Pastayı eşit olarak paylaşmak zorundasın.
- You have to share the cake equally.
Şimdilik, bu odayı arkadaşım ile paylaşmak zorundayım.
- For the time being, I must share this room with my friend.
NTT Menkul kıymetlerin 1,000 hissesine sahibim.
- I own 1,000 shares of NTT stock.
O, hisselerini çok iyi bir karla sattı.
- He sold his shares with a very good profit.
Bir web sayfasında, Larry Ewing'in özel hayatı paylaşıldı.
- Personal life of Larry Ewing was shared in a website.
Acemi asker skandalı kamu görevlilerini ve rüşvet olarak RecruitCoscom'dan gizli payları alan politikacıları ilgilendiren bir rüşvet skandalıdır. Hisseler sürekli yükseliyordu.
- The Recruit scandal is a corruption scandal concerning public officials and politicians who accepted as bribes undisclosed shares from the RecruitCoscom company. The shares had been rising steadily.
Bu şehrin kamusal bisiklet paylaşım programı vardır.
- This city has a public bike share program.
O, payını hak ediyor.
- He deserves his share.
Onlar mülkiyet payları hakkında tartışıyor.
- They are arguing about their share of the property.
Bizim sorunlarımız ortaklık ile ele alınmalıdır; ilerleme paylaşılmalıdır.
- Our problems must be dealt with through partnership; progress must be shared.
Karı paylaşmada anlaşalım.
- Let's agree to share in the profits.
Bütün Amerikalılar Wilson'un görüşünü paylaşmadı.
- Not all Americans shared Wilson's opinion.
Kar payını talep etti.
- He claimed his share of the profits.
Tom'un kar payı vardı.
- Tom had a share in the profits.
Hisse senedi fiyatları bu son ay dengesizdi.
- Share prices have been erratic this last month.
Odayı kız kardeşimle paylaşıyorum.
- I share the room with my sister.
Çocuklar okuldan sonra bir pizzayı paylaştılar.
- The children shared a pizza after school.
Paylaşımınız için teşekkür ederim.
- Thank you for sharing!
Paylaşımın için teşekkürler.
- Thank you for sharing.
Tüm oyunlar tarafından paylaşılan ortak özellikler yoktur.
- There are no common properties shared by all games.
Paylaşılan bir dil vardır.
- There is a shared language.
Fadıl, Dania'dan büyükannesi ile paylaştığı evde birlikte yaşamasını istedi.
- Fadil asked Dania to live with him in the house he shared with his grandmother.
Tom, Mary ve John Partinin maliyetini paylaştılar.
- Tom, Mary and John shared the cost of the party.
Ben odamı sysko ile paylaştım.
- I shared my room with sysko.
Masanı paylaşmamın sakıncası var mı?
- Would you mind sharing your table?
Herkes kendisi için paylaşmanın mutluluğunu araştırmalı.
- Everyone should discover for themselves the happiness of sharing.
Bir şemsiyeyi paylaşan iki erkek okul öğrencisi? Bu oldukça nonoş bir durum.
- Two male school pupils sharing an umbrella? That's quite a queer situation.
Apartman dairemi erkek kardeşimle paylaşıyorum.
- I'm sharing my flat with my brother.
Görüşme videoya kaydedilip tüm internette paylaşılmıştı.
- The interview was recorded on video and shared all over the Internet.
They share a language.
Upload media from the browser or directly to the file share.
They got a large donation, but the lion's share of the money went straight into paying off debt.
They have increased their market share.
... And everybody's getting a fair shot and everybody's getting a fair share. Everybody's doing a ...
... For example, a share box that animates out, menus that slide ...