cezalandırmak

listen to the pronunciation of cezalandırmak
Türkçe - İngilizce
punish

Until 1986, in the schools of England, it was legal to punish children with belts, sticks, and clubs. - 1986'ya kadar İngiltere'nin okullarında, çocukları kemerlerle, değneklerle ve sopalarla cezalandırmak yasaldı.

They urged him to punish the rebels. - İsyancıları cezalandırmak için ona ısrar etti.

punishment
penalize
plague
correct
castigate
(dayakla) chastise
cop it
crime
(oxford üniv.) sconce
to punish, to penalize, to discipline, to castigate; to fine
slate
dish out
smirk
scourge
discipline
to punish; to penalize; to sentence; to fine
get one's own back
impose a penalty on
recompense
sconce
censure
fine
skin
charge
(Havacılık) sentence
inflict punishment on
gyp
come down on
give sb what for
to punish
(Fiili Deyim ) have it
give smb. gyp
ceza
penalty

Tom believes that the death penalty should be abolished. - Tom ölüm cezasının kaldırılması gerektiğine inanıyor.

We should abolish the death penalty. - Ölüm cezasını kaldırmalıyız.

ceza
punishment

Tom deserved the punishment he got. - Tom aldığı cezayı hakketti.

Tom certainly hadn't done anything that deserved that kind of punishment. - Tom kesinlikle o tür cezayı hak edecek bir şey yapmadı.

ceza
{i} pain

Cézanne knew how to paint nature in a new way. - Cézanne doğanın yeni bir biçimde nasıl resmedileceğini biliyordu.

ceza
criminal

He is an authority on criminal law. - Ceza hukukunda bir otoritedir.

Does prison reform criminals? - Cezaevi suçluları islah eder mi?

ceza
{i} infliction
ceza
forfeiture
ceza
{i} forfeit
ceza
{i} imposition
ceza
recompense
ceza
scourge
ceza
(Kanun) abandum
ceza
(Ticaret) charge

Although they were not guilty, they were charged. - Suçlu olmamalarına rağmen cezalandırıldılar.

Tom was charged with first degree assault and sentenced to 15 years in prison. - Tom birinci derecen saldırı ile suçlandı ve 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

ceza
sentencing

But that doesn't affect the sentencing. - Fakat o, cezayı etkilemez.

ceza
payoff
ceza
sconce
ceza
penance
cezalandırma
(Askeri) punitive action
cezalandırma
punishing
ceza
discipline

He was disciplined for his wrongdoing. - O kabahati için cezalandırıldı.

ceza
correction
ceza
sanction
ceza
chastisement
cezalandırma
mortification
cezalandırma
castigation
cezalandırma
correcting
cezalandırma
punishment

The consequence of individual crimes should be collective punishment. - Bireysel suçların sonucunun ortak cezalandırma olması gerekir.

ceza
{i} fine

Tom paid a $300 fine. - Tom 300 dolar para cezası ödedi.

Ken was fined 7,000 yen for speeding. - Ken hızdan dolayı 7.000 yen para cezasına çarptırıldı.

ceza
punishments

Terrible punishments were promised her. - Ona korkunç cezalar söz verildi.

başkalarına ibret olsun diye cezalandırmak
make an example of
ceza
1.punishment; penalty
ceza
(oxford üniv.) sconce
ceza
punishment; penalty; fine
ceza
penal

Criminal law, also known as penal law, involves prosecution for an act that has been classified as a crime. - Ceza hukuku, ceza yasası olarak da bilinen, bir suç olarak sınıflandırılmış olan bir hareket için takibat gerektirir.

Tom believes that the death penalty should be abolished. - Tom ölüm cezasının kaldırılması gerektiğine inanıyor.

ceza
sports penalty
ceza
(okul) imposition
ceza
law fine
ceza
law sentence, punishment
ceza
punitive

We award punitive damages in the amount of two million dollars. - İki milyon dolarlık ceza tazminatı ödüyoruz.

ceza
retribution
ceza
(Hukuk) penalty, punishment
ceza
oppression
ceza
apodosis
ceza
conclusion
cezalandırma
{i} retribution
cezalandırma
correct
cezalandırma
{i} discipline
cezalandırma
correction
cezalandırma
punishing, penalizing, correction
cezalandırma
punishing; penalizing; sentencing; fining
cezalandırma
(şiddetli) chastisement
sopa ile cezalandırmak
ferule
Türkçe - Türkçe
Bir kimseye veya varlığa ceza vermek
Bir kimseye veya varlığa ceza vermek: "Meğer bizim Abdullah ve kardeşi et çalan bir kediyi cezalandırmak istemişler."- F. R. Atay
tecziye etmek
CEZA
(Osmanlı Dönemi) Gr: Şart cümlelerinde ikinci kısım. Bak: Şart
CEZA
(Osmanlı Dönemi) Karşılık, mukabil, ivaz. Cürüm veya günâh işleyenlere verilen azab
Ceza
(Osmanlı Dönemi) İHTİSAB
Ceza
(Osmanlı Dönemi) UKBA
Ceza
(Hukuk) UKUBET
Cezalandırma
(Hukuk) TECZİYE
Cezalandırma
muakabe
ceza
Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı devletin koyduğu sınırlama: "... kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."- Anayasa
ceza
Uygun görülmeyen tepki ve davranışları önlemek için üzüntü, sıkıntı, acı veren uygulama
ceza
(Osmanlı Dönemi) hüzünle, ümitsizlikle ağlayıp sızlanmak
ceza
Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı devletin koyduğu sınırlama
cezalandırma
Cezalandırmak işi
cezâ
(Osmanlı Dönemi) karşılık, mukâbil
cezalandırmak