eşliğinde

listen to the pronunciation of eşliğinde
Türkisch - Englisch
(Muzik) accompanied

He came accompanied by a Canadian girl. - O bir Kanadalı kız eşliğinde geldi.

in company with
eş
wife

A good daughter will make a good wife. - İyi bir kız çocuğu, iyi bir eş yapacaktır.

Kristy Anderson is the wife of Larry Ewing. - Kristy Anderson, Larry Ewing'in eşidir.

eş
peer
eş
{i} partner

How did you meet your partner? - Eşinizle nasıl tanıştınız?

Pigeons stay with the same partner for life. - Güvercinler ömür boyu aynı eşle kalırlar.

eş
match

Tom and Mary were a match made in heaven. - Tom ve Mary cennette yapılan bir eşti.

Tom and Mary are a good match. - Tom ve Mary iyi bir eştirler.

eş
husband

Her husband smokes like a chimney. - Eşi, bir baca gibi sigara içiyor.

Tom is Mary's former husband. - Tom Mary'nin önceki eşidir.

eş
spouse

Does your spouse attend church with you? - Eşiniz sizinle birlikte kiliseye katılır mı?

How much time do you spend with your spouse? - Eşinizle birlikte ne kadar zaman harcarsınız?

eş
identical
eş
{i} couple

Same-sex couples should be able to get married. - Eş cinsel çiftler evlenebilmeli.

The young couple was accompanied by a chaperone. - Genç çifte bir hastabakıcı tarafından eşlik edildi.

eş
consort
eş
counterpart
eş
equal

Everyone has the right of equal access to public service in his country. - Her şahıs memleketin kamu hizmetlerine eşitlikle girme hakkını haizdir.

An integer is natural if and only if it is greater or equal to 0. - Eğer tamsayı sadece sıfırdan büyük veya eşit ise tamsayı doğaldır.

eş
{s} matching

I'm thinking of matching you against Yoshida in the race. - Seni yarışta Yoshida'ya karşı eşleştirmeyi düşünüyorum.

Mary is very good at matching people. - Mary insanları eşleştirmekte çok iyidir.

eş
woman

My wife Lidia is a beautiful, clever woman. - Eşim Lidia güzel, akıllı bir bayandır.

It's hard to be a woman. One must think like a man, act like a lady, look like a girl, and work like a horse. - Kadın olmak zordur. Erkek gibi düşünmeyi, hanımefendi gibi davranmayı, genç kız gibi görünmeyi ve de eşek gibi çalışmayı gerektirir.

eş
{i} Dutch
eş
{i} pair

The boys and girls paired off for the dance. - Erkekler ve kızlar dans için eşleştiler.

This is why Tatoeba is multilingual. But not that kind of multilingual. Not the kind where languages are simply being paired up together, and where some pairs are left behind. - Tatoeba'nın çok dilli olmasının nedeni budur. Fakat o tür çok dilli değil. Dillerin sadece birlikte eşleştirildiği ve bazı çiftlerin geride bırakıldığı tür değil.

eş
twin

My wife and I can't decide on names for the twins. - Eşim ve ben ikizler için isimler üzerinde karar veremiyoruz.

eş
screw
eş
equal to

The number pi is approximately equal to 3.14 or 22/7. Its symbol is π. - Pi sayısı, yaklaşık olarak 3,14 ya da 22/7'ye eşdeğerdir. Sembolü π'dir.

An integer is natural if and only if it is greater or equal to 0. - Eğer tamsayı sadece sıfırdan büyük veya eşit ise tamsayı doğaldır.

eş
correspondent
eş
{i} like

Her husband smokes like a chimney. - Eşi, bir baca gibi sigara içiyor.

Laws are like cobwebs, which may catch small flies, but let wasps and hornets break through. - Yasalar örümcek ağı gibidir, küçük sinekleri yakalayabilirler fakat yaban arısı ve eşek arılarının geçmesine izin verirler.

eş
corresponding
eş
compeer
eş
helpmeet
eş
equi

A is equivalent to B has the same meaning as A is true if and only if B is true. - A, B'ye eşittir önermesi, Eğer ve yalnızca eğer B doğruysa A doğrudur ile aynı anlama gelmektedir.

The ages of the two children put together was equivalent to that of their father. - İki çocuğun yaşları toplandığında babalarınkine eşit oluyordu.

eş
image
eş
better half
eş
ux
eş
one's better half
eş
feme
eş
hubby
eş
{i} lady

My dream is to be the First Lady. - Hayalim devlet başkanının eşi olmak.

It's hard to be a woman. One must think like a man, act like a lady, look like a girl, and work like a horse. - Kadın olmak zordur. Erkek gibi düşünmeyi, hanımefendi gibi davranmayı, genç kız gibi görünmeyi ve de eşek gibi çalışmayı gerektirir.

eş
synonym

In common usage, spirit and soul are often synonyms. - Yaygın kullanımda spirit ve soul sık sık eş anlamlıdırlar.

Eating good isn't synonymous for eating a lot. - İyi yemek, çok yemekle eş anlamlı değildir.

Eş
(Tıp) bigeminus
eş
match, counterpart, peer, equal; partner; mate; (karı veya koca) spouse, consort; (cinsel birleşmede) screw
eş
husband; wife; mate, spouse
eş
fellow
eş
identic
eş
mate (of an animal)
eş
mate

I wonder what materials the garment is made of. - Giyim eşyasının hangi malzemelerden yapıldığını merak ediyorum.

Tom says Mary is his soul mate and that they were made for each other. - Tom Mary'nin ruh eşi olduğunu ve birbirleri için yaratıldıklarını söylüyor.

eş
old man

The old man was accompanied by his grandson. - Yaşlı adama erkek torunu tarafından eşlik edildi.

The old man is always accompanied by his grandson. - Yaşlı adama her zaman torunu eşlik eder.

eş
companion

Pets offer us more than mere companionship. - Evcil hayvanlar sadece bize eşlik etmekten daha fazlasını sunar.

eş
helpmate
eş
doublet
eş
spousal
eş
similar
eş
old woman

The old woman was accompanied by her grandchild. - Yaşlı kadına torunu tarafından eşlik edildi.

The old woman was accompanied by her grandson. - Yaşlı kadına erkek torunu tarafından eşlik edildi.

eş
prov. afterbirth, placenta
eş
friend, companion
eş
duplicate
eş
iso

Languages are partially isomorphic. - Diller kısmen eşyapılıdır.

eş
one of a pair, mate, fellow
eş
coequal
eş
partner (in a game)
eş
old lady
eş
placenta
eş
match, equal, like, double, duplicate, counterpart
eş
the missis
eş
one of a pair
eş
missis
eş
double
eş
equipollent
eş
duo
eş
comate
koro eşliğinde dini tören
choral service
rehber eşliğinde
guided
Türkisch - Türkisch

Definition von eşliğinde im Türkisch Türkisch wörterbuch

Eş
(Hukuk) REFİKA
Eş
partner
Eş
(Hukuk) REFİK
eş
Karı kocadan her biri, hayat arkadaşı, refik, refika: "Kadın diye eşini bellemiş, dürüst, aile babası bir adamdır."- Z. Selimoğlu
eş
Birbirinin aynı olan veya birbirine çok benzeyen iki şeyden her biri, benzer
eş
Birbirinin aynı olan veya birbirine çok benzeyen iki şeyden her biri, benzer: "Çorabın öbür eşini yerden almak için sol ayağını uzatıyordun."- Ö. Seyfettin
eş
Etene, son, meşime
eş
Karı kocadan her biri, hayat arkadaşı, refik, refika
eş
Etene. İkişer kişilik gruplarla oynanan oyunlarda, ortak oynayan iki kişiden her birinin öbürüne göre durumu
eş
Bir çift oluşturan şeylerden her biri
eş
Birlikte yaşayan dişi ve erkek hayvandan her biri
eş
İkişer kişilik gruplarla oynanan oyunlarda, ortak oynayan iki kişiden her birinin öbürüne göre durumu
eş
Arkadaş
eş
Kuma, ortak
eşliğinde
Favoriten