sınırdaki

listen to the pronunciation of sınırdaki
Türkisch - Englisch
marginal
borderline

Layla suffered from borderline personality disorder. - Leyla, sınırdaki kişilik bozukluğundan muzdaripti.

sınır
boundary

The Rhine is the boundary between France and Germany. - Ren, Fransa ve Almanya arasındaki sınırdır.

This river forms the boundary between the two prefectures. - Bu nehir, iki il arasındaki sınırı oluşturur.

sınır
frontier

Many families went west to make a new life on the frontier. - Çok sayıda aile sınırda yeni bir hayat kurmak için batıya gitti.

Many families left to make a new life on the frontier. - Birçok aile sınırda yeni bir hayat kurmak için ayrıldı.

sınır
{i} verge
sınır
border

Germany shares a border with France. - Almanya, Fransa ile bir sınır paylaşmaktadır.

Tom crossed the border into France. - Tom Fransa'ya giden sınırı geçti.

sınır
limit

In towns, speed is limited to 50 km/h. - Şehirlerde, hız saatte 50 km ile sınırlıdır.

The limits of my language mean the limits of my world. - Benim dil sınırlarım benim dünyamın sınırları anlamına gelir.

sınır
limitation

Everyone has the right to rest and leisure, including reasonable limitation of working hours and periodic holidays with pay. - Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, bilhassa çalışma müddetinin makul surette sınırlandırılmasına ve muayyen devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır.

I know my limitations. - Sınırlarımı biliyorum.

sınır
(İnşaat) fringe
sınır
{i} bound

Such matters are beyond the bounds of human knowledge. - Bu tip konular insanın bilgi sınırlarının ardındadır.

This river forms the boundary between the two prefectures. - Bu nehir, iki il arasındaki sınırı oluşturur.

sınır
border; frontier; boundary, limit; division
sınır
March
sınır
outskirts
sınır
(Politika, Siyaset) district
sınır
(İnşaat) contour
sınır
(Politika, Siyaset) entry
sınır
(Bilgisayar) limit to

There is no limit to human desire. - İnsan arzusunda hiçbir sınır yoktur.

There is a limit to how much one can tolerate. - Birinin ne kadar tahammül edeceğine dair bir sınır var.

sınır
(Ticaret) measures
sınır
demarkation
sınır
(Bilgisayar) limit of
sınır
strip
sınır
threshold
sınır
edging
sınır
tether
sınır
division
sınır
boundary line
sınır
border line
sınır
extreme
sınır
measure
sınır
margin

The political party crossed the margin of five percent in the first polls. - Siyasi parti ilk anketlerde yüzde beş sınırını geçti.

sınır
confines
sınır
{i} compass
sınır
{i} stint
sınır
confine

Soccer is not necessarily confined to men. - Futbol zorunlu olarak erkeklerle sınırlı değildir.

Your boundaries don't confine me. - Sizin sınırlar beni tutmaz.

sınır
{i} bourne
sınır
{i} butting
sınır
{i} purlieu
sınır
{i} watershed
sınır
{i} borderland
sınır
{i} borderline

Layla suffered from borderline personality disorder. - Leyla, sınırdaki kişilik bozukluğundan muzdaripti.

sınır
{i} pale
sınır
{i} extremity
sınır
bounds

Such matters are beyond the bounds of human knowledge. - Bu tip konular insanın bilgi sınırlarının ardındadır.

The police established that Dan acted within the bounds of self-defense. - Polis, Dan'in kendini savunma sınırları içinde hareket ettiğini tespit etti.

sınır
{i} circumscription
sınır
{i} deadline

Tom has a deadline to meet. - Tom'un buluşmak için zaman sınırı var.

sınır
boundary, limit
sınır
bourn
sınır
(Hukuk) border, entry, limit, frontier, boundary
sınır
frontier, border
sınır
border , boundary , limit
sınır
{i} skirting
sınır
line of demarcation
sınırdaki
Favoriten