evde

listen to the pronunciation of evde
Türkçe - İngilizce
by
in the house

Two families live in the house. - Evde iki aile yaşıyor.

In those days, he lived in the house alone. - O günlerde, o, evde tek başına yaşıyordu.

in doors
home

If it rains tomorrow, I will stay at home all day. - Eğer yarın yağmur yağarsa, bütün gün evde kalacağım.

She has lunch at home. - Öğle yemeğini evde yedi.

at home, in
indoors

I'd rather go out than stay indoors. - Dışarı çıkmayı evde kalmaya tercih ederim.

People were told to stay indoors because of the violence in the streets. - İnsanlara sokaklardaki şiddet nedeniyle evde kalmaları söylendi.

within doors
at home

If it rains tomorrow, I will stay at home all day. - Eğer yarın yağmur yağarsa, bütün gün evde kalacağım.

Is Mr. Nakamura at home? - Bay Nakamura evde mi?

in
be at home
ev
{i} home
ev
{i} house
evde bakım hizmetleri
(Tıp) home care services
evde durmak
stay at home
evde kalmak
stop in
evde kalmak
stay in

I want to stay in the house. - Evde kalmak istiyorum.

I think I want to stay in the house. - Sanırım evde kalmak istiyorum.

evde kalmak
not to be able to get married
evde kalmak
stay home

Tom doesn't have to stay home to help Mary. - Tom Mary'ye yardımcı olmak için evde kalmak zorunda değil.

Tom likes to stay home and read books on weekends. - Tom hafta sonlarında kitap okumak için evde kalmaktan hoşlanır.

evde kalmış (kız)
spinster
evde olmak
be at home
evde oturma odası
lounge
evde yapılmış kek
bake sale
evde yemek
eat in
evde çalışan
homeworker
evde çalışma
teleworking
evde çalışma
(Ticaret) homework
evde çamaşırlık
laundry room
evde/ofiste bulunmak
be in
evde giyilen bol elbise
rich dress worn in the house
evde kalmış
stayed at home
evde ki
home that
evde yapılan
home
evde yemek yapan kadın
The women cook at home
evde akşam yemeği yemek
dine in
evde arama
law house search
evde bakım
nursing at home
evde bakım yaşlı
aged-home care
evde dokunmuş
homespun
evde durmak
stay indoors
evde göz hapsi
house arrest
evde gözaltı
domiciliary arrest
evde gözaltı
(Kanun) domiciliary attest
evde hasta muayenesi
domiciliary visit
evde hırsızlık yapan
(Kanun) housebreaker
evde kadının sözünün geçmesi
petticoat government
evde kalmak
a) to stay home, to stay in b) (kız) not to be able to get married, to have been left on the shelf
evde kalmak
1. to stay home. 2. to be an old maid
evde kalmak
(gece) sleep in
evde kalmak (evlenmemiş)
be on the shelf
evde kalmış gibi
spinsterish
evde kalmış gibi
spinsterly
evde kalmış kız
old maid
evde kalmış kız
spinster
evde kalmış olmak (kadın)
be on the shelf
evde kalmışlar gibi
spinsterish
evde kalmışlar gibi
spinsterly
evde kalmışlık
spinsterhood
evde kimsecikler yok
not a living soul in the house
evde okumak
homeschool
evde okutmak
homeschool
evde oturmak
stay at home
evde oturmak
keep within doors
evde oturmayı seven kimse
housebody
evde oturmayı seven kimse
homebody
evde oynanan oyun
parlor game
evde pazarlama yöntemi
(Ticaret) in-home retailing
evde perakende satış
(Ticaret) in-home retailing
evde rahatsız bir biçimde oturmak
picnic
evde tedavi edilen
home-cured
evde yapılan ekmek
(Gıda) home-made bread
evde yapılmak üzere verilen iş
homework
evde yapılmış
homemade
evde yaşlı bakım
nursing of old persons at home
evde yaşlı bakım kursu
course for nursing at home
evde çıkarılan içki
home brew
ev
{i} place
ev
residence
ev
{s} domestic
ev
{i} housing
ev
(Argo) unit
ev
private house
ev
(Latin) domus
ev
(Bilgisayar) homeowner's
kız ve erkek öğrencilerin aynı evde yaşaması
female and male students living under one roof
kız ve erkek öğrencilerin aynı evde yaşaması
male and female students sharing accommodation
kız ve erkek öğrencinin aynı evde yaşaması
male and female students sharing accommodation
kız ve erkek öğrencinin aynı evde yaşaması
female and male students living under one roof
ev
roof
ev
domicile
ev
pad
ev
door
ev
dwelling place
ev
habitation
evde kalmak
be left on the shelf
ev
hause
ev
inhabitation
ev
dwelling house
ev
house, domicile, abode, habitation, place, dwelling; home; household, family; domestic
ev
accommodation unit
ev
house, commercial establishment
ev
crib
ev
house, home, dwelling
ev
hangout
ev
domicil
ev
household
ev
institution, house, home
ev
family, household
ev
club, center, social hall
ev
rooms
ev
settlement
ev
dwelling
ev
abode
ev
be abroad
gölde sırıklar üzerindeki evde yaşayan kimse
lake dweller
hep evde kalan kimse
home keeping
hep evde oturan
sedentary
sırça köşkte/evde oturan, komşusuna taş atmamalı
(Atasözü) People who live in glass houses shouldn't throw stones
yardımseverlik evde yardımlaşmayla başlar
Charity begins at home
İngilizce - İngilizce

evde teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

eV
electronvolt, alternative spelling electron volt
eV
Electron volt
ev
the energy needed to move one electron through a potential of one volt
ev
TOP Exposure Value; A number that represents available combinations of shutter speed and aperture offering the same exposure effect when scene brightness remains the same Each EV number can be applied to various shutter speed and aperture combinations
ev
Extravehicular
ev
ALTERNATE MODE CAMPAIGN - Use of multiple pieces or methods as a marketing effort (posters, flyers, table tents, checkstuffers) to promote awareness of all alternate modes of travel Electronic methods must be documented (Single mode campaigns are under SC, VC, WB, WS )
ev
a unit of energy equal to the work done by an electron accelerated through a potential difference of 1 volt
ev
Short form term for an Electric Vehicle
ev
Electric Vehicle or Environmental Vehicle A vehicle powered by electricity or a fuel other than gasoline
ev
change of potential energy experienced by an electron moving from a place where the potential has a value of V to a place where it has a value of +1 volt (Physics)
ev
Earned Value
ev
Abbreviation for Electric Vehicle
ev
The basic unit of energy used in high energy physics It is the energy gained by one electron when it moves through a potential difference of one volt By definition an eV is equivalent to 1 6 x 10-19 joules This is a very small amount of energy and the more commonly used multiples are MeV (million eV), GeV (billion eV or giga-electronvolt) and TeV (trillion eV)
ev
An electrically powered vehicle Usually incorporating an electric motor powered by a massive battery pack, Evs are limited in their mileage range because of the limitations of present battery technology
ev
The energy gained by an electron which accelerates through a potential difference of one volt
ev
Vehicle powered by electric motor(s) rather than by an internal combustion engine Most common source of electricity is chemical storage batteries
Türkçe - Türkçe

evde teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

EV
(Osmanlı Dönemi) Şek, tahayyür, ibham, istisnâ, şart, teb'iz için kullanılan harf-i atıf. "yahut, veya, meğer ki, bel, belki ister" gibi kelimelerle türkçeye terceme edilebilir
Ev
ocak
Ev
(Hukuk) BEYT
Ev
dar
Ev
beyit
Ev
dar (IV)
ev
Arabalarda yük konulan yer
ev
(Osmanlı Dönemi) hâne
ev
Soy, nesil
ev
Yalnız bir ailenin oturabileceği biçimde yapılmış yapı
ev
Pozlandırma değeri
ev
Herhangi bir yerde toplumsal, kültürel, ekonomik yönlerden tanıtma görevini üstlenen veya belli alanlarda olan kişilerin toplanıp toplumsal ilişkilerini sürdürmelerini sağlayan kuruluş
ev
Bir kimsenin veya ailenin içinde yaşadığı yer, konut: "Ana oğul, yeni kiraladıkları eve bir pazar günü taşındılar."- N. Cumalı
ev
Aile
ev
Evin iç düzeni, eşyası vb. İçinde bir iş görülen veya bazen belirli bir amaçla kullanılan yer
ev
Aile. Soy, nesil
ev
Bir kimsenin veya ailenin içinde yaşadığı yer, konut
ev
Evin iç düzeni, eşyası vb
ev
Meridyenle ufkun yaptığı açının üçte biri
ev
İçinde bir iş görülen veya bazen belirli bir amaçla kullanılan yer
evde