yeterli

listen to the pronunciation of yeterli
Türkisch - Englisch
adequate

The pay is not adequate for a family of six. - Maaş altı kişilik bir aile için yeterli değildir.

No definition of poetry is adequate unless it be poetry itself. - Onun kendisi şiir olmadıkça, şiirle ilgili hiçbir tanım yeterli değildir.

sufficient

Being careful and diligent is necessary, but not sufficient for passing this course. - Dikkatli ve çalışkan olmak gereklidir, fakat bu kursu geçmek için yeterli değildir.

My explanation was not sufficient. - Açıklamam yeterli değildi.

enough

If I had enough money, I would buy that nice car. - Yeterli param olsa,o hoş arabayı alırım.

Does Tom earn enough money to live in the city? - Tom şehirde yaşamak için yeterli para kazanıyor mu?

adequately
proficient

He is proficient in English. - O, İngilizcede yeterlidir.

She is proficient in both Spanish and Italian. - O hem İspanyolcada hem de İtalyancada yeterli.

enow
sufficiently
par

In many parts of the world, there is not enough food to meet everyone's needs. - Dünyanın pek çok yerinde, herkesin ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli yiyecek yoktur.

Do you think your parents spent enough time with you when you were in your teens? - Onlu yaşlarındayken ebeveynlerinin seninle birlikte yeterli zaman harcadıklarını düşünüyor musun?

bonny
up to

I am not feeling quite up to par. - Oldukça yeterli olduğumu hissetmiyorum.

I ought to have enough money saved up to buy a car by Christmas. - Noele kadar bir araba almak için yeterli para biriktirmeliydim.

spitting
due
ample

Ten million yen will be ample for the project. - On milyon yen proje için yeterli olacaktır.

competence

I'm not questioning your competence. - Ben senin yeterliliğini sorgulamıyorum.

fit
snug
qualified
competent
sufficient, adequate, enough; competent, qualified
suited
efficacious
moderate
phr
(Hukuk) adequate, sufficient
that will do
working

I'm working like crazy to make sure I have enough time. - Yeterli zamanım olduğundan emin olmak için deli gibi çalışıyorum.

efficient
equal

He is not equal to the task. - O, görev için yeterli değildir.

satisfactory
adequate, sufficiently qualified (to do a job)
effectual
satisfying
enough, sufficient, adequate
decent

Tom has a very decent salary. - Tom'un çok yeterli maaşı var.

If you want your workers to be happy, you need to pay them a decent wage. - Çalışanlarınızın mutlu olmasını istiyorsanız, onlara yeterli bir ücret ödemelisiniz.

(İnşaat) sufficent
fairly
be sufficient
quite enough
yeterli miktar
enough

Markku and Liisa had just enough to keep the wolf from the door. - Markku ve Liisa kıt kanaat geçinecek kadar yeterli miktara sahipti.

It's more than enough. - Bu, yeterli miktardan daha fazla

yeterli olmayan
(Tıp) insufficient
yeterli beslememek
undernourish
yeterli derecede
adequately
yeterli değil
not enough

It's not enough to know only one language. - Sadece bir dil bilmek yeterli değildir.

High school is not enough. - Lise yeterli değildir.

yeterli değil
insufficient
yeterli değil
inadequate
yeterli düzeyde
sufficiently
yeterli düzeyde
adequately
yeterli kadar
adequately
yeterli kadar
sufficient
yeterli kadar
sufficiently
yeterli koşul
(Matematik,Teknik) sufficient condition
yeterli kılmak
qualify
yeterli miktarda
sufficiently
yeterli olan
jake
yeterli olarak
adequately
yeterli olma
sufficiency
yeterli olmak
be sufficient
yeterli olmak
qualify
yeterli olmamak
fall short of
yeterli olmamak
fall short
yeterli seviyede olmayan
unequal
yeterli şekilde
adequately
yeterli şekilde
sufficiently
yeterli şey
sufficiency
yeterli bulmak
Find something sufficient, find something enough
yeterli bilgi
working knowledge
yeterli bilgiye sahip olma
literateness
yeterli bir şekilde
capably
yeterli bulmak
find enough
yeterli bulmak
find adequate
yeterli bulmak
find it sufficient
yeterli darbe
(Elektrik, Elektronik,Teknik) enabling pulse
yeterli dayanım
adequate strength
yeterli derecede
sufficiently
yeterli derecede sermaye temin etmek
(Hukuk) provide sufficient funding
yeterli değil
That won't do
yeterli etken
(Tıp) sufficient cause
yeterli gelmek
stretch
yeterli görmek
find it sufficient
yeterli görmek
find adequate
yeterli görmek
find enough
yeterli gıdayı vermemek
underfeed
yeterli hale getirmek
qualify
yeterli istatistik
sufficient statistic
yeterli kalite
sufficient
yeterli kalitede
in adequate quality
yeterli kanıt
satisfactory evidence
yeterli kanıt
direct evidence
yeterli kazanma şans
(Konuşma Dili) sporting chance
yeterli miktar
sufficiency
yeterli miktar para
a sufficiency of money
yeterli miktarda bulunmak
have enough amount
yeterli miktarda bulunmak
have sufficient amount
yeterli miktarda temin edilen
well-supplied
yeterli niteliklere sahip olma
have the necessary qualifications
yeterli olarak
efficiently
yeterli olma güdüsü
competence motivation
yeterli olmak
suffice
yeterli olmak
hold out
yeterli olmak
get along
yeterli olmama
obviation
yeterli olmayan tedbirler
half measures
yeterli personeli olmayan
understaffed
yeterli personeli olmayan
short-staffed
yeterli sayı olmadığından oturuma son vermek
count out
yeterli sebep
(Pisikoloji, Ruhbilim) sufficient reason
yeterli süre
(Hukuk) sufficient time
yeterli tedavi analizi
(Pisikoloji, Ruhbilim) adequate treatment analysis
yeterli uyarı zamanı
(Havacılık) adequate warning time
yeterli vasıfları taşımak
be qualified to do smth
yeterli çoğunluk
working majority
yeterli çoğunluk mevcut olan
quorate
yeterli örneklem
(Pisikoloji, Ruhbilim) adequate sample
kendi kendine yeterli
(Askeri) self-contained
yeterli olmak
pass muster
yeterli olmak
serve
yeterli olmak
answer
yeterli olmak
measure up
yeterli olmak
do
görevini yapacak yeterli gücü olmayan
sufficient power to act without
yeterli olmak
be quite enough
adayların yeterli oyu sağlayamaması
run off vote
kendi kendine yeterli
self-reliant and self-sufficient
kendi kendine yeterli olma
(Ticaret) self-sufficiency
Türkisch - Türkisch
Bir işi yapma gücünü sağlayan özel bilgisi olan, kifayetli, ehliyetli, ehil
Bir görevi, işlevi yerine getirmek gücü olan, etkisi olan
İhtiyaçlara cevap veren, ihtiyaçları karşılayan
Bir görevi, işlevi yerine getirmek gücü olan, etkisi olan. İhtiyaçlara cevap veren, ihtiyaçları karşılayan: "Yeterli çadırları var mı?"- M. Yesarî
kifayetli
(Osmanlı Dönemi) kâfi
yeterli beslenme
Vücudun yaşaması ve çalışmasını sürdürebilmesi için gerekli enerjinin karbon hidrat, yağ ve proteinlerden sağlanması işi
yeterli
Favoriten