seçme

listen to the pronunciation of seçme
Türkisch - Englisch
selection
choosing

Mary took her time choosing a dress even though Tom was waiting for her. - Tom onu bekliyor olsada, Mary'nin bir elbise seçmesi zamanını aldı.

You must be careful in choosing your friends. - Arkadaşlarını seçmede dikkatli olmalısın.

sampling
eclectic
choice

He had no other choice but to choose the names randomly. - İsimleri rastgele seçmekten başka seçeneği yoktu.

The test was multiple choice. - Test çoktan seçmeliydi.

recherche
choosing, selecting
select, choice; distinguished, outstanding, superior
digest
picked

The judges haven't yet picked the best book. - Uzmanlar henüz en iyi kitabı seçmediler.

pick

She married to the kind of man you would expect her to pick. - O, onun seçmesini umduğun bir adamla evlendi.

I think you should pick Tom. - Bence Tom'u seçmelisin.

choosing, selecting; select, choice, outstanding
select

At the moment, you are entering your sentences in the wrong place. You should select Contribute at the top of the page and then Add sentences. - Şu anda, cümlelerini yanlış yere giriyorsun. Sayfanın tepesinde katkıda bulun ve sonra cümleler ilave edin'i seçmelisin.

You have only three options to select. - Seçmek için sadece üç seçeneğin var.

spotting
co-optation
choose

She had to choose her words carefully. - O, sözlerini dikkatle seçmek zorunda kaldı.

You should choose your friends very carefully. - Arkadaşlarını çok dikkatli seçmelisin.

opting
best of breed
(Ticaret) screening
(Gıda) sorting
(Ticaret) assignment
(Biyokimya) elimination
selecting
olition
analectic
extract
(Tıp) election

On election day, voters chose Nixon. - Seçim günü, seçmenler Nixon'u seçti.

Will the Social Democrats succeed in mobilizing enough voters on Election Day? - Sosyal Demokratlar seçim günü yeterince seçmeni harekete geçirmeyi başaracak mı?

pointing
co optation
{i} option

You have only three options to select. - Seçmek için sadece üç seçeneğin var.

miscellanea
seçmek
choose

They want to choose their mates by their own will. - Arkadaşlarını kendi istekleriyle seçmek istiyorlar.

She had to choose her words carefully. - O, sözlerini dikkatle seçmek zorunda kaldı.

seçmek
{f} select

You have only three options to select. - Seçmek için sadece üç seçeneğin var.

seçmek
pick

We have to pick a place to set up the tent. - Çadır kurmak için bir yer seçmek zorundayız.

You have to pick one. - Bir tane seçmek zorundasın.

seçme hakkı
suffrage
seçme denetimi
selection check
seçme eserler
analects
seçme hakkı
freedom
seçme hakkı
right of choice
seçme hakkı
option
seçme hakkı
choice

You leave me no choice in the matter. - Bana bu konuda seçme hakkı bırakmıyorsun.

We're giving you a choice. - Sana bir seçme hakkı veriyoruz.

seçme kısım
elite
seçme ormanı
selection forest
seçme parça
extract
seçme parça
excerpt
seçme parça almak
excerpt
seçme sınavı
qualifying examination
seçme turu
qualifying round
seçme tuşu comp
option key
seçmek
elect
seç
choose

Parents have a prior right to choose the kind of education that shall be given to their children. - Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler.

You may choose any of them. - Onlardan herhangi birini seçebilirsin.

seç
chose

We chose Mary a good birthday present. - Mary'ye iyi bir doğum günü hediyesi seçtik.

Everyone has the right to take part in the government of his country, directly or through freely chosen representatives. - Her şahıs, doğrudan doğruya veya serbestçe seçilmiş temsilciler vasıtasıyla, memleketin kamu işleri yönetimine katılmak hakkını haizdir.

seçmek
{f} spot
seç
{f} chosen

He was chosen to be a member of the team. - O, takımın bir üyesi olarak seçildi.

I realized that what I had chosen didn't really interest me. - Seçtiğim şeyin beni ilgilendirmediğini anladım.

seç
choosing

I hope to find a job of my own choosing. - Kendi seçtiğim bir işi bulmayı umuyorum.

I made a big mistake when choosing my wife. - Karımı seçerken büyük bir hata yaptım.

seç
{f} elect

In 1860, Lincoln was elected President of the United States. - 1860'ta Lincoln, ABD başkanlığına seçildi.

Yuri Andropov was elected Chairman of the Presidium of the Supreme Soviet on June 16, 1983. - Yuri Andropov 16 Haziran 1983 te Yüce Rusya'nın Başbakanlık Heyetinin başkanı seçilmişti.

seçmeler
{i} omnibus
seçmek
make up one's mind
seçmek
take
seçmek
look out
seç
{f} elected

In 1860, Lincoln was elected President of the United States. - 1860'ta Lincoln, ABD başkanlığına seçildi.

Dwight Eisenhower was elected president in 1952. - Dwight Eisenhower, 1952'de başkan olarak seçildi.

seçmek
know
komut seçme
(Bilgisayar) choosing commands
seç
(Bilgisayar) choose columns
seç
(Bilgisayar) select from
seçmek
rule out
seçmek
hand-pick
seçmek
opt for
seçmek
see
seçmek
discern
seçmek
coopt
seçmek
make out
seçmek
destinate
seçmek
pick on

I have to pick one of them. - Onlardan birini seçmek zorundayım.

You have to pick one. - Bir tane seçmek zorundasın.

seçmek
tag
seçmek
designate
seçmek
extract
seçmek
fix on
seçmek
assign
seçmek
go for
seçmek
discerner
seçmek
name

He had no other choice but to choose the names randomly. - İsimleri rastgele seçmekten başka seçeneği yoktu.

seçmek
return
seçmek
pick out

It took me a long time to pick out a new pair of glasses. - Yeni bir gözlük seçmek uzun zamanımı aldı.

I want to pick out a present for my friend. - Arkadaşım için bir hediye seçmek istiyorum.

vites seçme kolu
gear selector
üye olarak seçme
(Politika, Siyaset) co-optation
seç
single out

I don't think it's fair to single out Tom. - Tom'u seçmenin adil olduğunu sanmıyorum.

seç
{f} selecting

Tom did a pretty good job of selecting music for the dance. - Tom, dans için müzik seçimi konusunda iyi bir iş çıkardı.

seç
select

The old selection process for judges was very unfair. - Hakimler için eski seçim süreci çok haksızdı.

Those selected will have to face extensive medical and psychological tests. - Seçilmiş olanlar kapsamlı tıbbi ve psikolojik testlerle yüzleşmek zorunda kalacak.

seç
pick on

Did you pick one yet? - Henüz birini seçtin mi?

I have to pick one of them. - Onlardan birini seçmek zorundayım.

seç
{f} selected

She selected a hat to match her new dress. - O, yeni elbisesi ile uyması için yeni bir şapka seçti.

Those selected will have to face extensive medical and psychological tests. - Seçilmiş olanlar kapsamlı tıbbi ve psikolojik testlerle yüzleşmek zorunda kalacak.

seç
pick out

I want to pick out a present for my friend. - Arkadaşım için bir hediye seçmek istiyorum.

Which book did you pick out to send to Anne? - Anne'ye göndermek için hangi kitabı seçtin?

seçme yöntemi
method of choice
seçmek
tell
seçmek
adopt
seçmek
pitch on
seçmek
clean out
seçmek
distinguish
kamu personeli seçme sınavı
public personnel selection exam
seç
choose, select
seçmek
chose
seçmeler
try outs
seçmeler
chooses
bilgi seçme
(Bilgisayar) selecting data
doğal seçme
natural selection
fermi seçme kuralları
(Fizik) fermi selection rules
göreve seçme
assignation
hisse senedi seçme
(Ticaret) selection of shares
ilk seçme hakkı
refusal
irade ve seçme özgürlüğü
(Politika, Siyaset) liberium arbitrium
kadınların seçme hakkını savunan kadın
suffragette
kadınların seçme ve seçilme hakkı
female suffrage
kavalye seçme
(balo) ladies' choice
meslek seçme hürriyeti
freedom of vocational choice
normal seçme
normal select
oluk seçme
channel tuning
oluk seçme düğmesi
(Televizyon) programselector button
oluk seçme düğmesi
(Teknik,Televizyon) program selector button
ortam seçme
(Bilgisayar) media select
otomatik seçme
(Bilgisayar) auto-select
oybirliği ile seçme
co-optation
seç
singleout
seçmek
co-opt
seçmek
to choose, to pick, to pick out; to select; to elect; to perceive, to distinguish, to see, to spot, to discern
seçmek
to be choosy about, be particular about (something); to choose (one's friends) carefully
seçmek
be particular about
seçmek
perceive
seçmek
constitute
seçmek
(Fiili Deyim ) pitch upon
seçmek
single out
seçmek
opt

You have only three options to select. - Seçmek için sadece üç seçeneğin var.

seçmek
{f} intend
seçmek
decide on
seçmek
intend for
seçmek
to perceive, distinguish, see, discern
seçmek
cull
seçmek
decide up
seçmek
to choose, select
seçmek
(göreve) postulate
seçmek
hand pick
seçmek
plump for
seçmek
{f} descry
seçmek
co opt
seçmek
choose , select
seçmek
(Hukuk) to co-opt
seçmek
choose to make one's own
seçmeler
{i} anthology
seçmeler
{i} analects
seçmeler
colleetanea
seçmeler
selection
seçmeler
selections, selected articles
seçmeler
qualifying round
seçmeler
{i} potpourri
sistem seçme
system selection
sözcük seçme yöntemi
phraseology
trol ağında seçme
(Denizbilim) trawl net selection
uyrukluk seçme hakkı
(Hukuk) right of option
vites seçme kamı
gear selector cam
vites seçme mili
(Otomotiv) selector shaft
vites seçme mili
gear selector shaft
vites seçme valfi
gear selector valve
yeniden seçme
re-election
yinelenen seçme sorgusu
(Bilgisayar) replicable select query
yön seçme özelliği
(Askeri) heading select feature
zorunlu seçme
forced choice
Türkisch - Türkisch
Seçkin, seçilmiş: "Üsküp'ün kızları, hepsi de seçme."- Halk türküsü
Seçkin, seçilmiş
Seçmek işi
(Osmanlı Dönemi) BERCESTE
iHTiYAR
intihap
seleksiyon
seçme hakkı
Herhangi bir seçimde oy kullanabilme hakkı
seçme hakkı
Bir sözleşme ile belirlenen ödeme biçimi yerine bir diğerini koyabilme yetkisi, muhayyerlik, hakkıhıyar
doğal seçme
(Biyoloji) Doğal seçme, (doğal seçilim veya Doğal Ayıklama ya da Doğal Seleksiyon) dış çevreye uyum konusunda daha elverişli özelliklere sahip birey organizmaların, bu elverişli özelliklere sahip olmayan diğer bireylere göre yaşama ve üreme şanslarının daha yüksek olması ve bunun sonucu olarak genlerini yeni kuşaklara aktarma yönünden daha avantajlı olmalarıyla işleyen mekanizmadır. Böylece dış ortama uyum sağlamakta sorunlar yaşayan bireyler ve genler organizma popülasyonundan tasfiye edilmiş olmaktadır
Seçmek
(Osmanlı Dönemi) NAKD
Seçmek
ayırmak
Seçmek
saylamak
Seçmek
seçim yapmak
seçmek
Ne olduğunu anlamak, fark etmek
seçmek
Titiz davranmak, kolay kolay beğenmemek
seçmek
Ne olduğunu anlamak, fark etmek: "Sizler gezip tozmakta hür olduğunuz hâlde insan zekâsı ile bir adım ilerisini seçemiyorsunuz, sezemiyorsunuz."- R. H. Karay
seçmek
Birine oy vererek bir göreve getirmek
seçmek
Tercihini bir yönde kullanmak
seçmek
Üstün, iyi, uygun bularak yeğlemek
seçmek
Benzerleri arasında hoşa gideni almak veya yararlanmak için ayırmak
seçmek
Birine oy vererek bir göreve getirmek. Üstün, iyi, uygun bularak yeğlemek: "Benim ne akla hizmet edip de Almanca muallimliğini seçtiğime şaşıp şaşıp kalıyordu."- H. Taner
seçmek
Farklı görmek, üstün görmek
seçmeler
Seçme yazılar veya eserler, müntehabat
seçme
Favoriten