kırılmış

listen to the pronunciation of kırılmış
Türkisch - Englisch
{s} broken

One of the piano strings is broken. - Piyano tellerinden birisi kırılmış.

I stepped on a piece of broken glass. - Bir parça kırılmış cama bastım.

wounded
uncrashed
shattered
folded
miffed
crushed
aggrieved
kır
prairie

Laura Ingalls grew up on the prairie. - Laura Ingalls kırda büyüdü.

kır
{i} grizzle
kır
field

Cattle were grazing in the field. - Sığırlar kırsalda otlanıyorlar.

There were six sheep in the field. - Kırsalda altı koyun vardı.

kır
countryside

Tom and Mary took a long walk through the countryside. - Tom ve Mary kırlarda uzun bir yürüyüş yaptılar.

The countryside has many trees. - Kırsalda birçok ağaç vardır.

kır
{i} fell

I knew I'd broken my wrist the moment I fell. - Düştüğüm anda bileğimi kırdığımı biliyordum.

I broke my wrist when I fell on it. - Üzerine düştüğümde bileğimi kırdım.

kır
{f} broke

He broke his leg skiing. - Kayak yaparken bacağını kırdı.

The horse broke its neck when it fell. - Düşen at boynunu kırdı.

kır
{s} grey
kır
Moor
kır
the country

Every summer I go to the countryside. - Her yaz kırsala giderim.

Why do you think Tom prefers living in the country? - Tom'un niçin kırsal alanda yaşamayı tercih ettiğini düşünüyorsun?

kır
the wild

I saw the girls pick the wild flowers. - Kızların kır çiçekleri topladığını gördüm.

Barsoom was the biggest Martian town. It had the fanciest saloon. It was the Wild, Wild Red. - Barsoom en büyük Mars kentiydi. En süslü salona sahipti. Orası Vahşi, Vahşi Kırmızıydı.

kır
slopes
kır
wild

I saw the girls pick the wild flowers. - Kızların kır çiçekleri topladığını gördüm.

The field is full of wild flowers. - Tarla kır çiçekleriyle dolu.

kır
blot
kır
wilderness
kır
heath
kır
breake
kır
hoar
kır
country

Why do you think Tom prefers living in the country? - Tom'un niçin kırsal alanda yaşamayı tercih ettiğini düşünüyorsun?

We spent a quiet day in the country. - Biz kırda sessiz bir gün geçirdik.

kır
{f} shattered

Tom's self-confidence was shattered after his boss dressed him down in front of his workmates. - Tom'un öz güveni, patronu iş arkadaşlarının yanında kendisini haşlayınca kırıldı.

kır
break up

Tom looks forward to his lunchtime run, to break up the monotony of his working day. - Çalışma günü monotonluğunu kırmak için Tom öğle vakti koşusuna can atıyor.

kır
{f} shattering
kır
{f} broken

Jack hid the dish he had broken, but his little sister told on him. - Jack kırdığı tabağı sakladı fakat küçük kız kardeşi onu gammazladı.

He got a broken jaw and lost some teeth. - Kırık bir çenesi var ve birkaç dişini kaybetti.

kır
{f} break

That boy often breaks our windows with a ball. - Şu çocuk sık sık bir top ile pencerelerimizi kırıyor.

Art breaks the monotony of our life. - Sanat hayatın monotonluğu kırar.

kır
{f} breaking

She forgave me for breaking her mirror. - Aynasını kırdığım için beni bağışladı.

I must apologize to you for breaking the vase. - Vazoyu kırdığım için senden özür dilemeliyim.

kır
shatter

Tom's self-confidence was shattered after his boss dressed him down in front of his workmates. - Tom'un öz güveni, patronu iş arkadaşlarının yanında kendisini haşlayınca kırıldı.

kır
grizzled
iri ve gelişigüzel kırılmış buğday
large and randomly broken wheat
bagajım kırılmış ve bazı şeyler eksik
My baggage is broken
cesareti kırılmış
downhearted
dalları kırılmış
(ağaç) doddered
kapı kırılmış
The door is broken
kilit kırılmış
The lock is broken
kır
rive

Tom and Mary picked some wildflowers by the river. - Tom ve Mary nehrin yanında birkaç kır çiçeği topladı.

kır
{i} bent

The bamboo bent but did not break. - Bambu eğildi ama kırılmadı.

kır
riven
kır
frosty

Young plants should be protected in frosty weather. - Genç bitkiler kırağılı havadan korunmalıdır.

kır
(Tabiat Doğa) de: Heideland heath
kır
grayish
kır
moorland
kır
uncultivated and open country
kır
grey, gray; grey, gray; (saç) hoary, hoar
kır
diffract
kır
grayness
kır
greyish
kır
{s} gray

Tom was wearing a gray suit and a red tie. - Tom gri bir takım elbise giyiyordu ve kırmızı bir kravat takıyordu.

Gray squirrels bury nuts, but red squirrels don't. - Gri sincaplar fıstık gömer, ancak kırmızı sincaplar gömmez.

kır
refract
kır
griseous
kır
ruffle
kır
weald
kır
{s} grizzly
kır
knap
kır
champaign
kır
countryside, the country, rural area
valizim kırılmış ve bazı şeyler eksik
My suitcase is broken and some things are missing
ümidi kırılmış
disappointed
Türkisch - Türkisch

Definition von kırılmış im Türkisch Türkisch wörterbuch

Kır
sahra
Kır
(Osmanlı Dönemi) BEYABAN
Kır
(Osmanlı Dönemi) BERİYYE
kır
Bu renkte olan. Şehir ve kasabaların dışında kalan, çoğu boş ve geniş yer: "Araba tenha, düz yolda tıkır tıkır gidiyor, ara sıra kır kokuları getiren hafif bir rüzgâr esiyordu."- Ö. Seyfettin
kır
Kulağı beyaz işaretli keçi
kır
Şehir ve kasabaların dışında kalan, çoğu boş ve geniş yer
kır
Beyazla az miktarda siyah karışmasından oluşan renk: "Gözlerinden, kırları artan sakalına bir iki damla yaş düştü."- F. R. Atay
kır
Orman, dağ vb.ne karşıt olan açıklık yer: "Bizim kır evinde roman var; fakat roman dersi verecek bir edebiyat kitabı yok."- F. R. Atay
kır
Tarla
kır
Bu renkte olan
kır
Orman, dağ vb.ne karşıt olan açıklık yer
kır
Beyazla az miktarda siyah karışmasından oluşan renk
kırılmış
Favoriten