Onun evi küçük ve eski.
- Sein Haus war klein und alt.
Amerika veya Çin ile kıyaslandığında, Japonya küçük bir ülke.
- Verglichen mit Amerika oder China ist Japan ein kleines Land.
Ufak tefek şeylerle beni rahatsız etmeyin.
- Belaste mich nicht mit solchen Kleinigkeiten!
Büyük sözleri bekleme, ufak bir jest yeter.
- Erwarte keine großen Worte, eine kleine Geste ist genug
Kanepede azıcık kestir.
- Take a little nap on the couch.
Sahip olduğu azıcık parasını kaybetti.
- She lost what little money she had.
Benim için biraz çok gençsin.
- You're a little too young for me.
Bu genç adam ülkesi hakkında çok az şey biliyor.
- This young man knows little about his country.
Karıncaların yaşamını önemsiz sayma.
- Don't think little of the ants' lives.
Ein kleiner Waldbrand kann sich leicht ausbreiten und schnell ein großer Flächenbrand werden.
- Een klein bosbrandje kan zich makkelijk verspreiden en snel een grote vuurzee worden.
Die Niederlande sind ein kleines Land.
- Nederland is een klein land.