tedbirli

listen to the pronunciation of tedbirli
Türkisch - Englisch
{s} cautious

I'm trying to be cautious. - Ben tedbirli olmaya çalışıyorum.

We're being cautious. - Biz tedbirli davranıyoruz.

{s} prudent

A miser hoards money not because he is prudent but because he is greedy. - Bir cimri tedbirli olduğu için değil fakat açgözlü olduğu için para biriktirir.

You should have been more prudent. - Daha tedbirli olmalıydın.

careful
fail-proof
vigilant
precautious
hooly
argus
tactical
prudential
deliberate
guarded
forethoughtedly, providently; prudently
circumspect, chary, prudent, cautious
wary

Mary is wary of strangers. - Mary yabancılara karşı tedbirli.

forethoughtful
advised
politic
deliberative
circumspect
canny
discreet
well-advised
Fabian
fail proof
fail-safe
forethoughted, provident; prudent
cagey
precautionary
fail safe
sparing
precautional
chary
gingerly
judicious
forehanded
well advised
failsafe
providencs
tedbir
measure

Greece is taking radical measures to prevent a collapse of its financial system. - Yunanistan mali sisteminin çökmesini önlemek için radikal tedbirler alıyor.

Tom opposed the measure. - Tom tedbire karşı çıktı.

tedbir
(Hukuk) precaution

It was a wise precaution. - O akıllıca bir tedbirdi.

Every precaution has been taken. - Bütün tedbirler alındı.

tedbirli olmak
guard
tedbirli olmak
be prudent
tedbirli davranmak
Do something gingerly
tedbirli davranmak
Do something with caution, do something with care
tedbirli davranmak
to cautious
tedbirli bir biçimde
forethoughtfully
tedbirli bir şekilde
warily
tedbirli bir şekilde
forehandedly
tedbirli bir şekilde
tactically
tedbirli bir şekilde
vigilantly
tedbirli insan kuralı
(Ticaret) prudent man rule
tedbirli karakol süresi
(Askeri) prudent limit of patrol
tedbirli kimse
hedger
tedbirli olma
deliberation
tedbirli olmak
hold back
tedbirli uçuş sahası
(Askeri) airspace caution area
tedbirli yakma
advance burn
tedbirli yatırım
(Ticaret) prudent investment
tedbirli şekilde
providently
tedbir
{i} discretion

I appreciate your discretion. - Tedbirini takdir ediyorum.

tedbir
caution
tedbir
{i} Providence
tedbir
cautiousness
tedbir
prophylactic
tedbir
(Ticaret) device
tedbir
(Ticaret) measures

Greece is taking radical measures to prevent a collapse of its financial system. - Yunanistan mali sisteminin çökmesini önlemek için radikal tedbirler alıyor.

Preventive measures are much more effective than the actual treatment. - Önleyici tedbirler gerçek tedaviden çok daha etkilidir.

tedbir
diligence
tedbir
circumspection
tedbir
step

I would have to take precautionary steps to keep him out. - Onu içeriye sokmamak için, ihtiyati tedbirler almak zorunda kaldım.

We have to take steps to prevent air pollution. - Hava kirliliğini önlemek için tedbirler almalıyız.

tedbir
discreetness
tedbir
shift
Tedbir
(Tıp) manoeuver, maneuver
tedbir
sparingness
tedbir
foresight
tedbir
policy
tedbir
forethought
tedbir
protection
tedbir
precaution, measure önlem
tedbir
expedient
tedbir
maneuver
tedbir
hedge
Türkisch - Türkisch
Önceden hazırlıklı davranan, önlemini zamanında alan, müdebbir: "Terbiyeli, tedbirli, ağzı sıkı, aklı başında bir hizmetçi arıyorlar."- H. R. Gürpınar
Hazırlıklı bir biçimde, önceden düşünerek
Hazırlıklı bir biçimde, önceden düşünerek: "Mektubunu yazı makinesinde yazarak ihtiyatlı ve tedbirli hareket etmeyi unutmamış."- R. H. Karay
Önceden hazırlıklı davranan, önlemini zamanında alan, müdebbir
(Hukuk) MÜDEBBİR
TEDBİR
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyi te'min edecek veya def' edecek yol
TEDBİR
(Osmanlı Dönemi) Cenab-ı Hakk'ın Hakîm ismine uygun hareket, riayet
TEDBİR
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyde muvaffakiyet için lâzım gelen hazırlık
tedbir
Önlem

Biz her önlemi aldık. - Biz her tedbiri aldık.

Kongre önlemi onaylamadı. - Kongre tedbiri tasdik etmedi.

tedbir
Hazırlık: "Amma ki, töre değiştirmek çok tedbir ve çok düşünce ister."- T. Buğra
tedbir
(Osmanlı Dönemi) bir şeyi temin edecek veya def edecek yol, idâre etme; maksada uygun olarak işi yürütme, kararlaştırma
tedbirli
Favoriten