fazlalık

listen to the pronunciation of fazlalık
Türkisch - Englisch
surplus
excess
more
margin
surplusage
overbalance
residuary
plus
glut
supernumerary
bulge
excess, surplus, superfluity
overage
de trop
super
excrescence
oversupply
superfluity
overplus
superfluities
redundancy
slack
(Biyoloji) redundant
interloper
runoff
exorbitance
excessiveness
spillover
{i} surfeit
redundance
{i} overflow
spilth
plethora
{i} outgrowth
fazla
much

I have too much homework today. - Bugün, çok fazla ödevim var.

You must not eat too much ice-cream and spaghetti. - Çok fazla dondurma ve spagetti yememelisin.

fazla
surplus

We have a surplus of food. - Bizim yiyecek fazlalığımız var.

That country has a trade surplus. It exports more than it imports. - O ülkenin ticaret fazlası var. O, ithalatından çok ihracat yapıyor.

fazla
over

It is not rare at all to live over ninety years. - Doksan yıldan fazla yaşamak hiç ender değildir.

This movement from rural to urban areas has been going on for over two hundred years. - Kırsaldan şehir bölgelerine yapılan bu taşınma iki yüzyıldan daha fazla bir süredir devam etmektedir.

fazlalık denetimi
redundancy check
fazlalık etmek
(for someone) to be extra, be one too many; to overcrowd a place
fazlalık karakter
redundant character
fazlalık kod
redundant code
fazla
too, heartily; too much, too many; spare, extra; excessive 5.superfluous; surplus
fazla
big

You have to risk big in order to win big. - Fazla kazanmak için fazla risk almak zorundasın.

That jacket is way too big for you. - O ceket sizin için çok fazla büyük.

fazla
{s} excessive

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

The government's expenditures are a bit excessive. - Hükümetin harcamaları biraz fazladır.

fazla
too

There were too many people at the concert. - Konserde çok fazla kişi vardı.

If you eat too much you will become fat. - Çok fazla yersen şişmanlarsın.

fazla
{s} superfluous
fazla
to spare

We have more than enough time to spare. - Harcamak için gereğinden fazla zamanımız var.

fazla
far

Far from stopping, the storm became much more intense. - Fırtınanın durması söyle dursun, çok daha fazla yoğunlaştı.

He drinks far too much beer. - O çok fazla bira içer.

fazla
ex
fazla
playtime
fazla
redundant

Soldiers currently in theatre will not be made redundant. - Şu an tiyatrodaki askerler ihtiyaç fazlası yapılmayacaklar.

fazla
(Havacılık) safety valve
fazla
oversupplied
fazla
considerable
fazla
spare

Why do you spend most of your spare time with Tatoeba? - Tatoeba ile benimle harcadığından daha fazla zaman harcamayı tercih edersin.

We have more than enough time to spare. - Harcamak için gereğinden fazla zamanımız var.

fazla
above

More than a century ago, a comet or a meteor exploded in the sky above the Tunguska River valley in Russia. The explosion knocked down millions of trees over hundreds of miles. - Bir asırdan fazla bir süre önce, Rusya'daki Tunguska Nehri vadisinin üzerindeki gökyüzünde bir kuyrukluyıldız veya bir göktaşı patladı. Patlamada yüzlerce mildeki milyonlarca ağaç yıkıldı.

Don't go above five rubles. - Beş rubleden fazla ödeme yapmayınız.

fazla
strongly
fazla
extra

We stayed an extra two weeks in Paris; and we spent it seeing the sights. - Biz Paris'te fazladan iki hafta daha kaldık; ve bunu turistik yerleri gezerek geçirdik.

We'll need an extra ten dollars. - Fazladan bir on dolara ihtiyacımız olacak.

fazla
heartily
fazla
over-
fazla
no end of
fazla
de trop
fazla
extravagant
fazla
not more than
fazla
to more than
aktif fazlalık
(Havacılık) active redundancy
fazla
what is left over, the remainder
fazla
supernumerary
fazla
excess

You shouldn't eat to excess. - Çok fazla yememelisin.

Excessive gambling causes the same brain changes as a drug addiction. - Fazla kumar, uyuşturucu bağımlılığına benzer beyin değişimlerine neden olur.

fazla
extra, left over
fazla
unneedful
fazla
in excess of
fazla
plus
fazla
thick
fazla
out

The price turned out to be lower than I thought. - Fiyat düşündüğümden daha da fazla düştü.

I used to hang out with Tom a lot, but these days he's not around much. - Eskiden Tom'la çok takılırdım, fakat o bu günlerde çok fazla buralarda değil.

fazla
more (than)
fazla
too; too much; too many
fazla
rising of
fazla
super

The Philippines experienced more than twenty super typhoons that year. - Filipinler o yıl yirmiden fazla süper tayfun yaşadı.

fazla
ultra
fazla
detrop
fazla
plenty

There were plenty of guests in the hall. - Salonda çok fazla misafir vardı.

Don't get so nervous there is a plenty of time to answer all the questions. - Tüm soruları cevaplamak için çok fazla zamanınız olduğu için gergin olmayın.

fazla
beyond

The patient was quite beyond help, so that the doctors could do no more. - Hasta yardım almanın ötesindeydi, onun için doktorlar daha fazlasını yapamadı.

fazla
expletive
fazla
excrescence
sayıca fazlalık
preponderance
şaşırtıcı fazlalık
embarrass de richesse
Türkisch - Türkisch
Çokluk, gereğinden artık olma durumu
Çokluk, gereğinden artık olma durumu: "Fakat, tuhaf ki, kadın teessürde, korkuda hiçbir fazlalık göstermedi."- R. N. Güntekin
bolluk
(Osmanlı Dönemi) KEMAL
(Hukuk) SAFRA
fazlalık etmek
Birinin varlığı, bulunduğu yerde gereksiz olmak
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) Çok ziyâde, artık, artan
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) (C: Fazalât) Kazurat, pislik
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) İleri. *Gereksiz, lüzumsuz
Fazla
(Osmanlı Dönemi) BİRUN
Fazla
(Osmanlı Dönemi) MAHŞÜV
fazla
Artmış olan
fazla
Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı (olan), ziyade
fazla
Fazla olarak hastaydı."- R. N. Güntekin
fazla
Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı olan, ziyade: "Yaşamak için çok zorluk çekiyordu
fazla
Daha çok, aşkın: "Biz ancak Cumhuriyet devrinde elli yıldan fazla bir barış devri geçirmişiz."- B. Felek
fazla
Daha çok, aşkın
fazla
Gereksiz, yersiz