yana

listen to the pronunciation of yana
Türkisch - Englisch
sidewise
sideways

Inmates were forced to sleep in one cell, often sideways. - Tutuklular bir hücrede uyumaya zorlandı, sık sık yan yana.

Mary tilted her head sideways. - Mary başını yana yatırdı.

1. pro, for, in favor of; on the side of: Ben Hasan'dan yanayım. I'm for Hasan. 2. as regards, as far as ... is concerned: Paradan yana iyiyim. I'm OK as far as money goes
sideward
sidewards
aside

Lay this aside for me. - Bunu benim için bir yana koy.

All kidding aside, it may work. - Şaka bir yana, işe yarayabilir.

sideway

Mary tilted her head sideways. - Mary başını yana yatırdı.

Inmates were forced to sleep in one cell, often sideways. - Tutuklular bir hücrede uyumaya zorlandı, sık sık yan yana.

yan yana
side by side

The two houses stand side by side. - İki ev yan yana durur.

The old couple sat side by side. - Yaşlı çift yan yana oturuyordu.

yan
side

We walked along side by side. - Biz yan yana yürüdük.

The two houses stand side by side. - İki ev yan yana durur.

yana yakıla
Since the burning
yana yana
since since
yana dertli olmak
be a sufferer from
yana dertli olmak
be troubled about
yana dertli olmak
be a sufferer by
yana doğru
sideward
yana kaydırma
sideshift
yana kayma
side slip
yana kaymak
skid
yana kaçma
jink
yana kaçma
sidestep
yana kaçmak
jink
yana kaçmak
dodge
yana kaçmak
sidestep
yana olmak
line up with
yana yatmak
to tilt, to tip
yana yatmak
tip
yana yatmak
(gemi) heel
yana yatmak
tilt over
yana yatmak
tilt
yana yatmak
list
yana yatmak
heel over
yana yatmalı tezgâh
(haddehane) tilter
yana yatmış
lopsided
yana yatırmak
heel over
yana yatırmak
(gemi) heel
yana yatırmak
tilt
yana yatırmak
to tip, to tilt
yana çekilme
dodge
yana çekilmek
stand aside
yana çekivermek
jink
yana çevirmek
turn aside
yana çıkmak
to support, take the side of, side with (someone)
yana şanssız olmak
be down on
yana-bakışlı uçak radarı
(Askeri) side-looking airborne radar
yan yana
alongside

The two houses stand alongside of each other. - İki ev yan yana duruyor.

I worked alongside Tom. - Tom'la yan yana çalıştım.

yan yana olmak
adjoin
yan yana gelmek
come side by side
yan yana getirmek
to juxtapose
yan yana
side by side, abreast, collateral
yan yana dizilen tahtalarla yapılmış olan
carvel built
yan yana dizilen tahtalarla yapılmış olan
(gemi) caravel built
yan yana gitmek
sidle
yan yana koyma
apposition
yan yana koyma
juxtaposition
yan yana koymak
collocate
yan yana koymak
adjoin
yan yana koymak
juxtapose
yan yana olma
collocation
yan yana sayfaların satır hizası ayarı
register
yan yana yaşamak
coexist
bu yana
onwards
yan
lateral
yan
side; direction; place; auxiliary, subsidiary; askew, sidelong
yan
{s} collateral
bir yana
away

The birds flew away in all directions. - Kuşlar dört bir yana uçuştu.

birinden yana
on behalf of
yan
(Biyokimya) para

This paragraph is well written, but there is a mistake in the last sentence. - Bu paragraf iyi yazılmış ama son cümlede bir yanlışlık var.

yan
sidewise
yan
place

The wrong time, the wrong place. - Yanlış zamanda, yanlış yerde.

Tom had to pay a fine because he parked in the wrong place. - Tom arabasını yanlış yere park ettiği için ceza ödemek zorunda kaldı.

yan
party

A party will be held next Saturday, that is to say, on August 25th. - Gelecek Cumartesi, yani 25 Ağustos'ta bir parti düzenlenecek.

The house next door is a bit loud. I wonder if they're throwing a party. - Yandaki ev biraz gürültülü. Onların parti yapıp yapmadıklarını merak ediyorum.

yan
direction

The birds flew away in all directions. - Kuşlar dört bir yana uçuştu.

The forest fire began to spread in all directions. - Orman yangını tüm yönlerde yayılmaya başladı.

yan
subsidiary
yan
auxiliary
yan
(Biyokimya) neighbouring
yan
flank
yan
part

Who was at the party beside Jack and Mary? - Partide Jack ve Mary'nin yanındaki kimdi?

The house next door is a bit loud. I wonder if they're throwing a party. - Yandaki ev biraz gürültülü. Onların parti yapıp yapmadıklarını merak ediyorum.

yan
skew
yan
{f} glowing
yan
sideways

Inmates were forced to sleep in one cell, often sideways. - Tutuklular bir hücrede uyumaya zorlandı, sık sık yan yana.

Mary tilted her head sideways. - Mary başını yana yatırdı.

yan
cockeyed
yan
{f} glow
yan
awry
yan
laterality
yan
wall

Please put the table next to the wall. - Lütfen masayı duvarın yanına koy.

I was robbed of my wallet by the man sitting next to me. - Yanımda oturan adam tarafından cüzdanım soyuldu.

başladığı zamandan bu yana
since it started
bir yana çekmek
Lead someone aside
bir yana çekmek
Draw something aside
den yana olmak, lehte olmak
as well as the side to be in favor of
yan
burned

She was burned so extensively that her children no longer recognized her. - O kadar yoğun yandı ki çocukları onu artık tanımadı.

Both buildings burned down. - Her iki bina da yandı.

yan
by side

The two houses stand side by side. - İki ev yan yana durur.

The old couple sat side by side. - Yaşlı çift yan yana oturuyordu.

yan
(Biyokimya) neighbour

I'll leave a key with my next-door neighbour in case you get here before I do. - Buraya gelmeden önce buraya gelme ihtimaline karşı, yanımdaki kapı komşuma bir anahtar bırakacağım.

The neighbours have been banging about next door all morning. - Yan komşular sabahtan beri gürültü yapıyor.

bir o yana bir bu yana
backwards and forwards
bir yana
aside

Lay this aside for me. - Bunu benim için bir yana koy.

All kidding aside, it may work. - Şaka bir yana, işe yarayabilir.

bir yana bırakmak
put up
birinden yana olmak
be on someone's side
bu yana
until now
bu yana
onward
bu yana
on
bu yana
since

It has been over three years since I moved here. - Buraya taşındığımdan bu yana üç yıldan fazla oldu.

Wow, Daniel has put on a lot of weight since the last time I saw him. - Vay be, Daniel'ı son gördüğümden bu yana çok kilo almış.

dansta yana kayma
glissade
den bu yana
since
dört yanına bakmak/ yana bakınmak
to look all around
gururunu bir yana bırakmak
to swallow one's pride
hepsi bir yana
everything aside
hepsi bir yana
all aside
iki yana açmak
spread
suyun yana doğru akması
interflow
tüketiciden yana olma
consumerism
uçağın bir yana yatması
bank
yan
(a) side
yan
with; alongside, alongside of: Yanına hiç para alma! Don't take any money with you! Yanımda çalışıyor. He works alongside me
yan
asquint
yan
sideward
yan
aspect, side (of a matter)
yan
bye
yan
sidelong
yan
by
yan
parietal
yan
secondary
yan
part (of one's body): Her yanım ağrıyor. I ache all over
yan
subordinate

According to some experts the spoken language uses few subordinate clauses. - Bazı uzmanlara göre, konuşulan dil çok az sayıda yan cümleler kullanır.

The sentence has got too long again. Then just take out a few of the subordinate clauses. - Cümle tekrar uzun sürdü. O zaman birkaç yan cümleyi çokarın.

yan
ancillary
yan
neighborhood, vicinity, diggings: O yanlarda oturuyor. He lives in that area
yan
flanking
yan
in comparison with, alongside of: Hüsnü, Zühtü'nün yanında bir sıfırdır. Hüsnü's nothing compared to Zühtü
yan
lateral, side, located at or towards a side
yan
direction (line or course extending away from a given point)
yan
aslant
yan
rakish
yan
astray
şaka bir yana
joking apart
Englisch - Englisch
A female given name. A romanization of the Bulgarian name Яна
a member of an extinct North American Indian people who lived in the Pit river valley in northern California
the Yanan language spoken by the Yana people a member of an extinct North American Indian people who lived in the Pit river valley in northern California
the Yanan language spoken by the Yana people
yan
one in common dialect (from Cumbrian sheep counting)
yan
one in common dialect
Türkisch - Türkisch

Definition von yana im Türkisch Türkisch wörterbuch

yana yakıla
Sızlanarak, sıkıntısını belli ederek, şikâyet ederek: "Bu sefer İstanbul'un mutlaka alınacağını, ne kadar Türk varsa...kesileceğini yana yakıla söylerdi."- o. Seyfettin
yana yakıla
Sızlanarak, sıkıntısını belli ederek, şikâyet ederek
yana yana
Döne döne, tekrar tekrar
yana yana
Yanarak
yan yana
Biri ötekinin sağında veya solunda olarak, birbirinin yanında, birlikte
YAN
(Osmanlı Dönemi) f. Hastanın sayıklaması
Yan
(Osmanlı Dönemi) HİZVE
Yan
kenar
Yan
nezt
yan
Tali
yan
Yön, sağ ve solun ortak adı, taraf
yan
İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri
yan
Hastanın sayıklaması
yan
Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri
yan
Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri
yan
Birlikte, beraberinde olma: "Bir ara acıkıp yanlarında getirdikleri ekmek peyniri yediler."- N. Cumalı
yan
Üstte, altta, arkada veya önde olmayan
yan
Tali: "Siyasi partiler kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri şekilde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar meydana getiremezler."- Anayasa
yan
Yön, sağ ve solun ortak adı, taraf: "Yaşlı garson yanımıza geldi."- Y. K. Karaosmanoğlu
yan
Ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü
yan
Bir yana yönelerek
yan
Bedenin bir bölümü. Üstte, altta, arkada veya önde olmayan
yan
İkinci derece olan
yan
Ciltlenecek bir kitabın başına ve sonuna yerleştirilen beyaz ya da renkli kağıda verilen ad
yan
Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü: "Yolcuların girdiği iskele yanından kendini denize attı."- M. Ş. Esendal
yan
Üst
yan
Birlikte, beraberinde olma
yan
Bedenin bir bölümü
yan
Yer
Englisch - Türkisch

Definition von yana im Englisch Türkisch wörterbuch

swerve aniden yana sapmak; sapmak, dönmek; saptirmak, döndürmek
(amaçtan) ani dönüş, sapma
yana

    Silbentrennung

    ya·na

    Aussprache

    Etymologie

    () Cognate to English Jane, ultimately from Hebrew, feminine form of Ioannes ( =John).

    Gemeinsame Collocations

    yana olmak
Favoriten