birleşme

listen to the pronunciation of birleşme
Turkish - English
merger

I'm concerned about this merger. - Bu birleşme konusunda kaygılıyım.

The office has been topsy-turvy since the merger upset everything. - Birleşme her şeyi bozduğundan beri ofis altüst oldu.

union

Berlin is a symbol of union between East and West. - Berlin, Doğu ve Batı arasındaki birleşmenin sembolüdür.

joining
association
cohesion
juncture
accord
concrescence
incorporation
(Hukuk) merger, unification
sexual union, copulation, coitus, coupling
concretion
integration
agreement, agreeing
reunion
joining, meeting (in a specified place)
chem. combination; association
alliance
union; combination, coalescence; association, alliance; junction, fusion; unification; coalition; merger; conjunction; (cinsel) sexual intercourse, intercourse, coitus
coalescence
conjugation
joinder
hookup
copulation
coalition
union, joining, jointure, junction, juncture; conjunction; merger; coalescence; joining with
fusion
meeting
unification

Berlin is a symbol of unification between the East and the West. - Berlin, Doğu ile Batı arasındaki birleşmenin bir sembolüdür.

conjunction
mixture
(Ticaret) absorption
(Askeri) link up
confluence

Koblenz lies on the confluence of the Rhine and Moselle rivers. - Koblenz, Ren ve Moselle Nehirlerinin birleşme noktasında bulunur

adhesion
splice
combination
{i} merging
consolidation
intercombination
conflux
bond
mergence
mating
entegration
junction
unity
intercourse
assemblage
affiliation
{i} marriage
zygosis
amalgamation
(Nükleer Bilimler) recombination
agglutination
birleşme yeri
joint
birleşme yeri
junction
birleşmek
merge
birleşmek
unite
birleşmek
combine
birleşme özelliği
Associative proverty
Birleşme Antlaşması
(Hukuk) Merger Treaty (1967)
birleşme değeri
Valency
birleşme değeri
valence
birleşme değeri chem
valence
birleşme eğilimi
affinity
birleşme noktası
join
birleşme noktası
commissure
birleşme yeri
fillet
birleşmek
{f} join
birleşmek
{f} agree
birleşmek
{f} fasten
birleşmek
band
birleşmek
integrate
birleşmek
(deyim) join forces
birleşmek
fuse
birleşmek
conspire
birleşmek
connect
birleşmek
mesh
birleşmek
meet
birleşmek
ally to
birleşmek
grow
birleşmek
muck in
birleşmeler
(Ticaret) mergers

The firm has added 25 new associates to work on mergers and other deals. - Şirket birleşmeler ve diğer fırsatlar üzerinde çalışmak için 25 yeni ortak ekledi.

cinsel birleşme
(Argo) nookie
cinsel birleşme
sexual relationship
cinsel birleşme
(Argo) nooky
dikey birleşme
(Kanun,Ticaret) vertical integration
ekonomik birleşme
(Ticaret) economic integration
ekonomik birleşme
(Ticaret) economic union
(cinsel) birleşme
intercourse
birleş
coalesce
birleş
{f} joining

Collagen is a protein that aids the joining of tissues. - Kollajen, dokuların birleştirilmesine yardımcı olan bir proteindir.

birleş
ally
birleş
ally to
birleş
merge with
birleş
{f} united

Washington is the capital of the United States. - Washington, Amerika Birleşik Devletleri'nin başkentidir.

The United States borders Canada. - Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ile komşudur.

birleş
{f} merged

The twilight merged into darkness. - Alacakaranlık karanlıkla birleşti.

The Mitsubishi Bank merged with the Bank of Tokyo. - Mitsubishi Bank, Tokyo Bank ile birleşti.

birleş
muck in
birleş
{f} merging
birleşmek
fuze
birleşmek
cohere
birleşmek
affiliate
birleşmek
meld
birleşmek
ally
birleşmek
reunite
birleşmek
communicate
birleşmek
amalgamate
birleşmek
accrete
birleşmek
coalesce
birleşmek
bond
birleşmek
close
birleşmek
associate
birleşmek
band together
birleşmek
assemble
birleşmek
consolidate
birleşmek
unite with
birleşmek
roll into one
birleş
allied
birleş
coalesced
birleş
{f} mesh
birleş
consort
birleş
confederate
birleşmek
to unite; to join; to connect; to associate; to combine; to couple; to coalesce; to conjoin; to amalgamate; to merge; to incorporate; to band together; to confederate
birleşmek
conjugate
birleşmek
federate
birleşmek
converge
birleşmek
to join, meet (in a specified place)
birleşmek
congregate
birleşmek
to agree (with)
birleşmek
inosculate
birleşmek
ally oneself
birleşmek
conjoin
birleşmek
(Hukuk) to merge
birleşmek
to be joined together (by clasping, etc.)
birleşmek
chem. to combine (with); to associate (with)
birleşmek
gang
birleşmek
to come together in sexual union, copulate, engage in coitus, couple
birleşmek
confederate
birleşmek
couple
birleşmek
knit
birleşmek
incorporate
birleşmek
associate oneself
birleşmek
to unite, become united, join; to conjoin; to merge; to coalesce; to join with, unite with
birleşmek
be made one
birleşmek
affiliate#
birleşmek
{f} link
birleşmek
coalescent
birleşmek
marry
birleşmek
{f} weld
birleşmek
make one
birleşmek
knit up
cinsel birleşme
copulation
cinsel birleşme
coition
cinsel birleşme
coitus
cinsel birleşme
conversation
cinsel birleşme
sexual intercourse, intercourse, coitus, coition
cinsel birleşme ile ilgili
coital
ekonomik birleşme
(Hukuk) economic consolidation
ekonomik ve sosyal birleşme
(Hukuk) economic and social cohesion
hukuki birleşme
(Kanun) legal relation
kimyasal birleşme
(Kimya) chemical recombination
moleküler birleşme
molecular association
nükleer birleşme
nuclear fusion
uygun birleşme
(Hukuk) appropriate combination
uygunsuz birleşme
mismatching
yeniden birleşme
reunification
Turkish - Turkish
Birleşmek işi
Birleşmek işi: "Birleşme aşkın mezarıdır, iftirasını nasıl yalana çıkardıklarını anlatıyordum."- Ö. Seyfettin
(Osmanlı Dönemi) ÇÂLİŞ
birleşme değeri
Basit bir cismin bir atomu ile birleşebilecek olan hidrojen atomlarının en yüksek miktarı
Birleşmek
ittihat etmek
Birleşmek
kaynaşmak
birleşmek
Uyuşmak, aynı görüşte olmak
birleşmek
Buluşmak, bir araya gelmek
birleşmek
Aynı amaç çevresinde toplanmak: "Küçükten, sessizden; yazıcısı, aktörü, ressamı birleşerek candan bir Türk tiyatrosu kurulabilir miydi, acaba?"- S. F. Abasıyanık
birleşmek
Ayrı iken tek bir bütün durumuna gelmek
birleşmek
Cinsel ilişkide bulunmak
birleşmek
Buluşmak, bir araya gelmek: "Bazen ikisi, üçü birleşince ne ateşli münakaşalara dalıyorlar."- A. Ş. Hisar
birleşmek
Aynı amaç çevresinde toplanmak
birleşme
Favorites