piquancy

listen to the pronunciation of piquancy
Englisch - Türkisch
acılık
keskinlik
ilginçlik
cazibe
etkileyicilik
cazibe/keskinlik
{i} çeken taraf
{i} ilginç gelen yön
kick
{f} tepmek
kick
{f} bırakmak
kick
şevk
kick
topa vurma
kick
(Spor) (gol) atmak
kick
karşı durmak
kick
seğirdim yapmak
kick
(Bilgisayar) çıkar

Bunun keyfini çıkaracaksın. - You'll get a kick out of it.

O dikkatsiz araç kullanmanın keyfini çıkarır. - He gets a kick out of reckless driving.

kick
(Argo) kuvvet (içkide)
kick
çifte atmak
kick
(silah) tepmek
kick
{f} geri tepmek
kick
{f} tekme atmak

Ben çok üzgünüm. Niyetim sana tekme atmak değildi. - I'm so sorry. I didn't mean to kick you.

kick
{f} sızlanmak
kick
{i} k.dili. karşı gelme
kick
{i} çifte

Bu atın çifte atmayacağını umuyorum. - I hope this horse doesn't kick.

kick
{f} tekmelemek, tekme atmak; çifte atmak
kick
{i} heyecan

Sadece heyecan olsun diye mi bunu yaptın? - Did you do it just for kicks?

Sadece heyecan olsun diye yaşlı bayanı öldürdü. - He killed the old lady just for kicks.

kick
{f} tepinmek
Englisch - Englisch
The degree to which something is piquant, stimulating or exciting
{n} a piquant quality, poignancy, wit
a tart spiciness
{i} pungency, spiciness, quality of having a sharp flavor; interestingness, quality of being fascinating
The quality or state of being piquant
kick

The first time I saw Deep Water, the trace of mystery in the Crowhurst affair gave the movie a kick of excitement.

piquancy
Favoriten