eski

listen to the pronunciation of eski
Türkçe - İngilizce
old

Soccer is an old game. - Futbol eski bir oyundur.

Replace the old tires with new ones. - Eski tekerlekleri yenisiyle değiştir.

former

France's currency was the franc, and its symbol was ₣. While it is no longer used in France, francs are still in use in some former French colonies such as Guinea. - Fransa'nın para birimi franktı ve sembolü ₣ idi. Frank Fransa'da artık kullanılmıyor ama Gine gibi bazı eski Fransız kolonilerinde hâlâ kullanılmaktadır.

The former Argentine currency was Austral. Its symbol was ₳. - Arjantin'in eski para birimi Austral'di. Sembolü ₳ idi.

past

My grandmother used to use her sewing machine a lot in the past. - Büyükannem eskiden dikiş makinesini çok kullanırdı.

People attach more importance to popular culture today than in the past. - İnsanlar günümüzde popüler kültüre eskisinden daha çok önem vermekte.

cut-and-dried
(Bilgisayar) out-of-date
by gone
corny
back

Although it was a long way back to the station, little by little the old wagon drew near. - İstasyona geri dönüş uzun bir yol olmasına rağmen, eski vagon yavaş yavaş yaklaştı.

This government is really putting the clock back. - Bu hükümet gerçekten eskiye dönüş yapıyor.

older

Which is older, this book or that one? - Hangisi daha eskidir, bu kitap mı yoksa şu mu?

Which book is older, this one or that one? - Hangi kitap daha eskidir, bu mu yoksa şu mu?

(Askeri) predecessor
old-fashioned

The lady persisted in wearing such an old-fashioned shirt. - Bayan böyle eski moda bir gömlek giymekte ısrar etti.

My daughter tells me I'm old-fashioned because I don't use a cellphone. - Kızım eski kafalı olduğumu söyler çünkü cep telefonu kullanmam.

dated
chronic
of yore

Whom the gods love die young, was said of yore. - Tanrıların sevdikleri genç ölür, denirmiş eskiden.

Whom the gods love die young, was said of yore. - Tanrıların sevdiği insan genç ölür, demiş eskiler.

ci-devant
shabby

Tom's clothes were shabby. - Tom'un giysileri eskimişti.

He is mixed up with something shabby. - Eski püskü bazı şeylerle karıştırdı.

(Dilbilim) given

Maybe I shouldn't have given Tom my old bicycle. - Belki Tom'a eski bisikletimi vermemeliydim.

I should've given Tom my old trombone. - Ben eski trombonumu Tom'a vermeliydim.

ex-service
ex-

Tom is Mary's ex-boyfriend. - Tom Mary'nin eski erkek arkadaşı.

Tom is Mary's ex-husband. - Tom Mary'nin eski kocasıdır.

outmoded
passee
disuse
preconceived
decrepit
anterior
outdated

We’ve all heard of outdated laws that remain on the books from earlier times, many of which are good for a few laughs. - Hepimiz eski zamanlardan kitaplarda kalan eski yasaları duyduk, bunların çoğu birkaç kahkaha için iyidir.

worn-out

Now that we've bought new furniture for the room, why not throw away this old, worn-out furniture? - Madem ki oda için yeni mobilya aldık,neden bu eski, yıpranmış mobilyayı atmıyoruz?

(Bilgisayar) from

He still writes novels from time to time, but not as often as he used to. - O hâlâ zaman zaman romanlar yazar fakat eskisi kadar sık değil.

Modern cars differ from the early ones in many ways. - Modern arabalar birçok yönden eski olanlardan farklıdır.

old-timer
(Gıda) aged

If it's not from Scotland and it hasn't been aged at least twelve years, then it isn't whisky. - Eğer İskoçya'dan gelmiyorsa ve en az on iki yıl eskitilmediyse o zaman o, viski değildir.

fusty
paleo-
of old

There are a lot of old cities in Italy. Rome and Venice, for example. - İtalya'da birçok eski kent vardır. Örneğin Roma ve Venedik.

Tom showed me his collection of old coins. - Tom bana eski para kolleksiyonunu gösterdi.

obsolete

Your computer is obsolete. You need to buy a new one. - Bilgisayarınız eskimiş. Yeni bir tane almalısınız.

This is an obsolete usage. - Bu eski bir kullanımdır.

olden

But where are the snows of olden days? - Ama eski günlerin karları nerede?

ancient; early
ex
passe

The former president of South Africa has passed away. - Güney Afrika'nın eski devlet başkanı vefat etti.

out of date

This old book is quite out of date. - Bu eski kitap oldukça demode.

old, ancient
cut and dried
erstwhile
vet
earlier

He came a little earlier than he used to. - Eskisinden biraz daha erken geldi.

Tom now has to get up much earlier than he used to. - Tom şimdi eskisinden çok daha erken kalkmak zorunda.

old-time
quondam
old timer
late

Sooner or later, we'll have to buy a new TV since the TV we have now is a very old model. - Er ya da geç, şu an sahip olduğumuz TV çok eski bir model olduğu için yeni bir televizyon almak zorunda kalacağız.

I have a hard time seeing the logic of this latest decision of his. He just isn't as sharp as he used to be. - Onun bu son kararının mantığını anlamada sıkıntı çekiyorum. O eskisi kadar zeki değil.

of long standing
onetime
old, bygone; ancient; former, veteran, ex, late, onetime, previous; obsolete, obsolescent; archaic, dated; old-fashioned, antiquated, out of date, outmoded, dated, corny; worn-out, shabby; secondhand, used; back
prior

Tom has no prior criminal record. - Tom'un eski suç kaydı yok.

former, ex-; veteran
sometime

In Japan, we still sometimes see someone use an abacus, but not as often as we used to. - Japonya'da hala bazen birinin abaküs kullandığını görüyoruz, ancak eskisi kadar sık değil.

Sometimes Tom came to meet his old friends. - Bazen Tom eski dostlarıyla görüşmeye geliyordu.

past events, what went before
previous

He didn't give us his previous employment record. - O bize eski iş kaydını vermedi.

disused
old, worn-out; secondhand
archaic
veteran
immemorial

Students have complained about homework assignments since time immemorial. - Öğrenciler çok eski zamanlardan beri ev ödevleri hakkında yakınıyorlar.

bygone

I'm willing to let bygones be bygones. - Eski defterleri kapatmaya hazırım.

trite
vintage

Is this a vintage car? - Bu eski model bir araba mı?

I bought it at the vintage clothing store. - Onu eski giysi dükkanından aldım.

{i} restoration

Laser rays are used in the restoration of ancient works. - Lazer ışınları eski eserlerin restorasyonunda kullanılmaktadır.

{s} ancient

Tom is studying the ancient civilizations of the Mediterranean. - Tom Akdenizin eski medeniyetlerinin öğrenimini görüyor.

The ancient Greeks knew as much about the solar system as we do. - Eski Yunanlar güneş sistemi hakkında bizim bildiğimiz kadar çok şey biliyorlardı.

unto
antiquated

I prefer antiquated models. - Eski modelleri tercih ederim.

shot
used

France's currency was the franc, and its symbol was ₣. While it is no longer used in France, francs are still in use in some former French colonies such as Guinea. - Fransa'nın para birimi franktı ve sembolü ₣ idi. Frank Fransa'da artık kullanılmıyor ama Gine gibi bazı eski Fransız kolonilerinde hâlâ kullanılmaktadır.

She is no longer what she used to be. - O artık eskisi gibi değil.

eski kurt
veteran
eski püskü
tatty
eski püskü
ragged
eski püskü
shabby

The shabby compartment remained vacant. - Eski püskü kompartıman boş kaldı.

He is mixed up with something shabby. - Eski püskü bazı şeylerle karıştırdı.

eski zamanlar
old

Tom and Mary wanted to talk about old times. - Tom ve Mary eski zamanlar hakkında konuşmak istediler.

Let's get together and talk about old times. - Buluşalım ve eski zamanlardan bahsedelim.

eski görevine vermek
reinstate
eski haline dönmek
revert
eski kafalı
fuddy-duddy
eski püskü
threadbare
eski uygarlık
antiquity
eski (teknoloji/makine vb)
outmoded
eski para ve tartı sistemi
talent
Eski Roma Alfabesi
Ancient Roman Alphabet
Eski çamlar bardak oldu
(Atasözü) - Other times, other ways.- Let bygones be bygones
eski bir ağırlık ölçüsü birimi
A unit of measure of weight in the former
eski bir rus parası
A former Russian currency
eski
Ex spouse, ex wife or ex husband
eski eşya
older articles
eski japonya'da tüccar sınıfı
the old merchant class in Japan
eski kaşar
aged kasseri
eski kaşar peyniri
aged kasseri
eski yapılar, eski eserler
old buildings, ancient monuments
eski yunan
Ancient Greek
eski zağra
Stara Zagora
eski çağ
ancient period
eski çağlar
antiquity
eskiden olduğu gibi, eski tarzda
as before, the old style
eski hamam eski tas
the same old thing
eski hamam eski tas
(Konuşma Dili) Nothing has changed; it's business as usual
eski tas eski hamam
the same old story
eski zaman
past
eski püskü
seedy
eski türkçe
old turkish
eski hükümlü
convicted previously
eski püskü
moth-eaten
eski püskü
tattered
eski zaman
yore
eski zaman
lang syne
eski eser
antiquarianism
eski sevgili
ex love

his ex lover ilsa.

eski zaman
in ancient time
eski zaman
former time
eski dost
old boy
eski dost
old crony
eski dost
old friend

They're very old friends. - Onlar çok eski dostlar.

Tom said you're old friends. - Tom sizin eski dost olduğunuzu söyledi.

eski dost
old bean
eski eser
{i} relic
eski püskü
shabby, ragged, worn-out, threadbare, tattered, tatty
eski püskü
worn out
eski püskü
old and battered-looking, shabby
eski püskü
moth eaten
eski sevgili
(deyim) an old flame
eski sevgili
old flame
eski usul
primitive
eski usul
old style
eski zaman
old time
eski zaman
old-time
eski zaman
antiquity
eski zaman
yesteryear
eski zaman
langsyne
eski zaman
paleo
eskiler
old goods
eskiler
the old

I can't understand why people are frightened of new ideas. I'm frightened of the old ones. - İnsanların yeni fikirlerden neden korktuklarını anlayamıyorum. Ben eskilerinden korkarım.

We need to hire new workers, the old ones have been fired. - Yeni işçiler istihdam etmemiz gerekiyor, eskiler kovuldu.

eskiler
{i} tot
eskiler
ancients
eskiler
old things
eskiler
the ancients
Türkçe - Türkçe
Çok kullanmaktan yıpranmış, harap olmuş (şey)
Geçerli olmayan
Herhangi bir görevden düştüğü veya durumunu yitirdiği için bir kimsenin eski saygınlığının kalmadığı durumlarda kullanılır
Herhangi bir görevden düştüğü veya durumunu yitirdiği için bir kimsenin eski saygınlığının kalmadığını bildirir
Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan: "Ey benim eski duygularım, eski düşüncelerim
Geçmiş çağlardaki
Mesleğinde uzmanlaşmış, deneyimi olan
Neden böyle uzaksınız benden?"- N. Ataç. Çok kullanmaktan yıpranmış, harap olmuş şey: "Ben babamın eskilerinden uydurma şeylerle giyiniyordum."- H. Z. Uşaklıgil. Önceki, sabık: "Anlatışına bakılırsa, eski kâtibe, şimdi fevkalade şık giyiniyormuş."- H. Taner
Geçmiş çağlardaki: "Kendimi eski zamanların eski bir gecesinde gayet geç bir saatte sokakta dolaşıyorum sanıyordum."- R. N. Güntekin
Önceki, sabık
Mesleğinde uzmanlaşmış, tecrübesi olan
Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan
Geçerli olmayan: "Bugün mekteplerimiz artık o eski mektepler değildir."- R. N. Güntekin
Herhangi bir meslekte uzun süreden beri çalışmış olan
(Osmanlı Dönemi) BASTÂN
ezeli
(Osmanlı Dönemi) ÂTIK
eski zağra
(Coğrafya) Eski Zağara (Bulgarca: Стара Загора, Stara Zagora), Güney Bulgaristan'da bulunur. Bölgesinin ekonomi merkezi olmasının yanında en büyük ve en modern Bulgar şehirlerinden birisidir. Eski Zağra ilinde bulunur
Eski dost
kadim dost
Eski zaman
(Osmanlı Dönemi) KADÎM
eski püskü
Çok eski; iyice eski (şeyler)
eskiler
Eski çağ insanları, eski kuşaklar, bizden önce yaşayanlar: "Eskiler arasında beni en çok Fuzuli duygulandırırdı."- S. Birsel
eskiler
Eski eşya