taşıyan

listen to the pronunciation of taşıyan
Türkisch - Englisch
{i} bearer
bearing

Moses came down from the mountain bearing divine commandments. - Musa ilahi emirleri taşıyan dağdan indi.

bringer
conveyor

This sushi restaurant has a conveyor belt that carries sushi. - Bu suşi restoranının suşi taşıyan bir konveyör bantı var.

carrier
holder
{i} carrying

Tom is the only one carrying an umbrella. - Tom şemsiye taşıyan tek kişiydi.

I saw a soldier carrying a flamethrower. - Alev makinesi taşıyan bir asker gördüm.

deferent
conveying
ferous
tabutu taşıyan kimse
pallbearer
hayati önem taşıyan
vital

It's a matter of vital importance. - Bu hayati önem taşıyan bir konu.

taşı
{f} bear

Will the ice bear our weight? - Buz bizim ağırlığını taşıyabilecek mi?

Americans have the right to bear arms. - Amerikalılar silah taşıma hakkına sahiptir.

kalıtımsal özellik taşıyan gen
factor
taşı
convey

Buses, trains and planes convey passengers. - Otobüs, tren ve uçaklar yolcu taşırlar.

The pipe conveys water from the lake to the factory. - Boru, gölden fabrikaya su taşır.

kendini taşıyan
(İnşaat) self-supporting
kendini taşıyan
self supporting
sedye taşıyan kimse
stretcher-bearer
sorumluluk taşıyan
dutiful
taşı
(Bilgisayar) move of
taşı
(Bilgisayar) move

The family moved from their native Germany to Chicago around the year 1830. - Yaklaşık 1830 yılında, aile anayurdu Almanya'dan Şikago'ya taşındı.

Few elephants would volunteer to move to Europe. - Birkaç fil Avrupa'ya taşınmak için gönüllü olurdu.

taşı
(Bilgisayar) move to

If you want to really improve your French, you should move to a country where it's spoken. - Fransızcanı gerçekten geliştirmek istiyorsan, konuşulduğu bir ülkeye taşınmalısın.

Few elephants would volunteer to move to Europe. - Birkaç fil Avrupa'ya taşınmak için gönüllü olurdu.

taşı
carry

We got him to carry our bag. - Ona çantamızı taşıttık.

I helped carry those bags. - Şu çantaları taşımaya yardım ettim.

taşı
{f} carrying

Tom is carrying a violin under his arm. - Tom kolunun altında keman taşıyor.

She was carrying the baby on her back. - Bebeği sırtında taşıyordu.

taşı
bring in through
taşı
{f} transfer

The office has been transferred up to the sixth floor. - Ofis altıncı kata taşındı.

He transferred his office to Osaka. - Ofisini Osaka'ya taşıdı.

taşı
{f} transferred

The office has been transferred up to the sixth floor. - Ofis altıncı kata taşındı.

He transferred his office to Osaka. - Ofisini Osaka'ya taşıdı.

taşı
transport by
taşı
brought in through
taşı
{f} tote
ağırlık taşıyan
weight-bearing
anlam taşıyan
(Bilgisayar) significand
asker taşıyan araç
troop carrying vehicle
asker taşıyan araç
troop carrier
bal taşıyan
melliferous
buhurdan taşıyan
thurifier
dil özelliklerini taşıyan
idiomatic
dük ünvanı taşıyan
ducal
elbisenin eteğini taşıyan kimse
trainbearer
golf takımlarını taşıyan araba
caddy cart
golf takımlarını taşıyan araba
caddie cart
golf takımlarını taşıyan yardımcı
caddy
golf takımlarını taşıyan yardımcı
caddie
hastalığı vücudun başka bir bölümüne taşıyan ilaç
revulsive
hayati önem taşıyan
of vital importance
her iki cinsin özelliğini taşıyan
epicene
heykel niteliği taşıyan
sculptural
kendi ağırlığını taşıyan
self-supporting
nikâhta çiçek taşıyan kız
flower girl
otomobil taşıyan feribot
(Turizm) car ferry
polen taşıyan
(Botanik, Bitkibilim) pollinator
pozitif yük taşıyan element
electropositive element
sedye taşıyan hastabakıcı
stretcher bearer
taşı
ferry

Tom offered to ferry us across the river in his boat. - Tom bizi botuyla nehrin karşı tarafına taşımayı önerdi.

A ferry carrying hundreds of high school students sank in South Korea. - Yüzlerce lise öğrencisini taşıyan bir feribot Güney Kore'de battı.

taşı
carried

People carried their own weight then. - İnsanlar o zaman kendi ağırlığı taşıdı.

What is learned in the cradle is carried to the tomb. - Beşikte öğrenilen mezara kadar taşınır.

tohum taşıyan araç
seedcase
tren taşıyan feribot
ferry bridge
tören asasını taşıyan kimse
(brit.üniv.) bedel
tören asasını taşıyan kimse
bedell
tören asasını taşıyan kimse
(brit. üniv.) beadle
türünün özelliklerini taşıyan
true to type
valiz taşıyan görevli
bellboy
valiz taşıyan görevli
bellhop
yasal olarak kesinlik ve doğruluk taşıyan
(Hukuk) legally accurate
yolcu ve yük taşıyan uçak
(Havacılık) combination aircraft
yolcu ve yük taşıyan uçak
(Havacılık) mixed aircraft
yolcuları gemiden kıyıya taşıyan kayık
tender
zehir taşıyan
(Tıp) toxophorous
zehir taşıyan
(Tıp) toxophoric
zıpkın taşıyan
tridentiferous
taşıyan
Favoriten