In order to make us and everyone else remember this day, I ask everyone to plant a tree with us.
- Bize ve başka herkese bu günü hatırlatmak için, bizimle birlikte herkese bir ağaç dikmesini rica ediyorum.
Is there anyone else wanting to eat?
- Yemek yemek isteyen başka birisi var mı?
Did Jesus walk over water and then turn it into wine? No, that's a different story!
- İsa su üzerinde mi yürüdü ve onu şaraba mı dönüştürdü? Hayır bu başka bir konu!
Am I that much different from everyone else?
- Ben başka herkesten o kadar farklı mıyım?
I have another friend in China.
- Çin'de başka bir arkadaşım var.
Show me another camera.
- Bana başka bir kamera göster.
Everyone has the right to own property alone as well as in association with others.
- Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte mal ve mülk sahibi olma hakkına sahiptir.
I had no other choice.
- Başka seçeneğim yoktu.
I thought it was a good book, but Jim thought otherwise.
- Ben onun iyi bir kitap olduğunu düşünmüştüm fakat Jim başka türlü düşündü.
I could not have done otherwise.
- Başka türlü yapamazdım.
There was no one there besides me.
- Orada benden başka kimse yoktu.
Did Mary have any other children besides Jesus?
- Mary'nin İsa dışında başka çocukları var mı?
Tom doesn't know anything about Mary, other than her name.
- Tom, onun adından başka Mary hakkında bir şey bilmiyor.
The little girl never smiles at anyone other than Emily.
- Küçük kız, Emily'den başkasına asla gülümsemez.
The girl did nothing but cry.
- Kız ağlamaktan başka bir şey yapmadı.
It was nothing but a joke.
- Bu şakadan başka bir şey değildi.
I don't want any more surprises.
- Başka sürprizler istemiyorum.
To be happy and not ask any more questions would be best.
- Mutlu olmak ve başka soru sormamak en iyisi olur.
They have no more wine.
- Onların başka şarapları yok.
Tom reads more books than anyone else I know.
- Tom tanıdığım başka herhangi birinden daha çok kitap okur.
What else did you find in Tom's apartment?
- Tom'un dairesinde başka ne buldun?
Apart from my sister, my family doesn't watch TV.
- Kız kardeşimden başka, ailem televizyon izlemez.
Tom didn't know what else to do.
- Tom başka ne yapacağını bilmiyordu.
What else could I have done?
- Başka ne yapabilirdim?
They had no alternative but to retreat.
- Geri çekilmekten başka seçenekleri yoktu.
Bear in mind that, under such circumstances, we have no alternative but to find another buyer.
- Aklınızda bulunsun, bu koşullar altında başka bir alıcı bulmaktan başka alternatifimiz yok.
We need to avoid any further delays.
- Başka gecikmelerden kaçınmalıyız.
Do you have anything further to say?
- Söyleyecek başka bir şeyin var mı?
Apart from Barack Obama, all US presidents were white.
- Barak Obama dışında bütün Amerika Birleşik Devletleri başkanları beyazdır.
Apart from his parents, no one knows him very well.
- Ebeveynlerinden başka hiç kimse onu çok iyi tanımıyor.
Nothing could be done, except wait.
- Beklemekten başka, bir şey yapılamazdı.
We had no choice except to put up with it.
- Ona katlanmaktan başka seçimimiz yoktu.
Save your long-winded explanations for someone else.
- Kabak tadı veren açıklamalarını başka biri için sakla.
Nothing but a miracle can save her now.
- Artık onu bir mucizeden başka hiçbir şey kurtaramaz.