düzleştirme

listen to the pronunciation of düzleştirme
Türkçe - İngilizce
leveling
(İnşaat) blunting
(Meteoroloji,Pisikoloji, Ruhbilim) smoothing
levelling
smooth
planation
düz
smooth

Mary smoothed her hair. - Mary saçını düzeltti.

If all goes smoothly, I can make two or three pieces a day. - Her şey düzgünce giderse günde iki ya da üç parça yapabilirim.

düz
plain

Try to write in plain English. - Düz İngilizce ile yazmaya çalış.

I'm just a plain office worker. - Ben sadece düz bir ofis çalışanıyım.

düzleştirmek
{f} flatten
düz
straight

I want to go straight. - Ben düz gitmek istiyorum.

Also Felicja has blonde straight hair. - Ayrıca Felicja'nın da sarı düz saçları var.

düz
flat

The earth is round, not flat. - Dünya yuvarlaktır, düz değil.

Its surface was as flat as a mirror. - Onun yüzeyi bir ayna kadar düzdü.

düz
{s} even

Tom organized the event. - Tom etkinliği düzenledi.

Her birthday party will be held tomorrow evening. - Onun doğum günü partisi yarın akşam düzenlenilecek.

düzleştirmek
{f} smooth
düzleştirmek
{f} straighten

Mary used a flat iron to straighten her hair. - Mary saçlarını düzleştirmek için bir ütü kullandı.

düzleştirmek
{f} even
düz
(Otomotiv) flat base
düz
limit
düz
(Bilgisayar) regular

Sixty percent of Japanese adult males drink alcoholic beverages on a regular basis. - Yetişkin Japon erkeklerinin yüzde altmışı düzenli olarak alkollü içecekler içerler.

Washing your hands regularly is a good way to prevent catching some diseases. - Ellerinizi düzenli olarak yıkama bazı hastalıklara yakalanmayı önlemek için iyi bir yoldur.

düz
erect
düz
(Tekstil) glace
düz
(Bilgisayar) solid
düz
offset
düz
upright
düz
marble
düz
in plane
düz
(Tıp) planum
düz
clear-cut
düz
nonstriated
düz
glacé
düz
(Dilbilim) unrounded
düzleştirmek
rub down
düz
direct
düz
level

Corporate bankruptcies continued at a high level last month. - Şirket iflasları geçen ay yüksek bir düzeyde devam etti.

I agree on an emotional level, but on the pragmatic level I disagree. - Duygusal bir düzeyde katılıyorum ama pragmatik düzeyde katılmıyorum.

düz
horizontal
düz
glabrous
düz
right

You must put these mistakes right. - Bu hataları düzeltmelisin.

Go along this street and turn right at the bank. - Bu sokaktan düz git ve bankadan sağa dön.

düz
flattened
düzleştirmek
slick down
düzleştirmek
level
düzleştirmek
unround
Düzleştirmek
level off
düz
straight through
düz
levigate
düz
straight on

Go straight on, and you will find the store. - Düz gidin ve mağazayı bulacaksınız.

düz
the plain
düz
flat of
düz
forehand
düz
plane

Geometry is based on points, lines and planes. - Geometri noktalar, çizgiler ve düzlemlere dayalıdır.

We were arguing on different planes to the last. - Biz farklı düzlemler üzerinde tartışıyorduk.

düz
running
düz
unflavoured Turkish rakı duziko
düz
a grape raki
düz
flatways
düz
slick
düz
flatwise
düz
plat

Where are the plates arranged? - Plakalar nerede düzenlenmiş?

He set the table with cups, saucers, plates and chargers. - O, masayı fincanlarla, çay bardağı tabaklarıyla, tabaklarla ve büyük düz tabaklarla donattı.

düz
flush

The toilet doesn't flush properly. - Tuvaletin sifonu düzgün çalışmıyor.

düz
rectus
düz
lank
düz
platy
düz
form

Form a straight line! - Düz bir sıra oluşturun.

düzleştirmek
to flatten, to level, to smooth
düzleştirmek
{f} surface
düzleştirmek
{f} slick
düzleştirmek
to smooth, make flat, make level
düzleştirmek
ling. to unround
düzleştirmek
to straighten

Mary used a flat iron to straighten her hair. - Mary saçlarını düzleştirmek için bir ütü kullandı.

düzleştirme