sınırdaki

listen to the pronunciation of sınırdaki
Türkçe - İngilizce
marginal
borderline

Layla suffered from borderline personality disorder. - Leyla, sınırdaki kişilik bozukluğundan muzdaripti.

sınır
boundary

This river forms the boundary between the two prefectures. - Bu nehir, iki il arasındaki sınırı oluşturur.

There is a fence marking the boundary between our yard and the neighbor's. - Bizim ve komşunun avlusu arasındaki sınırı işaretlemek için bir çit vardır.

sınır
frontier

In the 1880's, this was a harsh frontier town. - 1880'lerde burası haşin bir sınır kasabasıydı.

Many families went west to make a new life on the frontier. - Çok sayıda aile sınırda yeni bir hayat kurmak için batıya gitti.

sınır
{i} verge
sınır
border

The army is in the north to protect the border. - Ordu sınırı korumak için kuzeydedir.

The path is bordered with hedges. - Yol çitlerle sınırlanmıştır.

sınır
limit

In towns, speed is limited to 50 km/h. - Şehirlerde hız sınırı 50 km / h dir.

In towns, speed is limited to 50 km/h. - Şehirlerde, hız saatte 50 km ile sınırlıdır.

sınır
limitation

Everyone has the right to rest and leisure, including reasonable limitation of working hours and periodic holidays with pay. - Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, bilhassa çalışma müddetinin makul surette sınırlandırılmasına ve muayyen devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır.

It is important to know your own limitations. - Kendi sınırlarını bilmen önemlidir.

sınır
(İnşaat) fringe
sınır
{i} bound

Such matters are beyond the bounds of human knowledge. - Bu tip konular insanın bilgi sınırlarının ardındadır.

The boundaries which divide Life from Death are at best shadowy and vague. Who shall say where the one ends, and where the other begins? - Hayatı ölümden ayıran sınırlar azami karanlık ve belirsizdir. Birinin nerede biteceğini ve diğerinin nerede başlayacağını kim söyleyecek?

sınır
border; frontier; boundary, limit; division
sınır
March
sınır
outskirts
sınır
(Politika, Siyaset) district
sınır
(İnşaat) contour
sınır
(Politika, Siyaset) entry
sınır
(Bilgisayar) limit to

There is a limit to how much one can tolerate. - Birinin ne kadar tahammül edeceğine dair bir sınır var.

There is no limit to human progress. - İnsanlığın ilerlemesi için sınır yoktur.

sınır
(Ticaret) measures
sınır
demarkation
sınır
(Bilgisayar) limit of
sınır
strip
sınır
threshold
sınır
edging
sınır
tether
sınır
division
sınır
boundary line
sınır
border line
sınır
extreme
sınır
measure
sınır
margin

The political party crossed the margin of five percent in the first polls. - Siyasi parti ilk anketlerde yüzde beş sınırını geçti.

sınır
confines
sınır
{i} compass
sınır
{i} stint
sınır
confine

Your boundaries don't confine me. - Sizin sınırlar beni tutmaz.

Soccer is not necessarily confined to men. - Futbol zorunlu olarak erkeklerle sınırlı değildir.

sınır
{i} bourne
sınır
{i} butting
sınır
{i} purlieu
sınır
{i} watershed
sınır
{i} borderland
sınır
{i} borderline

Layla suffered from borderline personality disorder. - Leyla, sınırdaki kişilik bozukluğundan muzdaripti.

sınır
{i} pale
sınır
{i} extremity
sınır
bounds

Stupidity knows no bounds. - Aptallık hiçbir sınır tanımaz.

The police established that Dan acted within the bounds of self-defense. - Polis, Dan'in kendini savunma sınırları içinde hareket ettiğini tespit etti.

sınır
{i} circumscription
sınır
{i} deadline

Tom has a deadline to meet. - Tom'un buluşmak için zaman sınırı var.

sınır
boundary, limit
sınır
bourn
sınır
(Hukuk) border, entry, limit, frontier, boundary
sınır
frontier, border
sınır
border , boundary , limit
sınır
{i} skirting
sınır
line of demarcation
sınırdaki