sadeleştirmek

listen to the pronunciation of sadeleştirmek
Türkisch - Englisch
{f} simplify
cancel
reduce
to simplify or purify (a language)
to simplify
to cause (something) to become simple, plain, or unaffected
chasten
(Matematik) abbreviate
{f} purify
sade
simple

It's just that simple. - Bu sadece bu kadar basit.

Tom ate plain and simple food. - Tom, sade ve basit bir yemek yedi.

sade
plain

They were plainly dressed. - Onlar sade giyinmişlerdi.

Tom ate plain and simple food. - Tom, sade ve basit bir yemek yedi.

sade
only

The past can only be known, not changed. The future can only be changed, not known. - Geçmiş sadece bilinir, değişmez. Gelecek ise sadece değişir, bilinmez.

Walking from the station to the house takes only five minutes. - İstasyondan yürüyerek eve gitmek sadece beş dakika.

sade
pure

All characters appearing in this work are fictitious. Any resemblance to real persons, living or dead, is purely coincidental. - Bu eserde görünen tüm karakterler tamamen hayal ürünüdürler. Yaşayan ya da ölü gerçek kişilere olan herhangi bir benzerlik sadece rastlantıdır.

This happened purely by accident. - Bu sadece kazara oldu.

sade
just

I'm just going to rest during the summer vacation. - Yaz tatili sırasında sadece dinleneceğim.

This house of ours has just been redecorated, and we haven't lived here for sixth months. - Bizim bu evimiz sadece yeniden dekore edildi ve altı aylığına burada yaşamadık.

sade
sober
sade
bald
sade
{s} stark
sadeleştirme
(Matematik) abbreviation
sade
single-minded
sade
literal
sade
low-key
sade
severly
sade
severest
sade
without sugar
sade
singleminded
sade
clear-cut
sade
unornamented
sade
naked
sade
(Argo) bog standard
sade
neat

If you make a mistake, just cross it out neatly. - Eğer bir hata yaparsanız, sadece düzgün bir şekilde çiziniz.

sade
(Konuşma Dili) in black and white
sade
modest

Maybe Tom is just being modest. - Belki de Tom sadece mütevazi davranıyor.

Tom is just being modest. - Tom sadece mütevazi oluyor.

sade
austerity
sade
severer
sade
absolute

It is exactly the same thing, just absolutely different. - Bu tam olarak aynı şey, sadece tamamen farklı.

No, you are absolutely wrong. Tom is not radical but conservative. He just hates liberalism. - Hayır, kesinlikle hatalısın. Tom radikal değil muhafazakardır. Sadece liberalizmden nefret ediyor.

sade
cool

Norwegian reggae is very cool. Simply excellent. - Norveç Reggae'si çok harika. Sadece mükemmel.

Calvin Coolidge was quiet and plain-looking. - Calvin Coolidge sessiz ve sade görünümlüydü.

sade
restrained
sade
naive

I'm not naive, I'm just an optimist. - Ben saf değilim, sadece iyimserim.

sadeleştirme
(Bilgisayar) do not reduce
sade
{s} bare

Tom only does the bare minimum. - Tom sadece en azını yapar.

I caught a big fish yesterday with my bare hands. - Dün sadece ellerimle büyük bir balık yakaladım.

sade
severe

I just got over a severe illness. - Ben sadece ağır bir hastalık atlattım.

sade
artless
sade
quiet

My wife and I would just like to go home quietly. - Karım ve ben sadece sessizce eve gitmek istiyoruz.

Calvin Coolidge was quiet and plain-looking. - Calvin Coolidge sessiz ve sade görünümlüydü.

sade
black

How would you like your coffee, black or with cream? - Kahvenizi nasıl istersiniz, sade mi yoksa kremalı mı?

Tom only wears black clothes. - Tom sadece siyah elbiseler giyer.

sade
lowly
sade
unvarnished
sade
conservative

No, you are absolutely wrong. Tom is not radical but conservative. He just hates liberalism. - Hayır, kesinlikle hatalısın. Tom radikal değil muhafazakardır. Sadece liberalizmden nefret ediyor.

sade
{s} unsophisticated
sade
undecked
sade
simplificative
sade
{s} austere
sade
{s} homely
sade
{s} mere

The mere thought of a snake makes me shiver. - Bir yılanı sadece düşünmek beni titretiyor.

How to merely get tea? - Sadece çay nasıl alınır?

sade
{s} rustic
sade
{s} unmixed
sade
arcadia
sade
{s} homespun
sade
{s} frugal
sade
frugally
sade
{s} unadorned
sade
merely

Don't look down on him merely because he is poor. - Sadece fakir olduğu için ona tepeden bakma.

He said it merely as a joke. - O, onu sadece bir şaka olarak söyledi.

sade
chaste
sade
simple, plain, unadorned; unaffected, unpretentious
sade
russet
sade
(coffee) that's drunk black and unsweetened
sade
plain; simple; pure; austere, modest; unmixed, neat; unadorned, unornamented; (kahve) black, without sugar
sade
only, solely, merely, just
sade
attic
sadeleştirme
making (something) simple, plain, or unaffected
sadeleştirme
simplification or purification (of a language)
sadeleştirme
{i} simplification
Englisch - Englisch

Definition von sadeleştirmek im Englisch Englisch wörterbuch

Sade
{i} family name (Hebrew); Helen Folasade Adu (born 1959), famous English singer born in Nigeria
Sade
French writer of novels, plays, and short stories characterized by a preoccupation with sexual violence
sade
French soldier and writer whose descriptions of sexual perversion gave rise to the term `sadism' (1740-1814)
sade
alternative spelling of sadhe
Türkisch - Türkisch
Yalın bir duruma getirmek, yalınlaştırmak
SADE
(Osmanlı Dönemi) Sadakat, sıdk gibi mânâlara da gelir
SADE
(Osmanlı Dönemi) (Sayd. dan) Mâzi fiilidir. "Avlandı" mânâsındadır. ( dan) "Bağır, ilân et" mânâsına emirdir. Meydan okumak, âciz bırakmak mealinde ve i'caz yoluna işaret eder "sâd" diye okunur
Sade
minimal
Sade
şekersiz
sade
Süsü, gösterişi olmayan; yalın, gösterişsiz
sade
Yalın, süssüz, anlaşılır olan (üslup): "Lirik şiir en halis şairlerin elinde gayet sadedir."- Y. K. Beyatlı
sade
Yalın, süssüz, anlaşılır olan
sade
Yalnızca, yalnız, ancak, sadece
sade
Süsü, gösterişi olmayan, yalın, gösterişsiz: "İki ufak çocuk konuşarak gidiyor; hâlleri o kadar sade, o kadar sevimli ki, imrenmemek mümkün değil."- M. Ş. Esendal. Şekersiz (kahve). (sa: 'de) Yalnızca, yalnız, ancak, sadece: "Hem düşünmeli ki insan kısmı sade para ile doymaz."- R. N. Güntekin
sadeleştirme
Sadeleştirmek işi
sadeleştirmek
Favoriten