sadeleştirme

listen to the pronunciation of sadeleştirme
Türkisch - Englisch
simplification or purification (of a language)
making (something) simple, plain, or unaffected
simplification
(Matematik) abbreviation
(Bilgisayar) do not reduce
sade
simple

She wore a simple dress. - O sade bir elbise giymişti.

It's just that simple. - Bu sadece bu kadar basit.

sadeleştirmek
{f} simplify
sade
plain

Plain white paper will do. - Sadece beyaz kağıt yeterli.

Explain it in plain words. - Onu sade bir dille açıklayın.

sade
only

Only a few people understood me. - Sadece birkaç kişi beni anladı.

The past can only be known, not changed. The future can only be changed, not known. - Geçmiş sadece bilinir, değişmez. Gelecek ise sadece değişir, bilinmez.

sade
pure

This is just pure evil. - Bu sadece saf kötülük.

This trip is purely for pleasure. - Bu yolculuk sadece zevk içindir.

sade
sober
sade
bald
sade
{s} stark
sade
just

This house of ours has just been redecorated, and we haven't lived here for sixth months. - Bizim bu evimiz sadece yeniden dekore edildi ve altı aylığına burada yaşamadık.

I'm just going to rest during the summer vacation. - Yaz tatili sırasında sadece dinleneceğim.

sade
severly
sade
cool

We just don't think it's cool. - Biz sadece serin olduğunu düşünmüyoruz.

Calvin Coolidge was quiet and plain-looking. - Calvin Coolidge sessiz ve sade görünümlüydü.

sade
clear-cut
sade
absolute

No, you are absolutely wrong. Tom is not radical but conservative. He just hates liberalism. - Hayır, kesinlikle hatalısın. Tom radikal değil muhafazakardır. Sadece liberalizmden nefret ediyor.

It is exactly the same thing, just absolutely different. - Bu tam olarak aynı şey, sadece tamamen farklı.

sade
literal
sade
(Argo) bog standard
sade
naive

I'm not naive, I'm just an optimist. - Ben saf değilim, sadece iyimserim.

sade
singleminded
sade
restrained
sade
without sugar
sade
(Konuşma Dili) in black and white
sade
single-minded
sade
low-key
sade
severest
sade
neat

If you make a mistake, just cross it out neatly. - Eğer bir hata yaparsanız, sadece düzgün bir şekilde çiziniz.

sade
naked
sade
unornamented
sade
austerity
sade
modest

Maybe Tom is just being modest. - Belki de Tom sadece mütevazi davranıyor.

Tom is just being modest. - Tom sadece mütevazi oluyor.

sade
severer
sadeleştirmek
(Matematik) abbreviate
sadeleştirmek
{f} reduce
sade
{s} bare

Tom only does the bare minimum. - Tom sadece en azını yapar.

Tom just barely passed the test. - Tom testi sadece zar zor geçti.

sade
severe

I just got over a severe illness. - Ben sadece ağır bir hastalık atlattım.

sade
black

How would you like your coffee, black or with cream? - Kahvenizi nasıl istersiniz, sade mi yoksa kremalı mı?

Only the blackest of hearts could leave that poor kitty out on the street in the cold. - Sadece katı kalpli biri şu zavallı yavru kediyi bu soğukta sokağa terkedebilir.

sade
quiet

Let's just sit here quietly. - Sadece sessizce burada oturalım.

My wife and I would just like to go home quietly. - Karım ve ben sadece sessizce eve gitmek istiyoruz.

sade
artless
sade
lowly
sade
unvarnished
sade
conservative

No, you are absolutely wrong. Tom is not radical but conservative. He just hates liberalism. - Hayır, kesinlikle hatalısın. Tom radikal değil muhafazakardır. Sadece liberalizmden nefret ediyor.

sadeleştirmek
cancel
sade
{s} unadorned
sade
{s} homely
sade
undecked
sade
simplificative
sade
merely

Don't look down on him merely because he is poor. - Sadece fakir olduğu için ona tepeden bakma.

She was merely stating a fact. - O sadece bir gerçeği ifade ediyordu.

sade
{s} unsophisticated
sade
{s} austere
sade
{s} rustic
sade
{s} mere

How to merely get tea? - Sadece çay nasıl alınır?

The mere thought of a snake makes me shiver. - Bir yılanı sadece düşünmek beni titretiyor.

sade
{s} homespun
sade
{s} frugal
sade
frugally
sade
{s} unmixed
sade
arcadia
sade
simple, plain, unadorned; unaffected, unpretentious
sade
russet
sade
chaste
sade
(coffee) that's drunk black and unsweetened
sade
plain; simple; pure; austere, modest; unmixed, neat; unadorned, unornamented; (kahve) black, without sugar
sade
only, solely, merely, just
sade
attic
sadeleştirmek
{f} chasten
sadeleştirmek
to cause (something) to become simple, plain, or unaffected
sadeleştirmek
to simplify
sadeleştirmek
to simplify or purify (a language)
sadeleştirmek
{f} purify
Englisch - Englisch

Definition von sadeleştirme im Englisch Englisch wörterbuch

Sade
{i} family name (Hebrew); Helen Folasade Adu (born 1959), famous English singer born in Nigeria
Sade
French writer of novels, plays, and short stories characterized by a preoccupation with sexual violence
sade
French soldier and writer whose descriptions of sexual perversion gave rise to the term `sadism' (1740-1814)
sade
alternative spelling of sadhe
Türkisch - Türkisch
Sadeleştirmek işi
SADE
(Osmanlı Dönemi) Sadakat, sıdk gibi mânâlara da gelir
SADE
(Osmanlı Dönemi) (Sayd. dan) Mâzi fiilidir. "Avlandı" mânâsındadır. ( dan) "Bağır, ilân et" mânâsına emirdir. Meydan okumak, âciz bırakmak mealinde ve i'caz yoluna işaret eder "sâd" diye okunur
Sade
minimal
Sade
şekersiz
sade
Süsü, gösterişi olmayan; yalın, gösterişsiz
sade
Yalın, süssüz, anlaşılır olan (üslup): "Lirik şiir en halis şairlerin elinde gayet sadedir."- Y. K. Beyatlı
sade
Yalın, süssüz, anlaşılır olan
sade
Yalnızca, yalnız, ancak, sadece
sade
Süsü, gösterişi olmayan, yalın, gösterişsiz: "İki ufak çocuk konuşarak gidiyor; hâlleri o kadar sade, o kadar sevimli ki, imrenmemek mümkün değil."- M. Ş. Esendal. Şekersiz (kahve). (sa: 'de) Yalnızca, yalnız, ancak, sadece: "Hem düşünmeli ki insan kısmı sade para ile doymaz."- R. N. Güntekin
sadeleştirmek
Yalın bir duruma getirmek, yalınlaştırmak
sadeleştirme
Favoriten