diye

listen to the pronunciation of diye
Türkçe - İngilizce
that

Please read it aloud so that everyone can hear. - Herkes işitebilsin diye lütfen yüksek sesle oku.

In addition many groups have been formed so that the elderly can socialize with one another and remain active participants in American life. - Ek olarak yaşlılar birbirleriyle sosyalleşebilsin ve Amerikan hayatının aktif üyeleri olarak kalabilsinler diye birçok topluluk kurulmuştur.

in case

I locked the door, in case someone tried to get in. - Birisi içeri girmeye çalışır diye kapıyı kilitledim.

Tom brought his knife just in case he needed it. - Tom ihtiyacı olur diye bıçağını getirdi.

thinking that
called

A Mr. West called while you were out. - Siz dışarıdayken Bay West diye biri aradı.

There is a website called Tatoeba. - Tatoeba diye bir internet sitesi var.

saying

Suddenly the eldest daughter spoke up, saying, I want candy. - En büyük kız şeker istiyorum diyerek birdenbire konuştu.

My mother woke me up saying It's a quarter past seven. - Annem saat 07:15 diyerek beni uyandırdı.

lest

Speak quietly lest she should hear us. - O bizi duymasın diye sessizce konuşun.

Please give me your picture lest I forget how you look. - Nasıl göründüğünü unutmayayım diye lütfen bana bir fotoğrafını ver.

named

I once knew somebody named Tom, but that was a long time ago. - Bir zamanlar Tom diye birini tanırdım; ama bu çok uzun zaman önceydi.

We met a man named Tom. - Tom diye biriyle karşılaştık.

in the belief that
in fear that
in order that
in the expectation that
for

I took a taxi so that I would be in time for the appointment. - Randevuya zamanında yetişeyim diye taksiye bindim.

In addition many groups have been formed so that the elderly can socialize with one another and remain active participants in American life. - Ek olarak yaşlılar birbirleriyle sosyalleşebilsin ve Amerikan hayatının aktif üyeleri olarak kalabilsinler diye birçok topluluk kurulmuştur.

because

Just because you can't see ghosts, it doesn't mean that they don't exist. - Sırf hayaletleri göremiyorsun diye, bu onların var olmadığı anlamına gelmez.

She left me simply because I had a small income. - Beni sadece az kazanıyorum diye terk etti.

be, in order to; so that, lest; saying; thinking that; called, named
by mistake, thinking that; on the assumption that
as: Hediye diye bir çift güvercin verdi. She gave a pair of pigeons as a present
by saying

He cut him short by saying no. - Hayır diyerek onu kısa kesti.

in order to

This new product has been checked twice this week in order to avoid any problem during the installation. - Yeni ürün, kurulum sırasında herhangi bir sorun çıkmasın diye bu hafta iki kez kontrol edildi.

so that; lest
so
called, named
so that

I spoke loudly so that everyone could hear me. - Herkes beni duyabilsin diye yüksek sesle konuştum.

I am training hard so that I may win the race. - Ben, yarışı kazanabilirim diye sıkı eğitim yapıyorum.

diye eklemek
put in
diye hitap etmek
call on
diye hitap etmek
call
diye kabul edilmek
pass for
diye bilinen
(deyim) go by the name of
diye biraz korktum
i was half afraid that
diye diye
by saying repeatedly
diye geçinmek
pass oneself off as
diye geçinmek
pass off
diye geçinmek
to pass oneself off as
diye okunmak
spell
Dilenciye hıyar vermişler eğri diye beğenmemiş
(Atasözü) Beggars cannot (must not) be choosers
dilenciye hıyar vermişler de, eğri diye beğenmemiş
(Konuşma Dili) He demands a lot but is grateful for nothing
pat diye söylemek
plump
güm diye çarpmak
bang
sin diye
in order that
olmasın diye
lest
-ecek diye
lest
adet yerini bulsun diye
for form's sake
adet yerini bulsun diye
as a matter of form
inat olsun diye
just to spite
..olmasın diye
Lest
Güzelim diye mağrur olma tez savar vakti şebab
(Atasözü) Beauty is but skin deep

Güzelim diye mağrur olma, tez savar vakti şebab.(Güzellik gelip geçicidir.).

adet yerini bulsun diye
(deyim) As a (mere) formality
cuk diye oturmak
(deyim) Fit/fill the bill
şaka olarak, şaka diye, mahsus
in jest, I jest, off
adet yerini bulsun diye
as a mere formality
bam diye
plonk
başkalarına ibret olsun diye cezalandırmak
make an example of
buradayım diye bağırmak
to be in plain sight
cup diye
flop
cup diye düşmek
plop
cup diye düşmek
flop
cup diye düşmek
splash
cup diye ses çıkarmak
plop
dan diye
plunk
dan diye söylemek
(deyim) shoot from the hip
değişiklik olsun diye
for the sake of a change
değişiklik olsun diye
for a change
etmesin diye
lest
güm diye
plonk
güm diye
plunk
güm diye bırakmak
flump
güm diye yere bırakmak
flump down
hart diye
with a loud crunch
hop diye
out of the blue, suddenly
inat olsun diye just
to spite, just to defy (someone)
iş olsun diye
just for the sake of doing sth
kalsın diye işaret koymak
stet
kargayı bülbül diye satmak
(Konuşma Dili) 1. to praise the politeness and refinement of someone rude and unrefined. 2. to try to pass off someone/something ugly as beautiful; to swindle someone
küt diye
with a sharp blow
küt diye
plunk
küt diye
plump
küt diye
with a thud
küt diye
plonk
küt diye
with a thud, with a thump, with a clonk
küt diye bırakmak
plump
küt diye düşmek
plump
küt diye çarpmak
bang
laf olsun diye
(saying something) just to make conversation, merely for the sake of saying it
laf olsun diye
just for the sake of conversation
lap diye
with a plopping sound, with a flop
larp diye
suddenly and with great force
lop diye
with a plop
lâf olsun diye ilgilenen kimse
dabbler
lüp diye yutmak
to bolt (food) down, swallow (food) whole
lüp diye yutmak
to gulp down
ne diye
why (on earth), why (ever)
ne diye
what for?
ne diye ...? Why ...?/For what purpose ...?: Ne diye ben gideyim? Why should I
be the one to go? Ne diye gideyim? What's the point in my going?/For what purpose am I to go?
ne olursa olsun diye
it's hit or miss
nispet olsun diye
spitefully
pat diye
1. with a thud, thump, whop, or crash. 2. suddenly
pat diye
pop
pat diye
pop, with a pop
pat diye
slap
pat diye
suddenly
pat diye
slap bang
pat diye
out of the blue
pat diye
plump
pat diye düşmek
keel over
pat diye düşmek
thud
pat diye düşmek
slump
pat diye düşmek
flump
pat diye gelmek
come suddenly
pat diye gelmek
pop-up
pat diye gelmek
pop in
pat diye oturmak
plump
pat diye sormak
pop
pat diye söylemek
snap out
pat diye söylemek
snap
pat diye söylemek
blurt out
pat diye söylemek
spring
pat diye söylemek
chop
pat diye çıkmak
bob up
pof diye
1. with a dull thud. 2. with a hiss; with a sigh
sahipsiz diye kapatılan hayvanları çıkarma ücreti
poundage
sen diye hitap etmek
call one's name offensively
siz diye hitap etmek
to address sb formally, not to be on Christian-name terms
sör diye hitap ermek
sir
tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse
devil's advocate
tırak diye
with a bang
tırık diye
with a rattle
vın diye geçip gitmek
dart
vın diye geçmek
zing
vın diye geçmek
rip
vın diye geçmek
zoom
vız diye
with a buzzing or humming sound
yararsız diye çıkarmak
weed out
zınk diye
suddenly, with a jolt
zınk diye
(stopping) with a sudden, noisy jolt; with a jolt
zınk diye durmak
to come to an abrupt stop
zınk diye susturmak
to shut (someone) up then and there, silence (someone) immediately
zıp diye all of a sudden, suddenly: Adam zıp diye karşıma çıktı. The fellow
suddenly appeared in front of me
âdet yerini bulsun diye
as a matter of form, for form's sake
âdet yerini bulsun diye
for the sake of custom
çat diye
snap

Mother closed her purse with a snap. - Annem çantasını çat diye kapattı.

çat diye
1. with a snap, crack, bang, or crash. 2. all of a sudden
şak diye vurma
whang
şaka olsun diye
for the fun of it, (just) for fun, (just) in fun
şamata olsun diye
for the hell of it
şap diye
smack
şap diye
with a smack
şap şap diye yürüme
squelch
şlap diye
flop
şıp diye
in an instant, in a trice
şıp diye
a) quickly, unexpectedly b) at once, immediately, easily
şıp diye yapıvermek
hack out
şırak diye
with a crash, crack, or pop
şırak diye açılmak
fly open
diye