sorun

listen to the pronunciation of sorun
Türkçe - İngilizce
trouble

The trouble is that my son does not want to go to school. - Sorun oğlumun okula gitmek istememesidir.

The rich have troubles as well as the poor. - Zenginlerin fakirler kadar sorunları vardır.

issue

How do you feel about the issue? - Sorun hakkında nasıl hissediyorsun?

His vote would decide the issue. - Onun oyu sorunu belirleyecekti.

problem

There seems to be some genetic problem with this animal. - Bu hayvanın, bazı kalıtsal sorunları varmış gibi görünüyor.

I'm having some problems compiling this software. - Bu yazılımı derlerken bazı sorunlarla karşılaşıyorum.

challenge

Climate change is our greatest challenge. - İklim değişikliği en büyük sorunumuzdur.

I could hardly refuse Tom's challenge. - Tom'un sorununu güçlükle reddedebildim.

complication
drawback
problem, question, matter, strife, complication, affair, case problem, mesele
cause

A traffic accident caused us a lot of trouble. - Bir trafik kazası, bize bir sürü soruna neden oldu.

He behaves well in school but at home he causes problems. - O okulda iyi davranıyor ama evde sorunlara neden oluyor.

concern

Safety is the primary concern. - Güvenlik birincil sorundur.

The Japanese Dentists Association affair is an incident concerning secret donations from the Japanese Dentists Association to Diet members belonging to the LDP. - Japon Diş Hekimleri Birliği sorunu Japon Diş Hekimleri Birliğinden LDP ye ait olan Diyet üyelerine yapılan gizli bağışlarla ilgili bir olaydır.

snafu
strife
look-out
affair

The Japanese Dentists Association affair is an incident concerning secret donations from the Japanese Dentists Association to Diet members belonging to the LDP. - Japon Diş Hekimleri Birliği sorunu Japon Diş Hekimleri Birliğinden LDP ye ait olan Diyet üyelerine yapılan gizli bağışlarla ilgili bir olaydır.

A new affair is agitating the police administration. - Yeni bir sorun polis yönetimini tahrik ediyor.

(Kanun) dispute

Industrial disputes are still a problem. - Endüstriyel anlaşmazlıklar hala bir sorundur.

(Bilgisayar) error
worry

It's not such a big problem. You're worrying way too much. - O öyle büyük bir sorun değil. Oldukça fazla üzülüyorsun.

Don't worry about such a trivial problem. - Böyle önemsiz bir sorun hakkında endişelenmeyin.

(Ticaret) job

Tom didn't have as much trouble finding a job as he thought he would. - Tom'un olacağını düşündüğü kadar çok bir iş bulma sorunu olmadı.

My job is to anticipate problems. - Benim işim sorunları öngörmek.

puzzle
knot
problem, question, matter; issue, point under consideration
grievance
lookout
hangup
case

You have a serious case of sunburn. - Senin ciddi bir güneş yanığı sorunun var.

In case of trouble, please call me. - Sorun olursa, lütfen beni arayın.

issue , problem
difficulty

We can get over the problem without difficulty. - Biz zorluk olmadan sorunun üstesinden gelebiliriz.

He had no difficulty in solving the problem. - Sorunun çözümünde hiç güçlük çekmedi.

hurdle

The biggest hurdle for pupils writing the exam was question fourteen. - Sınava giren öğrencilerin en büyük engeli on dördüncü sorundu.

proposition
question

There is not an answer for your question. - Sorun için cevap yok.

packet
funeral
ill

All the ills of democracy can be cured by more democracy. - Demokrasinin bütün sorunları daha fazla demokrasi ile tedavi edilebilir.

There are many serious problems in this country. Illegal immigration is not one of them. - Bu ülkede bir hayli ciddi sorunlar var. Yasadışı göç onlardan biri değil.

chose

I chose to ignore the problem. - Ben sorunu görmezden gelmeyi seçtim.

(Konuşma Dili) a hornet's nest
(Konuşma Dili) hornets' nest
business

It's his problem. It's none of my business. - Bu onun sorunu. Benim işim değil.

matter

Nothing is the matter with the car. It's just that you are a bad driver. - Arabada sorun yok, sadece sen kötü bir sürücüsün.

Would you please check this matter with your bank? - Lütfen bu sorunu bankanızla birlikte gözden geçirir misiniz?

tribulation
trouble of
sorun değil
No problem

Like I said, no problem. - Söylediğim gibi, sorun değil.

I can do it, no problem. - Ben yapabilirim, sorun değil.

sorun değil
that's ok

If you don't want to tell me, that's OK. - Bana söylemek istemiyorsan, sorun değil.

If you want to stay at my place when you're in Boston, that's OK. - Boston'dayken benim evimde kalmak istiyorsan, sorun değil.

sorun kaynağı
trouble spot
sorun çıkarmak
make a fuss
sorun analizi
(Politika, Siyaset) problem analysis
sorun ağacı
(Politika, Siyaset) problem tree
sorun değil
(deyim) it's all right
sorun değil
it's ok

If you want to change your mind, it's OK with me. - Fikrini değiştirmek istiyorsan benim için sorun değil.

I assume that it's okay with you if I take one of them. - Sanırım onlardan birini alırsam senin için sorun değil.

sorun değil
(deyim) that's all right
sorun değil
not at all
sorun gider
(Bilgisayar) troubleshoot
sorun giderici
(Bilgisayar) troubleshooter
sorun giderme
(Bilgisayar) troubleshoot
sorun giderme süreci
(Ticaret) grievance procedure
sorun gidermek
troubleshoot
sorun hata
(Bilgisayar) error
sorun nedir?
what's the matter?
sorun tanımlama
problem description
sorun yaratan
troubler
sorun çöz
(Bilgisayar) fix a problem
sorun çözme
problem solving
sorun çözme
trouble shooting
sorun çözmek
resolve a problem
sorun çözmek
solve a problem
sorun çıkaran
troubler
sorun çıkaran
bad hat
sorun çıkaran
mischief-maker
sorun çıkaran
trouble maker
sorun çıkaran
troublemaker
sorun çıkarmak
raise an issue
sorun çıkarmak
stir up trouble
sorun çıkarmak
act up
sorun yaşamak
to have issues with, to have trouble with

I am having trouble with the car = araba ile sorun yaşıyorum.

sorun çözmek
solve an issue
sorun başlığı
(Bilgisayar) problem title
sorun betimi
problem description
sorun bulundu
(Bilgisayar) problem found
sorun dili
problem language
sorun doğurmak
cause a problem
sorun gidericiler
(Bilgisayar) troubleshooters
sorun haline getirmek
turn it into a problem
sorun haline getirmek
turn it into a big deal
sorun kimliği
(Bilgisayar) problem id
sorun oluşmak
(problem) to arise
sorun oluşmak
(problem) to come up
sorun oluşmak
(problem) to occur
sorun parada değil
money is no object
sorun programı
problem program
sorun tanımı
problem definition
sorun yaratan
problem
sorun yaratan
headachy
sorun yaratma
problems can arise
sorun yaratma
trouble-making
sorun yaratmak
to make difficulties
sorun yaratır mı
is it ok
sorun yaşamak
have problem
sorun yaşamak
have a trouble
sorun yönetimi
(Ticaret) issues management
sorun çözmeli pazarlama
(Turizm) problem solving marketing
sorun çözücü diplomasi
(Politika, Siyaset) conflict-resolution diplomacy
sorun çözücü uygulamalar
problem-solving type exercise
sorun çıkaran kimse
troublemaker
sorun çıkarmak
to stir up trouble, to act up
sosyal sorun
social problem
gayret gerektiren (sorun vb)
challenging
ekonomik sorun
(Ticaret) economic problem
engel sorun
hurdle
sorun yaratmak
pose a problem
sorun yok
all good
yeni sorun
complication
zor sorun
teaser
önemli sorun
important problem
sorun çıkarmak
play up
(sorun) çözmek
get out
sorun değil
that is all right
sorun olmak
be in troubles
sorun yok
everything is alright
sorunlar
issues
sorunlar
problems

He behaves well in school but at home he causes problems. - O okulda iyi davranıyor ama evde sorunlara neden oluyor.

I hear they have a lot of problems with the tunnels in New Zealand. - Onların Yeni Zelanda'dadaki tüneller ile ilgili çok sayıda sorunları olduklarını duydum.

asıl sorun
the name of the game, main point
ateşlemede bir sorun var
There is something wrong with the ignition
bayrağa yönelik sorun
(Bilgisayar,Teknik) flag oriented problem
benzin pompasında bir sorun var
There is something wrong with the fuel pump
bilinmeyen sorun
(Bilgisayar) unknown problem
bir sorun mu var
Something wrong
bütün sorun
the whole issue
ciddi bir sorun olduğunu mu düşünüyorsunuz
Do you think it is serious
elektrik sisteminde bir sorun var
There is something wrong with the electrical system
etik bir sorun
an ethical problem
flaşörde bir sorun var
There is something wrong with the blinker
herhangi bir sorun olduğu takdirde arayabileceğim birkaç numara verin lütfen
Please give me some numbers to call in case of trouble
hukuki sorun
(Kanun) question of law
kapı kolunda bir sorun var
There is something wrong with the door handle
lütfen müşteri hizmetlerine sorun
Please ask customer service
maddi sorun
(Kanun) question of fact
maddi sorun
financial difficulty
maddi sorun
financial trouble
maddi sorun
financial problem
regresyon analizinde bir sorun
(Ticaret) multicollinearity
starterde bir sorun var
There is something wrong with the starter
söz konusu olan sorun
the case in point
temel sorun
primary concern
vantilatör kayışında bir sorun var
There is something wrong with the fan belt
vantilatörde bir sorun var
There is something wrong with the fan
vites kolunda bir sorun var
There is something wrong with the gear shift
vites kutusunda bir sorun var
There is something wrong with the transmission
viteste bir sorun var
There is something wrong with the gears
yazılım sorun raporu
(Askeri) software problem report
yağ basıncında bir sorun var
There is something wrong with the oil pressure
çözümü zor sorun
brain twister
Türkçe - Türkçe
Araştırılıp öğrenilmesi, düşünülüp çözümlenmesi, bir sonuca bağlanması gereken durum, mesele, problem
çözüm bekleyen karmakarışık durum
Sıkıntı veren durum, dert
dava
mesele
Sorunlar
mesail