eğmek

listen to the pronunciation of eğmek
Türkisch - Englisch
tilt
bend
curve
warp
bow

I don't want to bow down to him. - Ona boyun eğmek istemiyorum.

flex
to bring (someone) round, persuade
spring
decline
to tip, to tilt; to bow, to bend, to incline, to curve
stoop
incurve
inflect
slant
to turn (one's eyes) to
to lean, tilt, or bend (something) (in a specified direction)
incline
ply
buckle
sway
droop
cant
contort
duck

Tom had to duck his head to get through the doorway. - Tom kapıdan girmek için başını eğmek zorunda kaldı.

top
hang
defect
bevel
tip
hunch
boyun eğmek
submit

I would rather die than submit. - Boyun eğmektense ölmeyi tercih ederim.

I was forced to submit to my fate. - Ben kaderime boyun eğmek için zorlandım.

boyun eğmek
give in

She usually has to give in to her big sister. - O genellikle ablasına boyun eğmek zorunda.

I always have to give in to him. - Ben her zaman ona boyun eğmek zorundayım.

boyun eğmek
comply
eğme
{i} tip
boyun eğmek
bow

I don't want to bow down to him. - Ona boyun eğmek istemiyorum.

boyun eğmek
give way
boyun eğmek
(Politika, Siyaset) obey
boyun eğmek
indulge
boyun eğmek
(Dilbilim) accommodate oneself
boyun eğmek
(deyim) knuckle under to
boyun eğmek
acquiesce
boyun eğmek
succumb
boyun eğmek
(Dilbilim) give way to
boyun eğmek
agree to
boyun eğmek
truckle to
boyun eğmek
defer to
boyun eğmek
(Dilbilim) give in to

She usually has to give in to her big sister. - O genellikle ablasına boyun eğmek zorunda.

I always have to give in to him. - Ben her zaman ona boyun eğmek zorundayım.

boyun eğmek
yield

We had to yield to their request. - Onların ricasına boyun eğmek zorunda kaldık.

boyun eğmek
kiss the dust
(Bilgisayar) skew
eğme
(Bilgisayar) tilt

Don't tilt your chair back. - Koltuğunu geriye eğme.

eğme
contort
{f} tilt

Don't tilt your chair back. - Koltuğunu geriye eğme.

She stood silently, her head tilted slightly to one side. - Başı bir tarafa doğru hafifçe eğik, sessizce ayakta durdu.

incline

Tom didn't seem inclined to elaborate and I didn't really want to know all the details anyway. - Tom ayrıntılara girmek için eğilimli görünmüyordu ve ben zaten bütün detayları gerçekten bilmiyordum.

He is inclined to be lazy. - O tembel olmaya eğimlidir.

{f} leaning

This house is leaning to one side. - Bu ev bir tarafa doğru eğiliyor.

Tom was leaning on the fence. - Tom çitin üzerine eğiliyordu.

{f} curve

A smile is a curve that sets everything straight. - Bir gülümseme, her şeyi düzelten bir eğridir.

The road curves gently toward the lake. - Yol göle doğru hafifçe eğilimlidir.

{f} hog
{f} tilted

The spiral galaxy closest to our Milky Way galaxy is Andromeda. Andromeda is over 2 million light-years away. Its central bulge and spiral arms are tilted toward us at a 15 degree angle. - Samanyolu galaksimize en yakın sarmal gökada Andromeda'dır. Andromeda 2 milyondan fazla ışık yılı uzaklıktadır. Onun orta çıkıntısı ve spiral kolları 15 derecelik açıyla bize doğru eğiktir.

She stood silently, her head tilted slightly to one side. - Başı bir tarafa doğru hafifçe eğik, sessizce ayakta durdu.

{f} curving
{f} inclined

He is inclined to get mad. - O, kızmaya eğilimlidir.

Don't take it literally. He is inclined to exaggerate. - Onu harfi harfine almayın. O abartma eğilimindedir.

eğme
bending

Can you touch your toes without bending your legs? - Sen ayak parmaklarına bacaklarını eğmeden dokunabilir misin?

eğme
bend

Can you touch your toes without bending your legs? - Sen ayak parmaklarına bacaklarını eğmeden dokunabilir misin?

We will not bend to the will of a tyrant. - Biz tiranın isteğine boyun eğmeyeceğiz.

başını öne doğru eğmek
lower one's head
başını öne doğru eğmek
bow one's head
başını öne doğru eğmek
bend one's head
curved
boyun eğmek
sit down under
boyun eğmek
resign oneself to
boyun eğmek
bow down

I don't want to bow down to him. - Ona boyun eğmek istemiyorum.

boyun eğmek
surrender
boyun eğmek
comply with
boyun eğmek
truckle
boyun eğmek
bend the knee
boyun eğmek
bend
boyun eğmek
buckle
boyun eğmek
to submit, to yield, to truckle to sb, to bite the bullet, to give in (to sb/sth), to knuckle under, to succumb (to sth)
boyun eğmek
knuckle down
boyun eğmek
knuckle under
boyun eğmek
cave
boyun eğmek
to submit (to); to humiliate oneself (before)
boyun eğmek
buckle under
cezaya boyun eğmek
kiss the rod
hunch
eğme
contortion
eğme
inclining
eğme
bending, bend
eğme
curving
eğme
incurvation
kadere boyun eğmek
to bow to fate, to bow to the inevitable
kaderine boyun eğmek
meet one's doom
çaresizliğe boyun eğmek
yield to despair
çehre çatmak/eğmek/etmek
to make a sour face
Türkisch - Türkisch
Düz olan bir şeyi eğik duruma getirmek
Düz olan bir şeyi eğik duruma getirmek: "Ağır ağır başını eğip yere baktı ve boynunu büktü."- Y. Z. Ortaç
Sert bir cismi bükmek
bükmek
(Osmanlı Dönemi) HANEV
Bıçak, orak gibi araçları bilemeye yarayan araç
eğme
Eğmek işi
eğmek
Favoriten