korunma

listen to the pronunciation of korunma
Türkisch - Englisch
protection

They need protection. - Onların korunmaya ihtiyacı var.

Everyone has the right to form and to join trade unions for the protection of his interests. - Herkesin menfaatlerinin korunması için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.

prevention

Prevention is the best medicine. - Korunmak en iyi ilaçtır.

Prevention is better than cure. - Korunma tedaviden daha iyidir.

(Hukuk) safeguard
preservation

He has dedicated his life to the preservation of nature. - Hayatını doğanın korunmasına adadı.

rampart
prophylaxis
defence [Brit.]
safekeeping
protection, preservation
shelter

The homeless sought shelter from the chilly shower. - Evsiz, serin sağanaktan korunmak için sığınak aradı.

Tom sought shelter from the rain. - Tom yağmurdan korunmak için sığınak aradı.

{i} defence
defense
koru
{i} grove

I went into the grove with him. - Onunla birlikte koruya girdim.

Sami hid his car in a grove of trees. - Sami arabasını bir ağaç korusuna sakladı.

korunma hükmü
(Hukuk) self protection article, safeguard clause
korunma maddesi (ithalat)
(Ticaret) safeguard clause
korunma önlemi (ithalat)
(Ticaret) safeguard measure
korunma önlemleri
(Hukuk) safeguard, protective measures
koru
plantation
koru
protect

Motherhood and childhood are entitled to special care and assistance. All children, whether born in or out of wedlock, shall enjoy the same social protection. - Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.

Everyone has the right to work, to free choice of employment, to just and favourable conditions of work and to protection against unemployment. - Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.

koru
maintain

We need to maintain focus. - Bizim odakları korumamız gerekiyor.

Dan maintained his innocence all along the lawsuit. - Dan tüm dava boyunca masumiyetini korudu.

koru
wood

The wood was kindled, the flames arose, and a mouldering heap of ashes was soon all that remained of Mrs Askew and her fellow martyrs. - Koru yakıldı, alevler yükseldi, ve kısa sürede bayan Askew ve arkadaş şehitleriyle ilgili geriye kalan bütün şey dökülen bir küller yığınıydı.

elektronik korunma
(Askeri) electronic protection
koru
woods
koru
(Bilgisayar) keep

I recommend we keep our distance. - Mesafemizi korumamızı tavsiye ederim.

Tom struggled to keep his composure. - Tom soğukkanlılığını korumak için mücadele etti.

korunmak
protected

The flowers are protected against the weather. - Çiçekler havaya karşı korunmaktadır.

korunmak
(deyim) give a wide berth
korunmak
protect oneself
koru
brought through
koru
{f} safekeeping

The valuables are in the safekeeping of the bank. - Değerli şeyler bankanın korumasındadır.

koru
spinney
koru
{f} maintaining

I've been trying to find out who is responsible for maintaining this road. - Bu yolu korumak için kimlerin sorumlu olduğunu bulmaya çalışıyordum.

koru
{f} shelter

These flowers should be sheltered from the rain. - Bu çiçekler yağmurdan korunmalıdır.

People devised shelters in order to protect themselves. - İnsanlar kendilerini korumak için sığınaklar tasarladı.

koru
{f} protecting

He made an admirable speech about protecting the environment. - O, çevreyi koruma hakkında taktire şayan bir konuşma yaptı.

We're supposed to be protecting Tom. - Tom'u korumamız gerekiyor.

koru
debar from
koru
{f} shielded

Tom shielded his eyes from the sun. - Tom gözlerini güneşten korudu.

koru
{f} saving

Protecting the environment means saving ourselves. - Çevreyi korumak kendimizi korumak anlamına gelir.

Can Tatoeba contribute to the saving of endangered languages? - Tatoeba, yok olma tehlikesinde olan dillerin korunmasında katkıda bulunabilir mi?

koru
{f} guard

Tom couldn't get past the guard. - Tom korumayı geçemedi.

The President's guards are stationed in front of the entrance. - Devlet Başkanının korumaları girişin önünde konuşlandırıldılar.

koru
bring through
koru
{f} safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

koru
{f} maintained

Tom maintained his innocence. - Tom suçsuzluğunu korumuştur.

The sidewalk is well maintained. - Kaldırım iyi korunmuştur.

koru
{f} sheltered

Tom lived a sheltered life. - Tom korunaklı bir hayat yaşıyordu.

Tom lives a sheltered life. - Tom korunaklı bir hayat yaşıyor.

koru
{f} preserved

Good traditions should be preserved. - İyi geleneklerin korunması gerekir.

They have preserved the building. - Onlar binayı korudular.

koru
conserve

We must try to conserve our natural resources. - Doğal kaynaklarımızı korumaya çalışmalıyız.

When bears sleep or lie down, their postures depend on whether they want to get rid of heat or conserve it. - Ayılar uyuduğunda ya da uzandığında onların duruşları ısıdan kurtulmak ya da onu korumak isteyip istemediklerine bağlıdır.

koru
copse
koru
{f} conserving
koru
{f} guarding

Cuban soldiers were guarding the streets. - Kübalı askerler sokakları koruyordu.

How many men are guarding Tom? - Tom'u kaç adam koruyor?

koru
{f} sheltering
koru
{f} protected

Iron Arm Atom protected the country from danger. - Astro çocuk ülkeyi tehlikeden korudu.

The policeman protected the witness. - Polis memuru tanığı korudu.

koru
{f} saved
koru
{f} preserving

Preserving world peace is one of the main purposes of the United Nations. - Dünya barışını korumak, Birleşmiş Milletlerin temel amaçlarından biridir.

We don't need a formal institution for preserving peace. - Barışı korumak için resmi bir kuruma ihtiyacımız yok.

koru
{f} guarded

It's a closely guarded secret. - Yakından korunan bir sırdır.

Tom is being guarded by three men. - Tom üç adam tarafından korunuyor.

koru
{f} preserve

They have preserved the building. - Onlar binayı korudular.

Good traditions should be preserved. - İyi geleneklerin korunması gerekir.

korunmak
beware
korunmak
guard
korunmak
beware of
allerjiden korunma
protection from allergy
korunmak
avoid

Take lots of vitamin C to avoid catching cold. - Soğuk algınlığından korunmak için bol miktarda C vitamini al.

milli korunma kanunu
national defence law
Hastalıktan korunma ve önleme merkezleri
(Askeri) Centers for Disease Control and Prevention
elektronik korunma; acil durum usulleri; icra planlaması
(Askeri) electronic protection; emergency procedures; execution planning
gebelikten korunma
contraception
karakter/saniye; toplu korunma sığınağı
(Askeri) characters per second; collective protective shelter
kentsel afet korunma planı
urban disaster prevention plan
kimyasal-biyolojik korunma sığınağı
(Askeri) chemical biological protective shelter
kişisel korunma ekipmanları
(Hukuk) personal protective equipment
koru
small forest
koru
buffer
koru
holt
koru
coppice
koru
grove, small wood
koru
grove, copse, coppice
koru
boscage
koru
bringthrough
koru
broughtthrough
koru
debarfrom
koru
conserved

He conserved his energy for the next game. - Bir sonraki oyun için enerjisini korudu.

koru
{f} shield

Tom shielded his eyes from the sun. - Tom gözlerini güneşten korudu.

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

korunmak
be protected
korunmak
defend oneself
korunmak
to be protected; to defend oneself, to protect oneself; to avoid
korunmak
to be protected, be shielded
korunmak
to be preserved, be kept intact
korunmak
to safeguard or protect oneself against; to avoid, escape (something)
korunmak
shelter

The homeless sought shelter from the chilly shower. - Evsiz, serin sağanaktan korunmak için sığınak aradı.

Tom sought shelter from the rain. - Tom yağmurdan korunmak için sığınak aradı.

pasif korunma
passive defense
pasif korunma amiri
air raid warden
patlayıcılardan korunma barikatı
revetment
Türkisch - Türkisch
Korunmak işi
Korunmak işi: "En iyi korunma çaresi yeşil dal altlarına sinmeğe kaldı!"- H. Taner
Koru
golluk
koru
Bakımlı küçük orman
koru
Küçük orman
koru
Küçük ve bakımlı orman
korunmak
Koruma işine konu olmak
korunmak
Kendini korumak, sığınmak, sakınmak
pasif korunma
Savaş sırasında düşman saldırılarından korunmak için yapılan alalama, gizlenme gibi yöntemlerin bütünü
korunma
Favoriten