gruplandırılıp

listen to the pronunciation of gruplandırılıp
Türkisch - Englisch
regrouped
grup
group

A group of militia saw him and began shooting. - Bir grup milis onu gördü ve ateş açmaya başladı.

A group of gangsters stole money. - Bir grup çete parayı çaldı.

grup
batch
grup
band

How does it feel to be the best band ever? - Gelmiş geçmiş en iyi grup olmak nasıl bir duygu?

The band are very excited about their upcoming tour. - Grup, gelecek turla ilgili çok heyecanlı.

grup
set

The band has just finished their first set. - Grup sadece ilk setini bitirdi.

grup
{i} gang

A group of gangsters stole the money. - Bir grup gangster parayı çaldı.

A group of gangsters stole money. - Bir grup çete parayı çaldı.

grup
{i} bunch

I thought a bunch of people would go water skiing with us, but absolutely no one else showed up. - Bir grup insanın bizimle birlikte su kayağına gideceğini düşünmüştüm. Fakat kesinlikle başka hiç kimse gelmedi.

Tom was hanging out with a bunch of other boys, most of them a bit older than him. - Tom diğer çocuklardan bir grup ile vakit geçiriyordu, onların çoğu ondan biraz daha yaşlıydı.

grup
series
grup
party

A party of scientists were on board with them. - Bir grup bilim adamı onlarla birlikte gemideydi.

The group was planning a bull session to talk about the upcoming party. - Grup, yaklaşmakta olan parti hakkında konuşmak için bir boğa oturumu planlıyordu.

grup
coterie
grup
(Bilgisayar) groupof
grup
team

The team was divided into smaller groups. - Ekip küçük gruplara ayrıldı.

grup
troop
grup
tribe
grup
(Çevre) cohort
grup
(Bilgisayar) grouping
grup
lot

We'll send the textbooks in three different lots. - Üç farklı grup halinde ders kitabı göndereceğiz.

There were a lot of great bands at the festival. - Festivalde bir sürü büyük gruplar vardı.

grup
section
grup
clique
grup
fellowship
grup
(Ticaret) bracket
grup
(Havacılık) battery
grup
(Bilgisayar) groups

They formed themselves in groups of five. - Onlar beşer kişilik gruplar oluşturdular.

He confessed in court that he was in touch with racist groups. - O, ırkçı gruplarla temas halinde olduğunu mahkemede itiraf etti.

grup
posse
grup
(Astronomi) reseau
grup
social group
grup
pocket
grup
bevy
grup
ingroup
grup
(Muzik) (Music) band
grup
{i} body
grup
crop
grup
{i} class

In the first years that Coca-Cola was produced, it contained cocaine. In 1914, cocaine was classified as a narcotic, after which they used caffeine instead of cocaine in the production of Coca-Cola. - Coca-Cola'nın üretildiği ilk yıllarda, o kokain içeriyordu. 1914'te, kokain bir uyuşturucu olarak gruplandırıldı ve sonra Coca-Cola'nın üretimi için kokain yerine kafein kullandılar.

Do you like to exercise alone or with a class? - Tek başına mı yoksa bir grupla birlikte mi egzersiz yapmayı seversin?

grup
knot
grup
{i} push
grup
contingent
grup
covey
grup
category
grup
ensemble
grup
fleet
grup
(Askeriye) group
grup
clan
grup
clutch
grup
ring
grup
group; band; party; troop
grup
{i} clump
Türkisch - Türkisch

Definition von gruplandırılıp im Türkisch Türkisch wörterbuch

Grup
(Hukuk) FRAKSİYON
Grup
saf
grup
Ortak özellikleri olan varlıklar, nesneler bütünü. Çeşitli sınıf veya birliklere bağlı elemanların, belirli bir taktik görevi gerçekleştirmek üzere, tek komutanın emri altında birleştirilmesinden oluşan kıta topluluğu
grup
Kategori
grup
Çeşitli sınıf veya birliklere bağlı elemanların, belirli bir taktik görevi gerçekleştirmek üzere, tek komutanın emri altında birleştirilmesinden oluşan kıta topluluğu
grup
Aynı yerde bulunan kimse ve nesneler bütünü, küme, öbek
grup
Küme: "Bir kadın grubu gözleri komutanın penceresine dikili duruyor."- H. E. Adıvar
grup
Görüşleri, çıkarları bir olan kimseler bütünü
grup
Ortak özellikleri olan varlıklar, nesneler bütünü
gruplandırılıp
Favoriten