taşma

listen to the pronunciation of taşma
Türkisch - Englisch
overflowing

He tumbles down all the poor people's chimneys, and fills up the stockings to overflowing. - O bütün fakir insanların bacalarını düşürür ve çorapları taşmasına doldurur.

overflow

He tumbles down all the poor people's chimneys, and fills up the stockings to overflowing. - O bütün fakir insanların bacalarını düşürür ve çorapları taşmasına doldurur.

gush
ebullition
outpouring
protrusion
surge
outburst
outpour
overflow, effusion
(Bilgisayar) overrun
overlap
brim
owerflow
overspill
spill
(Sinema) ghost image
spillover
outflow
effusion
{i} flooding
{i} well over
{i} bubbling over
{i} brimming
(Nükleer Bilimler) overrange
taş
stone

Kill two birds with one stone. - Tek bir taşla iki kuş öldür.

The house had a stone wall around it. - Evin etrafında taş bir duvar vardı.

taşmak
overflow
taşma savağı
Spillway
taşma borusu
overflow pipe
taşma göstericisi
overflow indicator
taşma kanalı
floodway
taş
rock

Tom threw a rock at the dog. - Tom köpeğe bir taş attı.

Tom threw a rock into the pond. - Tom gölete bir taş attı.

taş
{i} dig

The prisoner of war bore himself with great dignity. - Savaş tutuklusu kendini büyük bir onurla taşıdı.

taş
{i} flint

The landscape was cold and sharp as flint. - Peyzaj çakmak taşı kadar soğuk ve keskin.

taş
(a) stone; (a) rock
taş
playing piece, counter (used in a board game such as chess or checkers)
taş
stone, gem (in a piece of jewelry)
taşmak
brim over
taş
turbulence
taş
quip
taş
(Askeri) rubble stone
taş
precious stone

The diamond is a precious stone. - Elmas kıymetli bir taştır.

Tom analyzed the precious stone at his lab. - Tom Laboratuarda kıymetli taş analizi yaptı.

taş
piece

Hang on a minute. There's quite a few black chess pieces over there. - Biraz bekleyin. Orada fazlasıyla siyah satranç taşı var.

taş
slang money, dough, rocks
taşmak
bubbling over
taşmak
effuse
taşmak
spill
taş
{f} well over
taş
{f} overflowing

The stadium was overflowing with people. - Stadyum, insanlarla taşıyordu.

Modern society is overflowing with all sorts of information. - Modern toplum her türlü bilgi ile dolup taşıyor.

taş
{f} brim
taş
{f} flooding

The periodic flooding of the Nile is very important to Egypt. - Nil'in periyodik taşkınları Mısır için çok önemlidir.

taş
concretion
taş
{f} flooded

The rivers were flooded by the heavy rain. - Irmaklar yoğun yağış yüzünden taştı.

Since Tom's Tavern has started offering a delivery service too, it has been flooded with phone calls. - Tom'un tavernası da bir teslimat hizmeti sunmaya başladığından beri taverna telefon görüşmeleriyle dolup taşıyor.

taş
{f} bubbling over
taş
bubble over
taş
brim over
taş
{f} overflow

After the heavy rains, the river overflowed its banks. - Sağanak yağışlardan sonra, nehir kendi kıyılarının dışına taştı.

This river sometimes overflows after the thaw. - Bu nehir bazen çözülme sonrası taşar.

taş
{f} flood

The market was flooded with foreign goods. - Pazar yabancı mallarla dolup taşıyordu.

Every spring the river floods here. - Her İlkbaharda nehir burada taşar.

taş
(Askeri) rubble
taş
masonry
taş
scale
taşmak
bubble
taşmak
flood
taşmak
slop
taşmak
cascade
taşmak
bubble over
taşmak
fill up
taşmak
run over
Taş
(Tıp) lapis
kaynayıp taşma
ebulliency
kaynayıp taşma
ebullience
kolektif taşma
(Pisikoloji, Ruhbilim) collective excitation
taş
{i} hit

Tom threw a rock at the bottle, hit it and broke it. - Tom şişeye taş attı, onu vurdu ve onu kırdı.

A typhoon hit Tokyo on Wednesday with strong winds and heavy rains stopping public transportation. - Bir tayfun kuvvetli rüzgarlarla ve toplu taşıma araçlarını durduran şiddetli yağmurlarla çarşamba günü Tokyo'yu vurdu.

taş
{i} jeer
taş
brick
taş
stone, rock, made of stone or rock
taş
pavement
taş
brimming
taş
jibe
taş
lapidary
taş
stone; rock; precious stone; piece, man; allusion, innuendo, dig (at sb); calculus, stone
taş
gibe; allusion
taş
small stones and pebbles; jeer
taş
dig, barbed allusion
taş
gem; gravel
taş
innuendo
taş
med. stone, calculus (e.g. kidney stone, gallstone)
taş
fixed but vacant (stare)
taş
(dama) piece
taş
{i} gibe
taş
tile
taş
stony
taş
{i} allusion
taş
{i} gem

Rare gems include aquamarine, amethyst, emerald, quartz and ruby. - Bazı değerli taşlar akuamarin, ametist, zümrüt, kuvars ve yakuttur.

At last, the gem was in his hands. - Sonunda, değerli taş onun ellerindeydi.

taşmak
spill over
taşmak
get over
taşmak
well over
taşmak
pour out
taşmak
{f} gush
taşmak
{f} swell
taşmak
{f} swim
taşmak
boil over
taşmak
{f} flow
taşmak
overbrim
taşmak
slop over
taşmak
to overflow, run over; (for a river) to overflow its banks; (for a crowd) to spill over (into) (a place)
taşmak
to lose one's patience; to blow one's stack; to give vent to one's excitement
taşmak
exuberate
taşmak
beetle
taşmak
flooding
taşmak
pour forth
taşmak
to overflow, to flood; to boil over, to run over; to lose one's patience
taşmak
(for something) to project or extend over the edge of or edges of (something)
Türkisch - Türkisch
Akarsu yatağından çıkarak çevresini kaplama
Yatağından çıkarak çevresini kaplama
Taşmak işi
Taş
(Osmanlı Dönemi) SİLAM
Taş
(Hukuk) SENG
Taş
(Osmanlı Dönemi) VAKA'
taş
Üstü kapalı bir biçimde söylenen iğneleyici söz, tariz
taş
Tavla pulu
taş
Birine dokunsun diye söylenen söz
taş
Bazı organların içinde, özellikle idrar kesesi vb.nde oluşan, türlü biçim ve hacimdeki katı madde
taş
Kimyasal veya fiziksel durumu değişiklikler gösteren, rengini içindeki maden, tuz ve oksitlerden alan sert ve katı madde
taş
Bazı kütlelerden kopan veya koparılan parça
taş
Yapı işlerinde kullanılmak için bu maddeden hazırlanmış malzeme
taş
Yapı işlerinde kullanılmak için bu maddeden hazırlanmış malzeme: "Tophane yukarılarında taştan bir binada oturuyordu."- S. F. Abasıyanık
taş
Taştan yapılmış, taştan oluşmuş
taş
Alaylı halk şiiri
taş
Bazı yerlerde ve işlerde kullanılmak için bu maddeden özel olarak hazırlanmış malzeme
taş
Bazı yerlerde ve işlerde kullanılmak için bu maddeden özel olarak hazırlanmış malzeme: "Ertesi günü kaldırıp Karacaahmet'e gömdüler, bir taş diken olmadı."- M. Ş. Esendal
taş
Mücevherlerde kullanılan yüksek değerli taş
taş
Bazı kütlelerden kopan veya koparılan parça. Üstü kapalı bir biçimde söylenen iğneleyici söz, tariz
taş
Dama, domino gibi oyunlarda kullanılan metal, kemik, plastik veya tahta parçalardan her biri
taş
Mücevherlerde kullanılan yüksek değerli cevher
taşmak
Sıvı maddeler, içinde bulundukları kaba sığmayacak kadar çoğalma ve kabarma yüzünden kenarları aşmak
taşmak
Sıvı maddeler, içinde bulundukları kaba sığmayacak kadar çoğalma ve kabarma yüzünden kenarları aşmak: "Hayvanın ağzından taşan beyaz köpüklere biraz da kan karıştı."- H. Taner
taşmak
Akarsu yatağından çıkarak çevresini kaplamak
taşmak
İnsan, nesne vb. çokça bulunmak, sayısı artmak
taşmak
çokça bulunmak, sayısı artmak
taşmak
Bulunduğu yüzeyden geniş gelerek kenarları aşmak
taşmak
Bir yere veya şeye sığmamak: "Kasketinden taşmış siyah saçları yakına gelince çok kırçıllaştı."- S. F. Abasıyanık. Öfke, sabırsızlık veya heyecan yüzünden kendini tutamamak: "Acaba bizim taşıp köpürmelerimizi pek çocukça mı bulmuştu?"- Y. K. Karaosmanoğlu. İnsan, nesne vb
taşmak
Yatağından çıkarak çevresini kaplamak
taşmak
Öfke, sabırsızlık veya heyecan yüzünden kendini tutamamak
taşma
Favoriten