davacı

listen to the pronunciation of davacı
Türkisch - Englisch
plaintiff

The judge decided against the plaintiff. - Hakim davacı aleyhine karar verdi.

I am the plaintiff in that trial. - O duruşmada davacı benim.

claimant
involved in a lawsuit
(Hukuk) plaintiff, suitor, litigant, claimant
pursuer
libellant
the prosecution
plaintiff, claimant, suitor, litigant
orator
libelant
complainant
litigant
prosecutor
suitor
sued
litigator

Tom Jackson is one of our finest litigators. - Tom Jackson bizim en iyi davacılarımızdan biridir.

prosecution
prosecutrix
complain
dava
lawsuit

Dan maintained his innocence all along the lawsuit. - Dan tüm dava boyunca masumiyetini korudu.

What is needed to win a lawsuit? - Bir davayı kazanmak için ne gereklidir?

davacı avukatı
counsel for the prosecution
davacı avukatı
prosecuting attorney
davacı avukatı
prosecuting counsel
davacı dilekçesi
libel
davacı gelmediğinden davayı reddetme
non prosequitur
davacı gelmediğinden davayı reddetmek
non pros
davacı olmak
to sue, take (someone) to court, bring an action against
davacı taraf
party plaintiff
dava
claim
dava
process
dava
{i} trial

The defendant was about to stand trial when he grabbed the deputy's gun and shot the judge. - Davalı, milletvekilinin silahını kaptığında ve yargıcı vurduğunda yargılanmak üzereydi.

Facebook and text messages have emerged as key evidence in the trial of a man for raping a student. - Facebook ve cep telefonu mesajları bir öğrenciye tecavüz etmesi nedeniyle bir adamın davasında kilit delil olarak ortaya çıkmıştır.

dava
prosecution
dava
plea

The defendant will please rise. - Davalı lütfen ayağa kalkın.

dava
cause

Soon the movement was no longer growing. Many people became discouraged and left the cause. - Yakında hareket artmıyordu. Birçok kişinin cesareti kırıldı ve davadan ayrıldı.

He contributed nothing to the cause. - O, davaya hiçbir katkıda bulunmadı.

dava
instance
dava
(Ticaret) accusation
dava
(Kanun,Politika, Siyaset) proceedings
dava
(Kanun) lis
dava
(Kanun) clamor
dava
litigate

There's nothing worse for children than litigated custody. - Çocuklar için velayet davasından daha kötü bir şey yoktur.

dava
(Ticaret) courtcase
dava
(Ticaret) tare
dava
(Kanun) proceeding

At the meeting he monopolized the discussion and completely disrupted the proceeding. - Toplantıda o, tartışmayı tekeline aldı ve davayı tamamen bozdu.

dava
(Kanun) dispute
dava
litigation

Other factors of importance, which make litigation of large corporations more difficult, are the size and complexity of their activities. - Büyük şirketleri dava etmeyi zorlaştıran diğer önemli etkenler de faaliyetlerinin boyutları ve karmaşıklığıdır.

dava
case

I am really in the dark on this case. - Bu dava ile ilgili gerçekten bilgim yok.

He was surprised to hear about the murder case. - Cinayet davasıyla ilgili duyduklarına şaşırdı.

dava
plaint

I am the plaintiff in that trial. - O duruşmada davacı benim.

The judge decided against the plaintiff. - Hakim davacı aleyhine karar verdi.

dava
pleading
dava
suit

Sami launched a suit against Layla. - Sami, Leyla'ya karşı dava açtı.

I brought a suit against the doctor. - Doktora bir dava açtım.

dava
court cases
dava
case; trial
dava
law

Lawyers make mega bucks when they win cases. - Avukatlar davaları kazandıklarında çok miktarda dolar kazanırlar.

The lawyer decided to appeal the case. - Avukat davaya başvurmaya karar verdi.

dava
suit, lawsuit, action, process; trial; claim, assertion; thesis; problem, question, matter
dava
proposition, thesis
dava
law trial
dava
action

The actions she took were too careless, and she was left defenseless. - Onun açtığı davalar çok ilgisiz ve o savunmasız bırakıldı.

dava
1.suit, lawsuit, action
dava
slang sweetheart, love. (aleyhine)
dava
cause, purpose or movement which is given militant support
dava
question, matter
dava
claim, assertion, allegation, point at issue
dava
(Matematik) theorem
dava
(Matematik) problem
dava
(Hukuk) action, proceedings, case, prosection
Türkisch - Türkisch
Dava eden kimse, müddei: "Davacı yerinde kimseler yok."- S. F. Abasıyanık
Dava eden kimse, müddei
DAVACI
(Hukuk) Dava açan kimse; devletten hukuki himaye isteyen kişi; kamu davasında davacı (kural olarak) savcıdır
DAVACI
(Osmanlı Dönemi) t. Dava açan
dava
sav
Dava
aranç
Dava
(Osmanlı Dönemi) DÂİYE
Dâva
(Osmanlı Dönemi) NIHLE
dava
Sorun
dava
çözümlenmesi gerekli olan konu
dava
İleri sürülerek savunulan düşünce, çözümlenmesi gerekli olan konu, sav
dava
Sevgili
dava
Hukuki korunmanın bir hüküm ile sağlanması için yargı organlarına başvurma. İleri sürülerek savunulan düşünce, çözümlenmesi gerekli olan konu, sav: "Erkekler davalarını hanımlar kadar hararetle müdafaa edememişlerdir."- H. C. Yalçın
dava
Ülkü
dava
Sorun: "O kırkyıllık davada beyhude akıntıya kürek çekmişiz."- Y. K. Beyatlı. Ülkü: "Ankara'nın bırakılışını Türkiye'nin ve davanın bırakılışı sayanlar vardı."- T. Buğra
dava
Hukukî korunmanın bir hüküm ile sağlanması için yargı organlarına başvurma
dâvâ
(Osmanlı Dönemi) tâkip edilen fikir, iddia
Englisch - Türkisch

Definition von davacı im Englisch Türkisch wörterbuch

dava
trial
davacı
Favoriten