engelsiz

listen to the pronunciation of engelsiz
Türkçe - İngilizce
unobstructed
unchecked
unencumbered
unhindered
clear
unimpeded
without obstacles, unobstructed, unhindered, unimpeded
unhampered
without hindrance
abled
engel
obstacle

He has overcome many obstacles. - O, bir sürü engelin üstesinden geldi.

He refused to quit despite many obstacles. - Birçok engele rağmen vazgeçmeyi reddetti.

engelsiz at yarışı
flat race
engelsiz koşu
flat race
engelsiz yarış
flat race
engelsiz ünlü
(Dilbilim) free vowel
engel
{i} stay
engel
{i} drawback
engel
{i} interference
engel
{i} let

Don't let me keep you from your work. - Seni işinden engellememe izin verme.

Let's talk about ways that we might prevent this from happening again in the future. - Bunun gelecekte tekrar olmasını engelleyebileceğimiz yollar hakkında konuşalım.

engel
{i} impediment

I don't consider my myopia as an impediment. - Miyopluğumu bir engel olarak görmüyorum.

Leaders are trying to do away with impediments to economic growth. - Liderler, ekonomik büyümenin önündeki engelleri ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.

engel
{i} drag
engel
hurdle

The biggest hurdle for pupils writing the exam was question fourteen. - Sınava giren öğrencilerin en büyük engeli on dördüncü sorundu.

One of the greatest hurdles facing middle school students learning English is relative pronouns. - Ortaokul öğrencilerinin İngilizce öğrenirken karşılaştıkları en büyük engellerden biri de bağ zamirleridir.

engel
{i} traverse
engel
{i} handicap

You play golf? What's your handicap? - Sen golf oynuyor musun? Engelin nedir?

Handicapped parking is available. - Engelli otopark yeri mevcuttur.

engel
handicap, drawback, hitch; barrier, barricade, obstacle, obstruction, hindrance, bar, impediment, block; hurdle
engel
{i} snag
engel
{i} balk

Iran balks at release of American woman. - İran, Amerikalı kadının serbest bırakılmasını engelliyor.

engel
barrier

We must work hard to break down social barriers. - Bizim sosyal engelleri yıkmak için çok çalışmamız gerekmektedir.

High tariffs have become a barrier to international trade. - Yüksek tarifeler uluslararası ticaret için bir engel haline gelmiştir.

engel
liability
engel
(Gıda) inhibitor
engel
hold-up
engel
stumbling block
engel
(Kimya) barier
engel
(Dilbilim) noise

Noises interfered with my studying. - Gürültü çalışmamı engelledi.

She put her hands over her ears to shut out the noise. - O, gürültünün girmesini engellemek için ellerini onun kulağının üzerine koydu.

engel
prohibit
engel
hinderance
engel
(Meteoroloji) obscuration
engel
(Ticaret) prevention
engel
impedimentum
engel
(Konuşma Dili) a stumbling block
engel
fetters
engel
(Konuşma Dili) the stumbling block
engel
incumbrance
engel
embroglio
engel
hopple
engel
hitch
engel
determent
engel
slashing
engel
encumbrance
engel
barricade
engel
objection
engel
obstruction

He was accused of obstruction of justice. - O, adaleti engellemekle suçlanıyordu.

engel
curb
engel
{i} obstruct

He was accused of obstruction of justice. - O, adaleti engellemekle suçlanıyordu.

A large pillar obstructs the view of the lake. - Büyük bir direk göl manzarasını engelliyor.

engel
shackle
engel
bar

They barred journalists from reporting on the elections. - Onlar gazetecileri seçimlerle ilgili rapor vermekten engelledi.

High tariffs have become a barrier to international trade. - Yüksek tarifeler uluslararası ticaret için bir engel haline gelmiştir.

engel
hindrance
engel
block

Traffic was blocked by a landslide. - Trafik bir heyelan tarafından engellendi.

Just how well can masks block the, even smaller than pollen, yellow sand dust? I think it much more of a nuisance than pollen. - Maskeler sarı kum tozunu,polenlerden dahada küçük,ne kadar iyi engelleyebilir?Sanırım o polenden oldukça daha fazla bir baş belasıdır.

engel
cramp
engel
stop

She caught me by the arm and stopped me from going home. - O, kolumdan yakaladı ve eve gitmemi engelledi.

I came here to stop Tom from doing something stupid. - Buraya Tom'un aptalca bir şey yapmasını engellemeye geldim.

engel
holdback
engel
stand in the way
engel
hinders
engel
{i} entanglement
engel
{i} check
engel
roadblock
engel
{i} counterwork
engel
entangle
engel
{i} restraint
engel
hangup
engel
{i} clog
engel
logjam
engel
{i} difficulty
engel
{i} retardation
engel
hobble
engel
{i} fence
engel
{i} supersedeas
engel
morass
engel
(yarış) stick
engel
discouragement
engel
crimp
engel
obstacle, obstruction, hindrance, impediment, blockage; difficulty, drawback; handicap
engel
sports hurdle
engel
baulk
engel
countercheck
engel
{i} disincentive
engel
barrage
engel
encumber
engel
{i} dam
engel
trammel
engel
{i} shackles
engel
{i} rub
engel
{i} tie
engel
barrier, barricade
Türkçe - Türkçe
Engeli olmayan, maniasız
açık
(Osmanlı Dönemi) SERBEST
Engel
hail
ENGEL
(Osmanlı Dönemi) Sözü sohbeti çekilmeyen kaba kimse
ENGEL
(Osmanlı Dönemi) f. İlik, düğme
Engel
beis
Engel
mahzur
Engel
mizar
Engel
mania
Engel
paçariş
Engel
muzu
Engel
güçlük
Engel
duvar
Engel
köstek
Engel
mani
Engel
key
Engel
ket
engel
Uskumru ailesinden küçük balık
engel
(Osmanlı Dönemi) mâni
engel
Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, mania: "Bürokratik engelleri ortadan kaldıracak bir formül aradık ve bulduk."- H. Taner
engel
Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, mânia
engel
Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden atlaması gereken, çerçeve ile tabandan kurulu tahta düzen
engel
Uskumru familyasından küçük bir balık
engel
Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden atlaması gereken, çerçeve ile tabandan kurulu tahta düzenek
engelsiz