yararsız

listen to the pronunciation of yararsız
Türkisch - Englisch
{s} useless

All my efforts turned out to be useless. - Tüm çabalarımın yararsız olduğu ortaya çıktı.

Freedom is useless unless you use it. - Onu kullanmadığın sürece özgürlük yararsızdır.

invalid
inexpedient
useless, of no use
bootless
otiose
useless, unprofitable, pointless faydasız, nafile
no good
profitless
footless
unobliging
pointless

She thinks her job is pointless. - O, işinin yararsız olduğunu düşünüyor.

We realized it was pointless. - Bunun yararsız olduğunu fark ettik.

of no avail
gainless
unserviceable
barren
idle
unprofitable
vain
hopeless
inutile
try in vain
empty
it's no use
yarar
profit

I hope the interview would be of profit. - Umarım mülakat yararlı olur.

She profited from her stay in London and considerably improved her English. - O, Londra'da kalmaktan yararlandı ve İngilizcesini büyük ölçüde geliştirdi.

yarar
advantage

He took advantage of the opportunity to visit the museum. - O,müzeyi ziyaret etme fırsatından yararlandı.

It would be to your advantage to prepare questions in advance. - Soruları önceden hazırlamak senin yararına olur.

yarar
benefit

He's not my boyfriend, it's just platonic love with benefits! - O, benim erkek arkadaşım değil, sadece yararı olan platonik aşk.

You will benefit by a trip abroad. - Yurt dışında bir gezi size yarar sağlayacaktır.

yararsız diye çıkarmak
weed out
yaşlı ve yararsız hastabakıcı
gamp
yarar
utility

Their furniture was chosen for utility rather than style. - Onların mobilyaları, tarz yerine yarar için seçildi.

yarar
{i} use

This site is quite useful. - Bu site oldukça yararlı.

Properly used, certain poisons will prove beneficial. - Uygun şekilde kullanılırsa, belirli zehirler yararlı olacaktır.

yarar
gain

We're gonna make sure that no one is taking advantage of the American people for their own short-term gain. - Biz hiç kimsenin kendi kısa vadeli kazançları için Amerikan halkından yararlanmadıklarından emin olacağız.

yarar
point

We realized it was pointless. - Bunun yararsız olduğunu fark ettik.

I told you it wasn't pointless. - Sana bunun yararsız olmadığını söyledim.

yarar
useful

This site is quite useful. - Bu site oldukça yararlı.

That's not a useful piece of information. - O, yararlı bir bilgi parçası değil.

yarar
good

Your success will largely depend upon how you will make good use of your opportunity. - Sizin başarınız büyük ölçüde fırsatınızdan nasıl yararlanacağınıza bağlıdır.

Eating fish is good for your health. - Balık yemek sağlığın için yararlıdır.

yarar
usefulness

Usefulness must be combined with pleasantness. - Yararlılık keyif ile birleştirilmelidir.

yarar
interest

We are working in the interest of peace. - Biz barış yararına çalışıyoruz.

This book isn't just interesting, but also useful. - Bu kitap sadece ilginç değil, aynı zamanda yararlı.

yarar
expediency
yarar
virtue
yarar
(Biyokimya) availment
yarar
(Ticaret) boor
yarar
behoof
yarar
service
yarar
serviceability
yarar
{i} convenience

I urged Keiko to stop using people for her own convenience. - Kendi yararı için insanları kullanmayı bırakması için Keiko'ya baskı yaptım.

The public convenience should be respected. - Kamu yararına saygı duyulmalıdır.

yarar
benefıt
yarar
(Hukuk) interest, benefit, advantage
yarar
stead
yarar
grist to the mill
yarar
account
yarar
avail

Is there any help available? - İşe yarar bir yardım var mı?

I availed myself of this favorable opportunity. - Bu olumlu fırsattan yararlandım.

yarar
useful, serviceable; use, service; advantage, benefit, profit, interest
yarar
benefit, profit; advantage
yarar
efficacy
yarar
serviceable
yarar
(someone, something) who/which is useful to (someone); who/which is good for, who/which serves the purpose of
yararsız
Favoriten