
rock

Tom and Mary have jumped together from Pulpit Rock with a parachute. It was a short but magical experience. - Tom ve Mary birlikte Pulpit Rock'tan paraşütle atladılar. Kısa ama büyülü bir deneyimdi.

para
bread

He had barely enough money to buy bread and milk. - Ekmek ve süt alacak kadar parası ancak vardı.

When he had no money, he couldn't buy any bread. - Parası olmadığı zaman hiç ekmek alamazdı.

para
brass

The 5 yen coin is made from brass and the 10 yen coin is made from bronze. - 5 yen bozuk para pirinçten yapılır ve 10 yen bozuk para bronzdan yapılır.

The five yuan coins are brass, and the ten yuan coins are made out of bronze. - Beş yuan paralar pirinç, ve on yuan paralar bronz dışında yapılır.

para
exchequer
para
wampum
para
{i} wherewithal
para
effective
para
coffer
para
lolly
para
kale,kail
para
rhino
İngilizce - İngilizce

paralı teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

Pará
State in northern Brazil which has Belém as its capital
para
Short form of paralytic
para
A woman who has had a certain number of pregnancies, indicated by the number prepended to this word
para
A piece of Turkish money, usually copper, the fortieth part of a piaster, or about one ninth of a cent
para
paragraph(s)
para
an estuary in northern Brazil into which the Tocantins River flows
para
A prefix signifying alongside of, beside, beyond, against, amiss; as parable, literally, a placing beside; paradox, that which is contrary to opinion; parachronism
para
also, an isomeric modification
para
having resemblance to certain features (e g Paralithic)
para
Formerly, one-hundredth of a dinar in Yugoslavia and, later, in the constituent states of that country
para
Paragraph Identifies a block of text It is a mix of #PCDATA and special text elements Attributes: N/A
para
Cf
para
Paraplegic
para
param: Sanskrit word meaning supreme
para
{i} coin of low value, penny
para
Beside/next to
para
A variety of forastero cacao bean cultivated in the Brazilian state of the same name
para
A woman who has been delivered of a viable fetus
para
(pref ) far from, away, out, different from (k318)
para
Short form of parachutist
para
That two groups or radicals substituted in the benzene nucleus are opposite, or in the respective positions 1 and 4; 2 and 5; or 3 and 6, as paraxylene; paroxybenzoic acid
para
100 para equal 1 dinar
para
a soldier in the paratroops
para
(obstetrics) the number of live-born children a woman has delivered; "the parity of the mother must be considered"; "a bipara is a woman who has given birth to two children"
para
Ortho-, and Meta-
para
A prefix denoting: (a) Likeness, similarity, or connection, or that the substance resembles, but is distinct from, that to the name of which it is prefixed; as paraldehyde, paraconine, etc
para
Also used adjectively
para
prefix meaning behind, e g , para-appendiceal
para
(b) Specifically: (Organ
para
prefix, beside, near
para
Short form of paragraph
para
Short form of paratrooper
para
an estuary in northern Brazil into which the Tocantins River flows 100 para equal 1 dinar
para
A para is a paratrooper. some guys just out of the paras. Para. is a written abbreviation for paragraph. See Chapter 9, para. 1.2. a paratrooper (paratrooper). par the written abbreviation of paragraph
para
port city in northern Brazil in the Amazon delta; main port and commercial center for the Amazon River basin
para
Chem
para
Short form of paramedic
para
Refers to groups occupying 1,4 positions on a benzene ring
Türkçe - Türkçe
Parası çok olan, zengin (kimse)
Para karşılığında sağlanan, bedava olmayan
Para karşılığında sağlanan, bedava olmayan. Üzerinde yuvarlak ve irice benekleri olan
Üzerinde yuvarlak ve irice benekleri olan
Para
(Osmanlı Dönemi) AKÇA
Para
mangır
Para
tıngır
Para
(Osmanlı Dönemi) PAR
Para
mangiz
Para
tıkır
para
Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı
para
Devletçe bastırılan, üzerinde saymaca değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit
para
Kazanç: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar genç işidir."- S. F. Abasıyanık
para
Kuruşun kırkta biri
para
(Osmanlı Dönemi) akçe
İngilizce - Türkçe

paralı teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

para
ötesinde
para
yakın

Onun felci ilerliyor ve yakında yataktan çıkamayacak. - His paralysis is progressing, and soon he won't be able to get out of bed.

para
(Biyokimya) yan

Bu paragraf iyi yazılmış ama son cümlede bir yanlışlık var. - This paragraph is well written, but there is a mistake in the last sentence.

para
(Pisikoloji, Ruhbilim) para
para
paragraf

Johnny, lütfen sondan bir önceki paragrafı oku. - Johnny, please read the penultimate paragraph.

Tom paragrafı yeniden yazdı. - Tom rewrote the paragraph.

para
paraşütçü asker

Tom paraşütçü askeri doktor olmak istemiyor. - Tom doesn't want to be a paramedic.

O bir paraşütçü asker miydi? - Was he a paratrooper?

para
(Diş Hekimliği) ' Yanında ' anlamında önek; bazen ' peri' ile aynı anlamda kullanılır
para
ikinci derecede
para
(Tıp) Benzol halkasında birbirine karşı mevkide bulunan elementlerin durumu
para
(Tıp) 1.Bir veya daha fazla doğum yapmış olan (çocuğu olan) kadın
para
benzer
paralı