öğrenmek

listen to the pronunciation of öğrenmek
Türkçe - İngilizce
learn

One of my dreams is to learn Icelandic. - Hayallerimden biri İzlandaca öğrenmek.

It's hard to learn a foreign language. - Yabancı dil öğrenmek zordur.

find out

She followed him home to find out where he lived. - Onun nerede yaşadığını öğrenmek için onu eve kadar izledi.

I just want to find out what happened. - Sadece ne olduğunu öğrenmek istiyorum.

hear

I've heard French is a difficult language to learn. - Fransızcanın öğrenmek için zor bir dil olduğunu duydum.

Everyone has to learn the words by heart. - Herkes kelimeleri ezbere öğrenmek zorunda.

study

Although it seems very difficult to study Chinese, it's not as hard as you think. - Çince öğrenmek çok zor gibi görünse de, düşündüğünüz kadar zor değil.

He went to America to study English. - İngilizce öğrenmek için Amerika'ya gitti.

to learn; to find out; to hear of; to acquaint oneself with sth
master

It is not easy to master English. - İngilizce öğrenmek kolay değildir.

Mastering a foreign language calls for patience. - Yabancı dil öğrenmek sabır gerektirir.

get to know
wise up to
elicit
come to know
make acquainted with
make oneself acquainted with
ascertain

It is difficult to ascertain what really happened. - Gerçekten ne olduğunu öğrenmek zordur.

wit

I want to know who's staying with us. - Bizimle kimin kaldığını öğrenmek istiyorum.

If you want to learn a foreign language well, you should speak that language with native speakers as often as you can. - Eğer yabancı bir dili iyi öğrenmek istiyorsanız, o dili bir yerli ile mümkün olduğunca sık konuşmalısınız.

inform oneself of smth
school oneself to
imbibe
get wise to
to learn; to learn how to (do something); to learn about (something)
inform oneself of something
get into
get sth off
acquaint oneself with
hear of
understand

Tom couldn't understand why she wanted to learn French. - Tom onun niçin Fransızca öğrenmek istediğini anlayamadı.

learn from
lern

welche sprache lernst du ?.

{f} absorb
öğrenme
{i} learning

The traditional way of learning a language may satisfy at most one's sense of duty, but it can hardly serve as a source of joy. Nor will it likely be successful. - Bir dil öğrenmenin geleneksel yolu olsa olsa birinin görev duygusunu tatmin edebilir ama o bir sevinç kaynağı olarak hizmet edemez. Ayrıca muhtemelen başarılı olmayacaktır.

Learning a foreign language is difficult. - Yabancı dil öğrenmek zordur.

öğrenme
learn

It's difficult to learn a foreign language. - Yabancı dil öğrenmek zordur.

One of my dreams is to learn Icelandic. - Hayallerimden biri İzlandaca öğrenmek.

öğrenme
internalization
öğrenme
{i} absorption
öğrenme
finding out

He tried to use my computer without my finding out about it. - O ben onun hakkında öğrenmeden bilgisayarımı kullanmaya çalıştı.

öğrenme
(Askeri) learning system
ezbere öğrenmek
memorize
ezbere öğrenmek
learn by heart
pratik yaparak öğrenmek
(deyim) pick up
yerini öğrenmek
locate
öğrenme
study

You must study hard and learn many things. - Çok çalışmalısın ve çok şey öğrenmelisin.

He went to Italy in order to study music. - O, müzik öğrenmek için İtalya'ya gitti.

öğrenme
(Ticaret) training
öğren
learn

I am learning Japanese to play mahjong in Japan. - Japoncayı Japonya'da mahjong oynamak için öğreniyorum.

One of my dreams is to learn Icelandic. - Hayallerimden biri İzlandaca öğrenmek.

öğren
{f} learned

I learned to play guitar when I was ten years old. - On yaşındayken gitar çalmayı öğrendim.

Finally we have learned the truth. - Sonunda,gerçeği öğrendik.

öğren
{f} learning

She is learning the piano. - O, piyanoyu öğreniyor.

That didn't happen when I was learning Esperanto. - O Esparanto öğrenirken olmadı.

öğren
{f} learnt

I've learnt nothing from the teacher. - Öğretmenden hiçbir şey öğrenmedim.

Soon learnt, soon forgotten. - Çabuk öğrenilirse, çabuk unutulur.

Hanya'yı Konya'yı anlamak/öğrenmek
to learn what's what (by bitter experience), find out the hard way
araştırıp öğrenmek
search out
aslını öğrenmek
ascertain
bunu öğrenmek hakkım
i have the right to know this
deneme yanılmayla öğrenmek
to learn by trial and error
dil öğrenmek
pick up a language
doğrusunu öğrenmek
ascertain
dünyanın kaç bucak/köşe olduğunu anlamak/öğrenmek
to learn by bitter experience
geç öğrenmek
be slow in learning
hatalar yaparak öğrenmek
learn the hard way
her şeyini öğrenmek
steep oneself in
pratikten öğrenmek
to learn (something) merely by doing it (without having any formal instruction, without knowing anything concerning the theory behind it)
yanlış yapa yapa öğrenmek
learn the hard way
zamanla öğrenmek
learn in time
öğren
internalize
Türkçe - Türkçe
Bilgi edinmek: "Gerçi yeni nesil, eskiyi öğrenmekte bir fayda görmüyor ama, ben gene de yazayım."- B. Felek
Bilgi edinmek; bellemek
Haber almak: "Hüseyin, ayrılma kararını öğrenince tabancayı göğsüne dayamış, ateş etmiş."- M. Ş. Esendal
Yetenek, beceri kazanmak: "Her şeye dikkatli baktığı için öğrenmişti."- R. H. Karay
Yetenek, beceri kazanmak
Bellemek
Haber almak
(Hukuk) ITTILA KESBETMEK
bilişmek
(Osmanlı Dönemi) KABES
Öğrenme
(Osmanlı Dönemi) SAZ
Öğrenme
(Hukuk) İTTİLA
Öğrenme
(Hukuk) ITTILA
öğrenme
Öğrenmek işi: "Benim kafam böyle bir öğrenme usulüne de yaratılıştan müsait değildi."- Y. K. Karaosmanoğlu
öğrenme
Öğrenmek işi, ıttıla
öğrenmek