You're allowed to do that.
- Onu yapmaya izinlisin.
Are we allowed to swim here?
- Burada yüzmek için izinli miyiz?
The policeman was off duty when he was shot to death.
- Polis vurularak öldürüldüğünde izinliydi.
I'll be off duty at noon on Saturday.
- Cumartesi öğleyin izinli olacağım.
I thought you were off duty today.
- Ben bugün izinli olduğunu düşündüm.
I'll be off duty at noon on Saturday.
- Cumartesi öğleyin izinli olacağım.
He likes to relax at home with his family when he is on leave from the Air Force.
- O, hava kuvvetlerinden izinli iken ailesiyle birlikte evde dinlenmeyi sever.
He is planning to go home on leave.
- İzinli olarak eve gitmeyi planlıyor.
Tom is permitted to do that.
- Tom bunu yapmak için izinli.
She wanted my permission to use the telephone.
- Telefonu kullanabilmek için benden izin istedi.
Tom applied for a leave of absence.
- Tom izin için başvurdu.
Will you permit us to leave now?
- Şimdi gitmemize izin verir misin?
They were not permitted to cross into Canada.
- Onların Kanada'ya geçmeleri için izin verilmedi.
The teacher permitted the boy to go home.
- Öğretmen çocuğun eve gitmesine izin verdi.
I took a paid day off yesterday.
- Dün bir gün ücretli izin aldım.
Half the office took a day off.
- Ofisin yarısı izin aldı.
Circumstances do not permit me such a holiday.
- Koşullar bana böyle bir tatil izin vermez.
I am, by no means, allowed to become ill now, tomorrow is my holiday.
- Şimdi hiçbir şekilde hasta olmama izin verilmiyor. Yarın benim tatilim.
Why wouldn't you let me get a driver's license?
- Neden ehliyet almama izin vermedin?
Let me take a look at your driver's license.
- Ehliyetine bakmama izin ver.
If I'd known that it would come to this, I would have never consented.
- İşin buraya geleceğini bilseydim, izin vermezdim.
His mother will not consent to his going there alone.
- Annesi onun oraya yalnız gitmesine izin vermeyecek.
I think it's time for me to stop allowing her to always have her own way.
- Sanırım onun her zaman istediğini yapmasına izin vermeyi durdurmamın zamanıdır.
Tom has been allowing me to borrow his bicycle every Monday.
- Tom her pazartesi onun bisikletini ödünç almama izin veriyor.
You will be allowed to use this room tomorrow.
- Yarın bu odayı kullanmana izin verilecek.
After a heated discussion, a compromise was adopted. Smokers will be allowed to smoke in the smoking corner.
- Hararetli bir tartışmadan sonra,uzlaşma sağlandı.Sigara içme köşesinde sigara içenlerin sigara içmesine izin verilecek.
I'm on a paid vacation.
- Ben ücretli izindeyim.
Workers in France receive four weeks of paid vacation each year.
- Fransa'da işçiler her yıl dört haftalık ücretli izin alırlar.
I'm going to take my vacation in September rather than July.
- İzinimi temmuzda değil eylülde alacağım.
I'm on a paid vacation.
- Ben ücretli izindeyim.
Would you mind letting me see your passport?
- Pasaportunuzu görmeme izin verir misiniz?
Tom stepped aside to allow Mary to pass.
- Tom Mary'nin geçmesine izin vermek için kenara çekildi.
Would you excuse us for a second?
- Bize bir saniye izin verir misin?
Will you excuse me for just a moment?
- Biraz izin verir misiniz?
Most government workers are on furlough.
- Çoğu hükümet çalışanı izinde.
I will come, weather permitting.
- Hava izin verirse, gelirim.