kârsız

listen to the pronunciation of kârsız
Türkçe - İngilizce
gainless
profitless, unprofitable
profitless
unprofitable
unremunerative
fruitless
uneconomic
fruitless
kar
{i} snow

Look at that mountain which is covered with snow. - Karlarla örtülü şu dağa bak.

It will probably snow tomorrow. - Yarın muhtemelen kar yağacak.

kâr
profit

Robert got a small proportion of the profit. - Robert, karın küçük bir bölümünü aldı..

He claimed his share of the profits. - Kar payını talep etti.

kârsız olma
unproductiveness
kâr
{i} catch

You're going to catch hell from your wife if she finds out. - Karın öğrenirse ondan fırçayı yiyeceksin.

My wife catches colds easily. - Karım çok çabuk soğuk kapar.

kâr
benefit

It will be to our mutual benefit to carry out the plan. - Bu planı gerçekleştirmek karşılıklı olarak yararımıza olacaktır.

kar
(Ticaret) income

The government decided to impose a special tax on very high incomes. - Hükümet, çok yüksek gelirlere özel bir vergi uygulamaya karar verdi.

kâr
{i} return

When I met Hanako last Sunday, she said she had returned three days before. - Ben geçen Pazar Hanako ile karşılaştığımda, üç gün önce döndüğünü söyledi.

In return for helping you with your studies, I'd like to ask a small favor of you. - Çalışmalarınızda size yardım karşılığında, ben sizden küçük bir iyilik rica ediyorum.

kâr
capital

Podgorica is the capital of Montenegro. - Podgorica, Karadağ'ın başkentidir.

Most French people are against capital punishment. - Çoğu Fransız, idam cezasına karşıdır.

kâr
gain

Perry decided to gain information from Drake. - Perry Drake'den bilgi almaya karar verdi.

A small gain is better than a great loss. - Zararın neresinden dönersek kârdır.

kar
(Ticaret) yield

You must not yield to temptation. - Günaha karşı boyun eğmemelisin.

He finally yielded to the request of his wife and bought a house. - O sonunda karısının isteğine boyun eğdi ve bir ev satın aldı.

kar
(Hukuk) benefit, earnings, profit, benefit
kar
(Ticaret) margin

This car dealership has very thin profit margins. - Bu araba bayiliğinin çok ince kar marjları var.

This company's profit margin is very big. - Bu şirketin kar marjı çok büyük.

kar
returns
kar
flake
kar
boot

Tom kicked the snow off his boots. - Tom karı tekmeleyerek botundan düşürdü.

I always wear boots when it rains or snows. - Yağmur ya da kar yağdığında her zaman botlarımı giyerim.

kar
(Bilgisayar) mix

Air is a mixture of various gases. - Hava, çeşitli gazların bir karışımıdır.

You cannot mix oil and water. - Yağ ve suyu karıştıramazsın.

kar
{i} yielding
kâr
take

His wife now had to take care of his grandfather, not to mention their two children. - İki çocuğu şöyle dursun, karısı şimdi onun büyük babasına bakmak zorundaydı.

AIDS can be stopped only if every person decides to take action against it. - AIDS sadece her birey buna karşı harekete geçmeye karar verirse durdurulabilir.

kâr
takings
kâr
account

The game was delayed on account of snow. - Maç kar nedeniyle ertelendi.

Our train was delayed on account of the heavy snow. - Bizim tren yoğun kar nedeniyle ertelendi.

kar
profit making
kar
a profit
kâr
benefit. gain. profit
kâr
avails
kâr
revenue
kâr
profit, gain, takings; benefit
kâr
{i} gainings
kâr
{i} fruit

My daughter likes summer fruits, such as cherries, watermelons and peaches. - Kızım kiraz, karpuz ve şeftali gibi yaz meyvelerini seviyor.

kâr
increment
kâr
pay dirt
kâr
{i} avail

The bus service won't be available until the snow has melted. - Kar eriyinceye kadar otobüs servisi mevcut olmayacak.

This bacteria is resistant to every available antibiotic. - Bu bakteri mevcut tüm antibiyotiklere karşı dirençli.

kâr
melon

Mary likes watermelons more than melons. - Mary karpuzları kavunlardan daha fazla sever.

My sister likes melons and so do I. - Kız kardeşim kavun sever ve ben de.

İngilizce - İngilizce
Türkçe - Türkçe
Kârı olmayan, kazançsız
kâr
(Osmanlı Dönemi) kazanç
KAR
(Osmanlı Dönemi) Kara büyük ta
KAR
(Osmanlı Dönemi) (C.: Kur-Kirân) Zift, kara boya
KAR
(Osmanlı Dönemi) Kara taşlı yer
KAR
(Osmanlı Dönemi) Deve. Dağ keçisi
KAR
(Osmanlı Dönemi) Küçük tepe
KAR
(Osmanlı Dönemi) Ses çıkmasın diye ayağın kenarıyla yürümek
Kar
(Osmanlı Dönemi) ZALM
Kar
(Osmanlı Dönemi) DAHK
KÂR
(Osmanlı Dönemi) f. (Kelimeye bir ek olup, isimleri sıfat yapar) Eden, edici, yapan mânâlarına gelir ve li, lı, cı, ci gibi eklerin de karşılığıdır. İtaat-kâr, hilekâr, isyan-kâr, hamur-kâr, kanaatkâr...gibi
Kâr
(Osmanlı Dönemi) DE'B
kar
Orhan Pamuk'un bir romanı
kar
Kapıyı çalma
kar
Doktorun muayene etmek istediği yere parmağıyla vurması
kar
Klasik Türk müziğinde sözlü yapıt formu
kar
Yarar, menfaat, fayda
kar
Eskiden Dicle ve Fırat ırmaklarında kullanılan yelkenli bir tekne
kar
Havada beyaz ve hafif billurlar biçiminde donarak yağan su buharı: "Kıştı, yerler iki karış kar tutmuştu."- T. Buğra