sorunu

listen to the pronunciation of sorunu
Türkçe - İngilizce
matter of

This is a matter of the utmost gravity. - Bu son derece bir yerçekimi sorunudur.

sorun
trouble

The new government has financial troubles. - Yeni hükümetin malî sorunları var.

The rich have troubles as well as the poor. - Zenginlerin fakirler kadar sorunları vardır.

sorun
issue

Listen to the facts relative to the issue. - Sorunla ilgili gerçekleri dinleyin.

It's not his ability, but his character that is at issue. - Sorun onun yeteneği değil, karakteridir.

sorun
problem

She kept silent about the problem. - Sorun konusunda sessiz kaldı.

There seems to be some genetic problem with this animal. - Bu hayvanın, bazı kalıtsal sorunları varmış gibi görünüyor.

sorunu gider
(Bilgisayar) fix it
sorunu gider
(Bilgisayar) troubleshoot
sorunu giderme
(Bilgisayar) don't fix it
sorunu gidermek
clear up the problem
sorunu gidermek
solve the problem
sorunu çözmek
(deyim) cut the gordian knot
sorunu gidermek
iron out
sorunu çözmek
solve the problem
sorunu hakem kararı ile çözme
(Hukuk) arbitration
sorunu kökünden çözen tartışma
clincher
sorunu tanımlama
(Ticaret) problem defining
sonlu farklar sorunu
(Bilgisayar) problem of finite differences
sorun
challenge

Tom faces many new challenges. - Tom birçok yeni sorunlarla karşı karşıyadır.

Climate change is our greatest challenge. - İklim değişikliği en büyük sorunumuzdur.

sorun
chose

I chose to ignore the problem. - Ben sorunu görmezden gelmeyi seçtim.

sorun
complication
sorun
drawback
sorun
{i} difficulty

I solved this problem with difficulty. - Ben bu sorunu güçlükle çözdüm.

I had difficulty in making myself understood in French. - Derdimi Fransızca anlatmada sorun yaşadım.

bir sorunu enine boyuna incelemek
(Hukuk) deliberation
sorun
{i} grievance
sorun
cause

Whoever causes trouble will be the victim of the trouble. - Soruna sebep olan sorunun kurbanı olacaktır.

A traffic accident caused us a lot of trouble. - Bir trafik kazası, bize bir sürü soruna neden oldu.

sorun
problem, question, matter, strife, complication, affair, case problem, mesele
sorun
{i} ill

He illustrated the problem with an example. - Sorunu bir örnekle açıkladı.

Illegal immigration is a serious problem. - Yasadışı göç ciddi bir sorundur.

bir sorunu çözmek
sort something out
ermeni sorunu
armenian question
ermeni sorunu
armenian questions
filistin sorunu
palestine problem
kıbrıs sorunu
(Politika, Siyaset) cyprus problem
mesken sorunu
(İnşaat) housing problem
sistem sorunu
(Bilgisayar) system trouble
sorun
puzzle
sorun
(Bilgisayar) error
sorun
(Konuşma Dili) hornets' nest
sorun
affair

A new affair is agitating the police administration. - Yeni bir sorun polis yönetimini tahrik ediyor.

The Japanese Dentists Association affair is an incident concerning secret donations from the Japanese Dentists Association to Diet members belonging to the LDP. - Japon Diş Hekimleri Birliği sorunu Japon Diş Hekimleri Birliğinden LDP ye ait olan Diyet üyelerine yapılan gizli bağışlarla ilgili bir olaydır.

sorun
(Konuşma Dili) a hornet's nest
sorun
snafu
sorun
(Ticaret) job

Tom didn't have as much trouble finding a job as he thought he would. - Tom'un olacağını düşündüğü kadar çok bir iş bulma sorunu olmadı.

As you know, I've lost my job, so I'm having trouble paying all my bills. - Bildiğin gibi, işimi kaybettim, bu yüzden bütün faturalarımı ödemekte sorun yaşıyorum.

sorun
concern

The Japanese Dentists Association affair is an incident concerning secret donations from the Japanese Dentists Association to Diet members belonging to the LDP. - Japon Diş Hekimleri Birliği sorunu Japon Diş Hekimleri Birliğinden LDP ye ait olan Diyet üyelerine yapılan gizli bağışlarla ilgili bir olaydır.

Overpopulation is a big concern. - Aşırı nüfus büyük bir sorundur.

sorun
look-out
sorun
strife
sorun
(Kanun) dispute

Industrial disputes are still a problem. - Endüstriyel anlaşmazlıklar hala bir sorundur.

sorun
worry

You have enough on your mind without worrying about my problems. - Benim sorunlarım hakkında endişe etmeden senin aklında yeterince var.

Don't worry about it. It's not your problem. - Dert etmeyin. O sizin sorununuz değil.

sorunu çözmek
settle the matter
sorunu çözmek
resolve the problem
uyum sorunu
compliance problem
çözmek (problemi/sorunu)
work out
sorun
business

It's his problem. It's none of my business. - Bu onun sorunu. Benim işim değil.

sorun
matter

Nothing is the matter with the car. It's just that you are a bad driver. - Arabada sorun yok, sadece sen kötü bir sürücüsün.

Tom argued with Mary about the matter. - Tom sorun hakkında Mary ile tartıştı.

sorun
tribulation
sorun
question

There is not an answer for your question. - Sorun için cevap yok.

sorun
case

I'll always stand by you in case of trouble. - Ben her zaman sorun durumunda hep yanında olacağım.

I always rely on him in case there's a problem. - Bir sorun olması durumunda her zaman ona güvenirim.

bir sorunu çözmek
to solve an issue
bir sorunu çözmek
to resolve an issue
görme sorunu
vision problems
sorun
trouble of
sorun
{i} funeral
Filistin sorunu
(Hukuk) Palestinian question
bedava binici sorunu
(Ticaret) free rider problem
belirsizlik sorunu
(Ticaret) indeterminacy problem
beslenme sorunu
(Tıp) nutrition problem
beslenme sorunu
(Tıp) alimentation problem
biçim sorunu olarak
pro forma
bu sorunu kendi aramızda çözebilir miyiz
Can we settle the matter between ourselves
bütçe sorunu
(Askeri) funds responsibility
cilt sorunu
(Tıp) skin problem
hizmet sorunu
(Bilgisayar) service problem
izleme sorunu
tracking problem
konut sorunu
dwelling problem
sorun
issue , problem
sorun
{i} lookout
sorun
{i} knot
sorun
{i} proposition
sorun
{i} packet
sorun
{i} hangup
sorun
problem, question, matter; issue, point under consideration
sorun
hurdle

The biggest hurdle for pupils writing the exam was question fourteen. - Sınava giren öğrencilerin en büyük engeli on dördüncü sorundu.

usul hukuku sorunu
(Ticaret) procedural issue
yahudi sorunu
jewish question
zenci sorunu
Negro question
çevre sorunu
(Çevre) environmental problem
Türkçe - Türkçe

sorunu teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Sorun
dava
Sorun
mesele
beslenme sorunu
Eğitim yetersizliği, ekonomik güçlükler, gıda üretimi ve dağıtımı, teknolojisindeki düzensizlikler sebebiyle ortaya çıkan olumsuz durum
sorun
Araştırılıp öğrenilmesi, düşünülüp çözümlenmesi, bir sonuca bağlanması gereken durum, mesele, problem
sorun
çözüm bekleyen karmakarışık durum
sorun
Sıkıntı veren durum, dert
sorunu