acılık

listen to the pronunciation of acılık
Türkisch - Englisch
bitterness

Bitterness and revenge are not part of my character. Life's too short. One shouldn't spend time on bitterness and revenge. - Acılık ve intikam benim karakterimin bir parçası değildir. Hayat çok kısa. Bir insanın acılık ve intikam üzerine zaman harcamaması gerekir.

piquancy
bite
harshness, severity (of an action)
heat
pungency
rather glaring nature (of a color)
bitterness, bitter taste
painfulness, extreme disagreeableness
poignancy; pain; sadness
acerbity
bitter

Bitterness and revenge are not part of my character. Life's too short. One shouldn't spend time on bitterness and revenge. - Acılık ve intikam benim karakterimin bir parçası değildir. Hayat çok kısa. Bir insanın acılık ve intikam üzerine zaman harcamaması gerekir.

hotness, pepperiness (in the taste of something)
sourness, bitterness
rancidness (of butter); sourness (of wine)
causticity, hurtfulness, acerbity, bitingness (of words)
poignancy
bitterness, penetrating nature (of cold or wind)
soreness
sting
sourness
tartness
rancidness
rancidity
acrimony
astringency
{i} keenness
acı
{s} bitter

I can't stand arugula or any bitter greens. - Roka ve diğer acı şeylere katlanamam.

I can't abide hearing you cry so bitterly. - Acı şekilde ağladığını duymaya katlanamam.

acı
{s} hot

I want to eat some Korean food that isn't hot and spicy. - Biraz baharatsız ve acısız Kore yemeği yemek istiyorum.

I want to eat something that's not hot and spicy. - Acı ve baharatlı olmayan bir şey yemek istiyorum.

acı
{i} pain

I cannot bear this pain. - Bu acıya dayanamıyorum.

His face is distorted by pain. - Onun yüzü acıdan şekil değiştirmişti.

acı
{i} ache

He used to suffer from stomach aches. - O, mide ağrılarından dolayı acı çekerdi.

acı
{i} hurt

One of my teeth hurts. - Benim dişlerimden biri acıyor.

My legs hurt because I walked a lot today. - Bacaklarım acıyor çünkü bugün çok yürüdüm.

acı
sting

A bee sting can be very painful. - Arı sokması çok acı verici olabilir.

A bee sting is a painful thing. - Arı sokması, acı bir şeydir.

acı
distress

That is a distressing story. - Bu acıklı bir hikaye.

acı
{s} sad

The movie was so sad that everybody cried. - Film öyle acıklı idi ki herkes ağladı.

A sadist likes inflicting pain; a masochist, receiving it. - Bir sadist acı vermekten; bir mazoşist onu almaktan hoşlanır.

acı
incisive
acı
sorrow

The happiness and sorrow of others is happiness and sorrow of our own. - Başkalarının acı ve mutluluğu, bizim kendi acı ve mutluluğumuzdur.

His heart is filled with sorrow. - Onun kalbi acıyla doludur.

acı
acrimonious
acı
peppery
acı
{i} worry

Don't worry, cutting your hair doesn't hurt. - Merak etmeyin, saçınızı kesmek acı vermez.

acı
severe

Tom was in severe pain. - Tom şiddetli acı içindeydi.

He used to suffer from severe nasal congestion. - O şiddetli burun tıkanıklığından dolayı acı çekti.

acı
suffering

He is suffering from a headache. - O, baş ağrısından acı çekiyor.

He is suffering from an aggravated disease. - O, ağır bir hastalıktan acı çekiyor.

acı
{s} harsh

Fadil wanted to save the delicate Layla from a harsh world. - Fadıl, zarif Leyla'yı acımasız bir dünyadan kurtarmak istedi.

I think Tom is harsh. - Tom'un acımasız olduğunu düşünüyorum.

acı
{s} lamentable
acı
grief

You cannot put time limits on grief. - Acılar ha demeyle dinmez.

Grief is one of the worst sufferings. - Keder en kötü acılardan biridir.

acı
sorry

I'm very sorry for the pain I caused. - Neden olduğum acı için çok üzgünüm.

I'm sorry for all the pain I caused you. - Sana verdiğim tüm acı için üzgünüm.

acı
{s} acrid
acı
sardonic
acı
sorrowful
acı
cruel

It was an extremely cruel war. - Bu son derece acımasız bir savaştı.

I never thought he was capable of doing something so cruel. - Onun o kadar acımasız bir şey yapma yeteneğine sahip olduğunu hiç düşünmemiştim.

acı
gripes
acı
severest
acı
bite

Tom had to bite the bullet. - Tom acıya göğüs germek zorunda kaldı.

The tetanus shot hurt more than the dog bite. - Tetanoz aşısı köpek ısırmasından daha çok acıttı.

acı
sharp

He felt a sharp pain. - O, keskin bir acı hissetti.

She felt a sharp pain in the chest. - Göğsünde keskin bir acı hissetti.

acı
mercy

There is no mercy here, Pinocchio. I have spared you. Harlequin must burn in your place. I am hungry and my dinner must be cooked. - Burada merhamet yok, Pinokyo. Senin canını bağışlıyorum. Harlequin senin yerine yanmalı. Ben acıktım ve akşam yemeğim pişirilmeli.

You just have to have mercy on my poor wife. - Sadece zavallı karıma acımalısın.

acı
agony

Tom seems to be in agony. - Tom acı çekiyor gibi görünüyor.

The soldier lay in agony on the bed. - Asker yatakta acı içinde uzanıyordu.

acı
inflict

A sadist likes inflicting pain; a masochist, receiving it. - Bir sadist acı vermekten; bir mazoşist onu almaktan hoşlanır.

acı
bitting
acı
rank
acı
severly
acı
tart
acı
brackish
acı
piercing
acı
acid
acı
gnawing
acı
trenchant
acı
agitation
acı
deplore
acı
poignant
acı
commiserate with
acı
heartache
acı
anguish

He hid his anguish with a smile. - O bir tebessümle acısını sakladı.

Sami's family waited in anguish. - Sami'nin ailesi acı içinde bekliyordu.

acı
astringent
acı
feel for

I really feel for you. - Gerçekten sana acıyorum.

acı
nippy
acı
heartbreak
acı
cutting

Never rub your eyes after cutting a hot pepper. - Bir acı biber kestikten sonra asla gözlerini ovma.

Don't worry, cutting your hair doesn't hurt. - Merak etmeyin, saçınızı kesmek acı vermez.

acı
poignancy
Acı
bittering
acı
grievous
acı
very warm; bitter
acı
the sting
acı
suffer of
acı
a pain
acı
mental pain, anguish, suffering, sorrow
acı
misery

Tom shot the injured horse to put it out of its misery. - Tom acısına son vermek için yaralı atı vurdu.

Her misery was only for show. - Onun acısı yalnızca gösteriş içindi.

acı
pain, ache
acı
splitting
acı
pain; ache
acı
{s} painful

She was painfully thin. - O, acı verecek şekilde zayıftı.

She was painfully skinny. - O, acı verecek şekilde zayıftı.

acı
scathing

The army were scathingly beaten. - Ordu acımasızca yenildi.

acı
pang

Tom felt the pangs of hunger. - Tom açlığın acısını hissetti.

acı
smart
acı
grief, sorrow (at someone's death): Allah bu acıyı unutturmasın! May God spare you more grief!
acı
{s} shrill
acı
bitterness, sharpness
acı
affliction
acı
{s} keen
acı
{s} vitriolic
acı
twinge
acı
{s} pungent
acı
acerb
acı
vitriol
acı
{s} tragic

It was a tragic accident. - Bu acıklı bir kazaydı.

acı
biting; painful
acı
wry
acı
{s} biting
acı
nipping
acı
(biber) hot; (kahve, bira vb.) bitter; (yağ) rancid; (koku/tat) acrid, sharp, biting, pungent; (söz) hurtful, cutting, tart, harsh, caustic, pungent, biting; (bağırış) sharp, shrill, piercing;(üzücü) grievous, poignant, tragic, pitiful; pain, ache, pang
Englisch - Englisch

Definition von acılık im Englisch Englisch wörterbuch

ACI
adjacent channel interference
Türkisch - Türkisch
Acı olma durumu
Dokunaklılık, kederlilik, yaslılık
(Osmanlı Dönemi) HIRAFE
çoraklık
(Osmanlı Dönemi) TELHÎ
acı
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
Acı
ıstırap
Acı
(Osmanlı Dönemi) MÜRR
Acı
çorak
Acı
BiBERLi
acı
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, korkunç
acı
Keskin, hoşa gitmeyen, şiddetli
acı
Tadı bu nitelikte olan
acı
Tat alma organında bazı maddelerin bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
acı
Dışarıdan gelen bir etki ile dış organlarda birdenbire oluşan ve o etkilerin kalkması ile duyulan rahatsızlık, ıstırap
acı
Koyu (renk)
acı
Dışarıdan gelen bir etki ile dış organlarda birdenbire oluşan ve o etkilerin kalkması ile duyulan rahatsızlık, ıstırap: "Omuzlarına kadar vücudun derisini haşlayan bayıltıcı yanma acısı ve dehşeti çok sürmedi."- P. Safa
acı
Keskin, hoşa gitmeyen, şiddetli: "Acı poyraz kuvvetle esiyordu."- O. Kemal
acı
Tadı bu nitelikte olan: "Acı kahvesini yudumluyordu."- T. Buğra
acı
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, korkunç: "Acı söz insanı dininden çıkarır."- Atasözü. Ölüm, yangın, deprem gibi olayların yarattığı üzüntü, keder, elem: "İnsan, ölümün acısını en çok günün iki uzak saatinde hissetmektedir."- Y. Z. Ortaç
acı
Ölüm, yangın, deprem gibi olayların yarattığı üzüntü, keder, elem
acı
Koyu (renk): "Sıcak iklimlerde bu mevsim, tek renktedir, sadece acı yeşildir."- R. H. Karay
acı
Bir etki sonucu vücutta duyulan ağrı, sancı: "Belli bir yerinde kırık çıkık acısı yoktu."- M. Yesarî
acı
Ağrı, sancı
Englisch - Türkisch

Definition von acılık im Englisch Türkisch wörterbuch

ACI
(Askeri) çağrı engeli tahsisi (assign call inhibit)
acılık
Favoriten