terbiyeli

listen to the pronunciation of terbiyeli
Türkçe - İngilizce
polite

All the children in this class are very polite. - Bu sınıftaki tüm çocuklar çok terbiyelidir.

decent

Tom's a decent, law-abiding citizen. - Tom terbiyeli, yasalara saygılı bir vatandaş.

Tom is pretty decent. - Tom oldukça terbiyeli.

wellbred
genteel
civil
cultivated
civil-spoken
civilized
proper

Mary is an aristocrat and a proper lady. - Mary aristokrat ve terbiyeli bir bayan.

white
well mannered
blushing
well-behaved, well-bred, cultivated, decorous, polite; (yemek) with a sauce
decorous
seasoned
(yemek) seasoned
well-behaved

Tom is a well-behaved boy. - Tom terbiyeli bir çocuk.

mannerly
civil spoken
well-mannered, mannerly, polite, well-brought-up, well-bred
(food) which contains one of several kinds of sauces made primarily with lemon juice and whole eggs
mannered
well behaved
wellbehaved
wellmannered
terbiye
nurture
terbiyeli köfte
seasoned meatballs
terbiyeli (yiyecek)
(Gıda) with a sauce
terbiyeli bir biçimde
mannerly
terbiyeli bir biçimde
decently
terbiyeli bir şekilde
urbanely
terbiyeli bir şekilde
blushingly
terbiyeli maymun gibi (behaving)
in an excessively disciplined way, like a trained seal
terbiyeli ol
keep it clean
terbiyeli olma
good manners
terbiyeli olma
decorum
terbiyeli olmak
have manners
terbiyeli olmak
behave

Boys can be trained to behave. - Erkek çocuklar terbiyeli olmak için eğitilebilirler.

You have to behave in the church. - Kilisede terbiyeli olmak zorundasın.

terbiyeli olmasını istemek
put smb. on one's good behavior
terbiye
{i} dressing
terbiye
{i} seasoning
terbiye
(Denizbilim) treatment
terbiye
finish
terbiye
(Denizbilim) improvement
terbiye
bristly
terbiye
(Gıda) liaison
terbiye
(Gıda) egg yolk and lemon sauce
terbiye
good manners
terbiye
punishment
terbiye
bringing up
terbiye
seasoning for food
terbiye
finishing
terbiye
{i} manners

It's bad manners to talk during a concert. - Bir konser sırasında konuşmak terbiyesizliktir.

How does he teach his kids manners? - O, çocuklarını nasıl terbiye ediyor?

terbiye
training
terbiye
sauce
terbiye
decency

He didn't have the decency to admit that he was wrong. - O yanılgan olduğunu itiraf edebilecek bir terbiyeye sahip değildi.

Tom didn't even have the decency to admit he was wrong. - Tom'un bile hatalı olduğunu itiraf etmek için terbiyesi yoktu.

terbiye
good breeding
görgülü, terbiyeli, olgun kimse
good manners, decent, mature person
terbiye
bringing up; breeding; training; (good) manners, decency; correction, punishment; seasoning for food, sauce; finish, finishing
terbiye
education
terbiye
training (a voice)
terbiye
cultivation
terbiye
good manners, manners
terbiye
breeding
terbiye
schooling
terbiye
politeness
terbiye
(yemek) liaison
terbiye
teaching (someone) good manners; disciplining
terbiye
taming or training (of an animal)
terbiye
training, education (of a person)
terbiye
any of several sauces made primarily with lemon juice and whole eggs
terbiye
dressage
terbiye
manner

How does he teach his kids manners? - O, çocuklarını nasıl terbiye ediyor?

It's bad manners to speak with your mouth full. - Ağzın doluyken konuşmak terbiyesizliktir.

terbiye
urbanity
terbiye
upbringing

He's had a liberal upbringing. - O, özgürlükçü bir terbiye aldı.

terbiye
polish
terbiye
culture
Türkçe - Türkçe
İçine terbiye katılmış (yemek)
Topluluk kurallarına uygun olarak davranan, müeddep: "Gelenleri kapıdan terbiyeli uşaklar karşılarmış."- R. H. Karay. İçine terbiye katılmış (yemek)
Topluluk kurallarına uygun olarak davranan,müeddep
terbiyeli köfte
Çeşitli katkı maddeleriyle lezzetli hâle getirilen köfte
terbiyeli köfte
Kıyma, ekmek içi, soğan, maydanoz ve baharat karışımının unlandıktan sonra kaynamakta olan su ve tuz içinde pişirilmesi ve limon suyu ile yumurtanın çırpılarak azar azar üzerine dökülmesiyle yapılan bir köfte türü
terbiyeli terbiyeli
Terbiyeli bir biçimde, kimseyi rahatsız etmeksizin, uslu uslu
terbiyeli çorba
Çeşitli katkı maddeleriyle lezzetli hâle getirilen çorba
TERBİYE
(Osmanlı Dönemi) Allah'ın emirlerine itaat ederek ruhen ve cismen yükselmeye ve yükseltmeye çalışmak. Kemale ermeğe, nizam ve emirleri dinlemeğe çalışmak. Allah rızası yolunda gitmeyi öğrenmek
Terbiye
(Osmanlı Dönemi) KÜLSUM
terbiye
Bazı yemeklerin suyunu türlü yollarla koyulaştırma
terbiye
Görgü
terbiye
Eğitim: "Hepsi de karşılıklı bir iyilik ve bir terbiyeden istifade etmekteydiler."- A. Ş. Hisar
terbiye
(Osmanlı Dönemi) beslemek, yetiştirmek, büyütmek
terbiye
Araba hayvanlarının dizginleri
terbiye
Alıştırma
terbiye
Dokuma veya örmeden gelen kumaşın ya da elyafın iplik halindeki tekstil materyalinin görünüm ve kullanım özelliklerini değiştirmek, geliştirmek için yapılan işlemlerin bütünü
terbiye
Arabaya koşulan atların dizgini
terbiye
Hayvanı alıştırma: "Sessiz sinema filminde bir yabani atın terbiye sahnesi gösteriliyordu."- F. R. Atay
terbiye
Eğitim
terbiye
At yuları
terbiyeli