find-a teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı
- find
- bulmak
Onun bürosunu bulmak kolaydı.
- Finding her office was easy.
Onun bürosunu bulmak kolaydı.
- Finding his office was easy.
- find out
- keşfetmek
- find out
- anlamak
- find out
- öğrenmek
Hâlâ Tom hakkında öğrenmek zorundayım.
- I still have to find out about Tom.
Onun nerede yaşadığını öğrenmek için onu eve kadar izledi.
- She followed him home to find out where he lived.
- find out
- ortaya çıkarmak
- find out
- (Fiili Deyim ) 1- keşfetmek 2- ortaya çıkarmak 3- çözmek 4- anlamak , öğrenmek 5-farkına varmak , sezmek
- find
- {i} bulma
Kasabada veya kasabanın yakınında bir veya iki büyük fabrika kurulduysa, insanlar iş bulmaya gider, ve yakında bir endüstriyel alan büyümeye başlar.
- After one or two large factories have been built in or near a town, people come to find work, and soon an industrial area begins to develop.
Onun ofisini bulmak kolaydı.
- Finding his office was easy.
- find out
- bulup çıkarmak
- find
- {i} buluş
Kahve bir kızın ilk buluşmasındaki öpücük kadar sıcak, o gece kızın kucağı kadar yumuşak ve annesinin kızı bulduğu zaman ettiği küfürler kadar siyah olmalıdır.
- The coffee has got to be as hot as a girl's kiss on the first date, as sweet as those nights in her arms, and as dark as the curse of her mother when she finds out.
- find somebody out
- suçüstü yakalamak
- find one's feet
- Yeni bir duruma/koşullara alışmak
- find
- {i} bulunan şey
- find a way
- çaresine bakmak
- find fault
- (with) kusur bulmak
- find fault with
- -e kusur bulmak
- find out
- çözmek
- you can find the schedule over there
- tarifeyi orada bulabilirsiniz
- find
- {i} keşif
O eski kitap gerçek bir keşiftir.
- That old book is a real find.
- find out
- anla
Ailen anlarsa başın belaya girer.
- You'll get into trouble if your parents find out.
Tom anglophobia'nın anlamını bilmiyordu, bu yüzden onun ne demek olduğunu bulabilmek için hızlı bir web araştırması yaptı.
- Tom didn't know the meaning of anglophobia, so he did a quick web search to see if he could find out what it meant.
- advanced find
- (Bilgisayar) gelişmiş bul
- can find it in one's heart
- (deyim) istemek
- edit find
- (Bilgisayar) düzenle bul
- edit/find
- (Bilgisayar) düzen/bul
- edit/find
- (Bilgisayar) düzenle/bul
- find
- çıkarmak
- find
- rast gelmek
- find a job
- işe girmek
- find a job
- iş bulmak
- find a solution
- çözüme ulaşmak
- find a solution
- çözüme ulaştırmak
- find a way
- formül bulmak
- find a way
- yolunu bulmak
- find a way out
- yolunu bulmak
- find a way to
- formül bulmak
- find all
- (Bilgisayar) tümünü bul
- find answer
- yanıt bulmak
- find by chance
- karşılaşmak
- find by chance
- rastgelmek
- find contact
- (Bilgisayar) kişi bul
- find difficult
- gücümsemek
- find entry
- (Bilgisayar) girdiyi bul
- find fault
- hata bulmak
- find file
- (Bilgisayar) bul dosya
- find files
- (Bilgisayar) dosyaları bul
- find files
- (Bilgisayar) dosyaları bulur
- find first
- (Bilgisayar) ilkini bul
- find first
- (Bilgisayar) birinciyi bul
- find in
- (Bilgisayar) aranan konum
- find in
- (Bilgisayar) aranacak konum
- find in field
- (Bilgisayar) alanda bul
- find names
- (Bilgisayar) adları bul
- find no way out
- çaresiz kalmak
- find odd
- yadırgamak
- find original
- (Bilgisayar) özgününü bul
- find out how the land lies
- (deyim) işin iç yüzünü öğrenmek
- find out how the land lies
- (deyim) aslını astarını öğrenmek
- find out the subject
- konuyu öğrenmek
- find out the truths
- gerçekleri ortaya çıkarmak
- find peace
- huzuru bulmak
- find people
- (Bilgisayar) kişileri bul
- find people
- (Bilgisayar) kişi bul
- find place
- yer bulmak
- find results
- (Bilgisayar) sonuçları bul
- find someone
- (Bilgisayar) birini bul
- find strange
- yabansımak
- find what
- (Bilgisayar) ne bulunsun
- formula find
- (Bilgisayar) formül bul
- fuzzy find
- (Bilgisayar) belgisiz bul
- try to find
- aramaya çalışmak
- try to find a remedy
- çare bulmaya çalışmak
- try to find a solution
- çıkar yol aramak
- try to find a solution
- çare bulmaya çalışmak
- try to find a solution
- yol aramak
- try to find an answer
- çare bulmaya çalışmak
- find
- {i} bulgu
O bulgular benim kendi gözlemlerimle eşleşiyor.
- Those findings match my own observations.
Benim bulgularım durumun böyle olmadığını gösteriyor.
- My findings suggest that that is not the case.
- find
- tapmak
- find
- {f} bul
Onun görünümünü çekici bulurum.
- I find her appearance attractive.
Kasabada veya kasabanın yakınında bir veya iki büyük fabrika kurulduysa, insanlar iş bulmaya gider, ve yakında bir endüstriyel alan büyümeye başlar.
- After one or two large factories have been built in or near a town, people come to find work, and soon an industrial area begins to develop.
- find approval
- rağbet görmek
- find bail
- kefil bulmak
- find fault with
- tenkit etmek
- find fault with
- özür bulmak
- find fault with
- kusur bul
- find fault with
- kusur bulmak
- find favour
- rağbet görmek
- find guilty
- suçlu bulmak
- find one's feet
- özünü geçindirecek hale gelmek
- find oneself
- özüne gelmek
- find
- {f} geçindirmek
- He that seeks find
- (Atasözü) Arayan Mevlasını da bulur, belasını da
- difficult to find, due to scarcity
- zor, kıtlığı nedeniyle bulmak için
- find a compromise
- Uzlaşı yolu bulmak
- find a solution
- bir çözüm bulmak
- find a way
- bir yol bulmak
- find a way out
- Bir çıkış yolu bulmak
- find and replace
- bul ve değiştir
- find common ground
- ortak zemin bulmak
- find excuse
- bahane bulmak
- find fault with
- (deyim) Kusur bulmak, kusur aramak
She's always finding fault with the way he works.
- find for
- bulmak
- find my feet
- Ayaklarım bulmak
- find out about
- hakkında bilgi
- find so.'s match
- bulmak o kadar. 'maç var
- find somebody guilty
- birisini suçlu bulmak. example: Court found him guilty
- find text string
- metin dizesi bulmak
- find the way
- yol bulmak
- find time
- Zaman bulmak
- please find attach
- lütfen ekteki ... inceleyiniz
- to find favour with sb
- sb ile iyilik bulmak için
- to find peace
- huzur bulmak
- to find sth. heavy going
- sth bulabilirsiniz. ağır gidiyor
- Find out if he came
- Gelip gelmediğini öğren
- be unable to find a meaning in
- mana verememek
- cancel find
- (Bilgisayar) bul'u iptal et
- cannot find
- Bulunamadı
- data find next
- (Bilgisayar) veri bul sonraki
- data find prev
- (Bilgisayar) veri bul önceki
- did you find something you like
- beğendiğiniz bir şeyler bulabildiniz mi
- edit find font
- (Bilgisayar) yazı tipi düzenle bul
- edit find tabs
- (Bilgisayar) sekme düzenle bul
- find
- kendini göstermek
- find
- {f} sağlamak
- find
- {f} karara varmak
- find
- {f} (found) bulmak, keşfetmek
- find
- tedarik etmek
- find
- {f} bakmak
Fadıl'ın, çocuklarına bakmak için bir iş bulması gerekiyordu.
- Fadil needed to find a job to support his children.
Eğer bir şey bulmak istiyorsan, bakmak gibi bir şey yoktur.
- There is nothing like looking, if you want to find something.
- find
- {f} rastlamak
- find a clue
- ipucu yakalamak
- find a clue
- ipucu bulmak
- find a friend
- arkadaş bulmak
- find a fund
- fon bulmak
- find a hubby
- koca bulmak
- find a printer
- (Bilgisayar) yazıcı bul
- find a remedy
- derman bulmak
- find a remedy
- çare bulmak
- find a solution
- çaresine bakmak
- find a true bill
- iddiayı haklı bulmak
- find a vent
- hırsını almak
- find a way
- çare bulmak
- find a way out
- çözüm bulmak
- find account
- (Bilgisayar) hesap bul
- find all files
- (Bilgisayar) tüm dosyaları bul
- find all names
- (Bilgisayar) tüm adları bul
- find and fix enemy
- (Askeri) Düşmanı bulup tesbit etmek
- find by owner
- (Bilgisayar) sahibiyle ara
- find chance
- imkan bulmak
- find computer
- (Bilgisayar) bul bilgisayar
- find computers
- (Bilgisayar) bilgisayar bul
- find computers
- (Bilgisayar) bilgisayarları bulur
- find consolation
- teselli bulmak
- find direction
- yön bulmak
- find employment
- iş bulmak
- find enough
- yeterli görmek
- find enough
- yeterli bulmak
- find fame
- ünü yakalamak
- find fame
- üne kavuşmak
- find fast
- (Bilgisayar) hızlı bul
- find favor in smb.'s sight
- gözüne girmek
- find favour in somebody's eyes
- gözüne girmek
- find format
- (Bilgisayar) biçim bul
- find guilty
- suçlu çıkarmak
- find in
- (Fiili Deyim ) vermek , sağlamak
- find in html
- (Bilgisayar) html'de bul
- find in web
- (Bilgisayar) web'de bul
- find instance
- (Bilgisayar) örnek bul
- find my domain
- (Bilgisayar) etki alanımı bul
- find next
- sonrakini bul
- find not guilty
- suçsuz bulmak
- find now
- şimdi bul
- find o.s. tête
- à-tête kendini (biriyle) baş başa bulmak
- find one's account in
- masrafını çıkarmak
- find one's legs
- toparlamak
- find oneself in
- (deyim) kendi kendine bulmak
- find oneself in
- (deyim) kendi başına bulmak
- find oneself in
- (deyim) kendisi sağlamak
- find opportunity
- imkan bulmak
- find options
- (Bilgisayar) bulma seçenekleri
- find replace object name wizard
- Nesne Adı Bul Değiştir Sihirbazı
- find routers
- (Bilgisayar) yönlendiricileri bul
- find s.o./s.t. strange
- biri/bir şey (birinin) tuhafına gitmek: I find him strange. O benim tuhafıma gidiyor
- find s.t. sympathetic
- bir şey birinin hoşuna gitmek: She didn't find his ways sympathetic. Onun davranışları hoşuna gitmedi
- find strange
- garipsemek
- find tabs
- (Bilgisayar) sekmeleri bul
- find the net
- (Spor) topu filelerle buluşturmak
- find the net
- (Spor) topu ağlara göndermek
- find the right thing to do
- doğruyu bulmak
- find true love
- gerçek aşkı bulmak
- find user
- (Bilgisayar) kullanıcı bul
- find voice in
- ifade edilmek
- find voice in
- dile getirilmek
- find what
- aranan
- growth find
- (Ticaret) değer artışı fonu
- hard to find
- ele geçmez
- i can't find my baggage
- bagajımı bulamıyorum
- i find it a little expensive
- bunu biraz pahalı buluyorum
- i want to find a house for rent
- kiralık ev arıyorum
- microsoft find file
- (Bilgisayar) microsoft dosya bul
- next find/goto
- (Bilgisayar) sonraki bul/git
- shall we find a nice place to go
- gidecek güzel bir yer bulalım mı
- stop find
- (Bilgisayar) aramayı durdur
- try to find
- bulmaya çalışmak
Onu bulmaya çalışmak zorundayım.
- I've got to try to find him.
Onları bulmaya çalışmak zorundayım.
- I've got to try to find them.
- whenever i find an opportunity
- imkan buldukça
- where can i find a coffee shop
- (isim)rede bir kahvehane bulabilirim
- where can i find a diner
- nerede bir kafeterya bulabilirim
- where can i find a drive in
- nerede bir arabaya servis yapan restoran bulabilirim
- where can i find a fastfood restaurant
- (isim)rede bir fastfood restoran bulabilirim
- where can i find a pizzeria
- nerede bir pizzacı bulabilirim
- where can i find a porter
- nerede bir hamal bulabilirim
- where can i find a public phone around here
- buralarda telefon kulübesi nerede bulabilirim
- where can i find a sandwich shop
- (isim)rede bir sandviççi bulabilirim
- where can i find a steak house
- nerede bir et lokantası bulabilirim
- where can i find a tearoom
- (isim)rede bir çay bahçesi bulabilirim
- where can i find an instructor
- nerede eğitmen bulabilirim
- where can i find canned food
- konserve gıda nerede bulabilirim
- where can i find cereals
- kahvaltılık gevrek nerede bulabilirim
- where can i find coffee
- kahve nerede bulabilirim
- where can i find tea
- çay nerede bulabilirim
- where can i find toiletries
- banyo malzemeleri nerede bulabilirim
- you may find it over there
- orada bulabilirsiniz