gizlilik

listen to the pronunciation of gizlilik
Türkçe - İngilizce
confidentiality

We had to agree to total confidentiality and sign a non-disclosure agreement. - Toplam gizliliği kabul etmek ve bir gizlilik sözleşmesi imzalamak zorundaydık.

(Hukuk) secrecy

I was sworn to secrecy. - Gizlilik yemini ettim.

This plan requires secrecy. - Bu plan gizlilik gerektirir.

privacy

Tell Tom you'd like some privacy. - Tom'a biraz gizlilik istediğini söyle.

We needed some privacy. - Bize biraz gizlilik gerekiyordu.

covertness
closeness
disguise
secretness
hiddenness
clandestineness
semidarkness
sneakiness
hugger-mugger
hugger mugger
obscurity
darkness
secrecy, stealth
stealth

The cheetah uses a combination of stealth and explosive acceleration to catch its prey. - Çita, avını yakalamak için gizlilik ve patlayıcı hızlandırma kombinasyonunu kullanır.

stealthiness
secrecy, being secret
furtiveness
latency
secretiveness
reticence
non-disclosure

We had to agree to total confidentiality and sign a non-disclosure agreement. - Toplam gizliliği kabul etmek ve bir gizlilik sözleşmesi imzalamak zorundaydık.

To get technical information from that company, we first have to sign a non-disclosure agreement. - O şirketten teknik bilgi almak için, öncelikle bir gizlilik anlaşması imzalamamız gerek.

privacy of
huggermugger
surreptitiousness
intimity
private
gizli
hidden

Tom keeps a spare key hidden in his garden. - Tom bahçesinde gizli bir yedek anahtar bulundurur.

Tom broke into Mary's car and stole what was hidden under the driver's seat. - Tom Mary'nin arabasına zorla girdi ve sürücü koltuğunun altında gizli olan şeyi çaldı.

gizli
secret

I didn't mean to keep it secret. - Bunu gizli tutmak niyetinde değildim.

The Japanese Dentists Association affair is an incident concerning secret donations from the Japanese Dentists Association to Diet members belonging to the LDP. - Japon Diş Hekimleri Birliği sorunu Japon Diş Hekimleri Birliğinden LDP ye ait olan Diyet üyelerine yapılan gizli bağışlarla ilgili bir olaydır.

gizli
confidential

This document is highly confidential. For your eyes only. - Bu belge çok gizlidir. Sadece senin görmen için.

I can see why it's confidential. - Onun neden gizli olduğunu anlayabiliyorum.

gizlilik içinde
under wraps
gizlilik dereceli
(Askeri) classified
gizlilik dereceli bilgi
(Askeri) classified information
gizlilik derecesi
(Askeri) security classification
gizlilik derecesi verme
(Askeri) classification
gizlilik derecesini düşürme
(Askeri) downgrade
gizlilik derecesini yükseltme
(Askeri) upgrade
gizlilik düzeyi
(Bilgisayar) privacy level
gizlilik politikası
(Bilgisayar) privacy policy
gizlilik raporu
(Bilgisayar) privacy report
gizlilik seçenekleri
(Bilgisayar) privacy options
gizlilik sözleşmesi
(Ticaret) confidentiality agreement
gizlilik uyarısı
(Bilgisayar) privacy alert
gizlilik anlaşması
(Kanun) Non-disclosure aggreement
gizlilik sözleşmesi
(Kanun) Non-disclosure aggreement
gizlilik alımı
(Bilgisayar) privacy import
gizlilik anlaşması
(Ticaret) non disclosure agreement
gizlilik anlaşması
(Telekom) non-disclosure agreement
gizlilik dereceli sözleşme
(Askeri) classified contract
gizlilik derecesini kaldırmak
(Askeri) declassify
gizlilik evresi
(Pisikoloji, Ruhbilim) latency stage
gizlilik hakkı
privacy

We have a right to privacy. - Biz gizlilik hakkına sahibiz.

gizlilik haklarının ihlali
(Kanun) violation of right of privacy
gizlilik içinde
in secret
gizlilik işareti
(Bilgisayar) privacy mark
gizlilik talebi
(Kanun) waive reading
gizli
subtle
Gizli
invisible
gizli
dark

Tom whispered his darkest secret to Mary. - Tom Mary'ye en gizli sırrını fısıldadı.

He has a dark secret. - Onun gizli bir sırrı var.

gizli
cryptic

Tom was writing cryptic notes in a cipher - Tom bir şifre içinde gizli notlar yazıyordu.

gizli
{s} ulterior
gizli
sealed
gizli
covert

Sami had a covert evil nature. - Sami'nin gizli bir kötü mizacı vardı.

We are sent on a covert mission. - Biz gizli bir göreve gönderiliyoruz.

gizli
clandestine
gizli
disguised
gizli
{s} unseen
gizli
{s} undisclosed

The Recruit scandal is a corruption scandal concerning public officials and politicians who accepted as bribes undisclosed shares from the RecruitCoscom company. The shares had been rising steadily. - Acemi asker skandalı kamu görevlilerini ve rüşvet olarak RecruitCoscom'dan gizli payları alan politikacıları ilgilendiren bir rüşvet skandalıdır. Hisseler sürekli yükseliyordu.

gizli
{s} latent

You have a latent problem here that will cause trouble in the future. - Burada gelecekte soruna neden olacak gizli bir sorunumuz var.

gizli
{s} intimate
gizli
{s} privy
gizli
{s} undercover

Tom pretended to be an undercover policeman. - Tom gizli bir polis gibi davrandı.

I'm an undercover cop. - Ben bir gizli polisim.

gizli
sneak

Tom sneaked out the back door. - Tom arka kapıdan gizlice sıvıştı.

I noticed him sneak into the room. - Onun odaya gizlice girdiğini fark ettim.

gizli
incognita
gizli
(Bilgisayar) bcc
gizli
heimlich
gizli
(Ticaret) implicit
gizli
deed
gizli
shrouded
gizli
record

The conversation was secretly recorded and used as evidence. - Konuşma gizlice kaydedildi ve delil olarak kullanıldı.

gizli
in camera
gizli
confidentially
gizli
hugger-mugger
gizli
(Ticaret) anonymous

I'd like to remain anonymous. - Gizli kalmak isterim.

I'd prefer to remain anonymous. - Gizli kalmayı tercih ederim.

gizli
under cover
gizli
(Tıp) larvate
gizli
hush-hush
gizli
(Konuşma Dili) behind closed doors
gizli
teteàtete
gizli
in the know
gizli
hole-and-corner
gizli
esoterical
gizli
delitescent
gizli
(Askeri) cache
gizli
(Argo) under the table
gizli
{s} blind
gizli
huggermugger
gizli
slinky
gizli
underground
gizli
surreptitious

Tom snuck out and surreptitiously bought Mary a big bunch of flowers for their wedding anniversary. - Tom gizlice gece dışarı çıktı ve Mary'ye evlilik yıl dönümleri için büyük bir demet çiçek aldı.

gizli
runaway
gizli
veiled
gizli
arcane
gizli
concealed
gizli
under one's hat
gizli
in confidence
gizli
auricular
gizli
classified

Tom has been accused of selling classified information. - Tom gizli bilgileri satmakla suçlanıyor.

We can't reveal classified information. - Gizli bilgiyi ortaya çıkartamayız.

gizli
the occult

Tom has studied the occult sciences. - Tom gizli bilimler eğitimi aldı.

gizli
hidden of
gizli
runaway kaçan kimse, kaçak
gizli
hidden from
gizli
unknown
gizli
crypto

Tom is a crypto-fascist. - Tom bir gizli faşist.

gizli
hush hush
gizli
back door

He sneaked around to the back door. - O, arka kapıdan gizlice içeri süzüldü.

Tom sneaked out the back door. - Tom arka kapıdan gizlice sıvıştı.

gizli
cryptical
gizli
(Hukuk) inner
gizli
hidden, concealed
gizli
restricted
gizli
hidden, concealed; secret, covert, clandestine, dark, surreptitious; confidential; classified; occult, arcane; furtive
gizli
hole and corner
gizli
camera

Tom followed Mary with a hidden camera. - Tom bir gizli kamerayla Mary'yi izledi.

Sami checked his hidden cameras. - Sami gizli kameralarını kontrol etti.

gizli
hidden , confidential
gizli
sub rosa

Let's keep this conversation sub rosa. - Bu sohbete gizlice devam edelim.

gizli
furtive
gizli
esoteric
gizli
in private, in camera
gizli
secret, confidential
gizli
closet
gizli
sneakingly
gizli
hugger mugger
gizli
secretly

He secretly showed me her picture. - O, gizlice bana onun resmini gösterdi.

He entered the garden secretly. - O, gizlice bahçeye girdi.

gizli
{s} masked

Layla's innocent looks masked her true nature. - Leyla'nın masum görünümü onun gerçek doğasını gizliyordu.

gizli
{s} subterraneous
gizli
inside

Mary tried to smuggle a hacksaw blade into the prison inside a cake. - Mary bir pasta içinde ceza evine bir demir testeresi bıçağını gizlice sokmaya çalıştı.

gizli
{s} occult

Tom has studied the occult sciences. - Tom gizli bilimler eğitimi aldı.

gizli
{s} submerged
gizli
backstair
gizli
{s} potential
gizli
{s} quiet

Tom and Mary wanted to get married on the quiet to avoid all the hullabaloo. - Tom ve Mary tüm yaygarayı önlemek için gizlice evlenmek istiyordu.

gizli
{s} perdu
gizli
sibyl
gizli
{s} underarm
gizli
byway
gizli
{s} subterranean
gizli
{s} underhand
gizli
backdoor
gizli
{s} private

Tom told me about it in private. - Tom bana ondan gizlice bahsetti.

Do you promise to keep my secrets private? - Sırlarımı gizli tutmaya söz veriyor musun?

gizli
{s} snug
gizli
{s} underhanded
gizli
backroom
gizli
off the record
gizli
perdue
gizli
snipe
gizli
{s} secluded
gizli
{s} sneaking

Two policemen arrested a burglar. They caught him sneaking into Mrs. Miller's. - İki polis bir hırsız tutukladı. Onlar onu Bayan Miller'in evine gizlice girerken yakaladı.

Tom caught Mary sneaking out of the house. - Tom Mary'yi gizlice evden kaçarken yakaladı.

gizli
unsearchable
gizli
{s} sneaky
gizli
teteàtete
gizli
{s} stealthy
gizli
{s} submersed
gizli
stealth

People were shocked when the Serbs shot down an American F-117 in 1999. Indeed, all American military aircrafts are vulnerable including stealth aircrafts like the F-117. - Sırplar 1999'da bir Amerikan F-117'sini düşürdüklerinde insanlar şaşırdılar. Aslında F-117 gibi gizli uçaklar dahil tüm Amerikan askeri uçakları zarar görebilirler.

Later, they were murdered stealthily. - Daha sonra, onlar gizlice öldürüldüler.

müşterek sorgulama ve gizlilik merkezi
(Askeri) joint interrogation and debriefing center
tam bir gizlilik içerisinde
in strict confidence
Türkçe - Türkçe
Gizli olma durumu
(Osmanlı Dönemi) HALVET
mahremiyet
Gizli
nihan
Gizli
(Osmanlı Dönemi) MAHREM
Gizli
(Hukuk) HAFL
Gizli
(Osmanlı Dönemi) DIMAR
gizli
Niteliği anlaşılmayan, bilinmeyen
gizli
Başkalarından saklanan, duyurulmayan, saklı kalan, mahrem, mestur
gizli
Saklı olarak, saklayarak
gizli
Başkalarından saklanan, duyurulmayan, saklı kalan, mahrem, mestur: "İki komutan arasında o gün gizli bir anlaşma yapıldığı söylentisi çıkmıştı."- H. Taner
gizli
Saklı olarak, saklayarak: "Mektubu senden gizli posta kutusuna attım."- M. Yesarî
gizli
Görünmez, belli olmaz bir durumda olan, edimsel karşıtı
gizli
(Osmanlı Dönemi) mahfi
gizlilik