The two of them transformed chemistry into a modern science.
- Onlardan ikisi kimyayı modern bilime dönüştürdü.
He transformed his small family business into a highly profitable company with more than 200 employees.
- O, küçük aile işletmesini, 200'den fazla çalışanı ile son derece karlı bir şirkete dönüştürdü.
The two of them transformed chemistry into a modern science.
- Onlardan ikisi kimyayı modern bilime dönüştürdü.
Io was one of the lovers of Zeus and was transformed into a cow by him.
- İo, Zeus'un sevgililerinden biriydi ve onun tarafından bir ineğe dönüştürüldü.
If you convert 48 hours into minutes, how many minutes does that make?
- 48 saati dakikaya dönüştürürseniz, kaç dakika yapar?
The cells have the capacity to convert food into energy.
- Hücrelerin gıdayı enerjiye dönüştürme güçleri var.
Alchemists tried to transmute base metals into gold and silver.
- Simyagerler adi metalleri altına ve gümüşe dönüştürmeye çalıştılar.
The player made a splendid comeback.
- Oyuncu muhteşem bir dönüş yaptı.
Tom often forgets to use his turn signal.
- Tom çoğunlukla dönüş sinyalini kullanmayı unutur.
Modern science has turned many impossibilities into possibilities.
- Modern bilim birçok olanaksızlıkları olanaklı hale dönüştürmüştür.
My old friend wrote to me, informing me of his return from abroad.
- Eski arkadaşım bana yazdı, yurt dışından dönüşü ile ilgili bilgi verdi.
There is no returning on the road of life.
- Yaşam yolunda dönüş yoktur.
There is no returning on the road of life.
- Yaşam yolunda dönüş yoktur.
There is no returning to our younger days.
- Daha genç günlerimize geri dönüş yoktur.
The lesson on reflexive verbs is always difficult for the students.
- Dönüşlü fiiller dersi öğrenciler için her zaman zordur.
Layla's love turned to revenge.
- Leyla'nın sevgisi intikama dönüştü.
Nicolas Flamel dreamed of turning lead into gold.
- Nicolas Flamel kurşunu altına dönüştürmeyi hayal etti.
Now there is no turning back.
- Şimdi geriye dönüş yok.
I had trouble finding my way back to my hotel last night.
- Dün gece otele dönüş yolumu bulmada sıkıntı yaşadım.
She could not find her way back.
- O, geri dönüş yolunu bulamadı.